Mâlik bin Dînâr rahimehullâh, Basra'da yaşamış olan âlim ve zâhidlerin meşhurlarından olup Tâbiîndendir.

Hicret'in 131. senesinde vefat etmiştir. Tevbe ederek sâlihlerin yoluna girmesini kendisi şöyle anlatmıştır:

"Tevbe etmeden evvel zaptiye idim. Günlerim gaflet ve günahlar içinde geçiyordu. Evlendim; sevgisi kalbimi tamamen kaplayan bir kız evlâdım oldu.

Lâkin iki yaşını doldurduğunda vefat etti. Üzüntümden kederlere boğuldum, sararıp soldum.

Şâbân ayının on beşinci gecesi, yani Berat Gecesi'nde, gaflet içinde yatsı namazını da kılmadan uyumuştum.

Rüyamda bütün insanların mahşer meydanında toplandığını gördüm. Ben de onların arasındaydım.

Birden arkamdan korkunç bir ses işittim. Dönüp baktığımda, kapkara, gök gözlü, son derece büyük bir ejderha bana doğru süratle geliyordu.

Korkuyla kaçmaya başladım. Kaçarken güzel kokular saçan, temiz elbiseli, nurlu yüzlü yaşlı bir zâtla karşılaştım. Kendisinden yardım istedim.

Bana:'Ben zayıfım, o canavar ise çok güçlüdür. Ona karşı koyamam. Sen kaçmaya devam et, umulur ki Allah Teâlâ sana yardım edecek birini çıkarır.' dedi.

Koşmaya devam ettim. Bir ara yüksek bir yere çıktım ve Cehennem'in korkunç manzaralarını gördüm. Korkudan oraya atlamak istedim.

Tam o sırada:'Geri dön! Sen buranın ehlinden değilsin!' diye bir ses duydum.

Geri döndüm. Ejderha hâlâ peşimdeydi. Tekrar o yaşlı adamla karşılaştım. Bana, Müslümanların emanetlerinin bulunduğu bir dağa gitmemi söyledi.

Dağa baktığımda, her tarafında yakutlarla süslenmiş kapılar, ipek perdeler gördüm.

Melekler:-'Perdeleri kaldırın, kapıları açın! Bakın bakalım, bu zavallıyı kurtaracak bir emanet var mı?' diye seslendiler.

Kapılar açılınca yüzleri ay gibi parlayan çocuklar göründü. Tam o sırada vefat eden kızımı aralarında gördüm.

Beni görünce:'Bu benim babamdır!' diyerek yanıma geldi.Elimden tuttu. Sonra diğer eliyle ejderhaya işaret etti. Ejderha derhal geri dönüp kaçtı.

Kızım bana:'Babacığım! Allah'ın zikri için müminlerin kalplerinin huşû duymasının vakti gelmedi mi?' meâlindeki Hadîd Sûresi'nin 16. âyetini okudu.

Ağlayarak ona sordum:'Ey kızım! Beni helâk etmek isteyen ejderha neydi?'

-'Babacığım, o senin günahlarındı. Onlar büyüyüp kuvvetlenmiş ve seni helâk etmek istiyordu.'

'Peki yolda gördüğüm ihtiyar kimdi?''O da senin zayıf bıraktığın sâlih amellerindi. Hayırlı amellerini az yaptığın için güçsüz kalmış, günahlarına karşı koyamamıştı.'

-'Aranızda bulunduğunuz bu dağ nedir?''Biz Müslümanların çocuklarıyız. Kıyamete kadar burada bekletiliyoruz. Sizler geldiğinizde de Allah'ın izniyle şefaat edeceğiz.' dedi.

Korku ve heyecan içinde uyandım. O günden sonra bütün kötülükleri terk ettim, Allah Teâlâ'ya samimiyetle tevbe ettim. İşte benim tevbemin sebebi budur."

Bu ibretli menkıbe, günahların insanın peşini bırakmayan bir ejderha gibi büyüyebileceğini, sâlih amellerin ise kulun en zor anlarında yardımına koşacak dostları olduğunu göstermektedir.

İnsan, günahlarını küçük görmemeli; tevbeyi de geciktirmemelidir. Çünkü kalbi uyandıran bir nasihat, bir âyet, bir gözyaşı veya samimi bir pişmanlık, insanın hayatını tamamen değiştirebilir.

Günah ejderha misali düşer kulun izine,
Salih amel kandil olur karanlık gecesine.
Tevbe eden mahrum kalmaz Rahmân'ın lütfundan,
Rahmet iner damla damla pişmanlık gözyaşına.

Bir çocuk sesi yankılandı mahşerin sessizliğinde,
"Gelmedi mi vakit?" dedi kalbin derinliğinde.
Uyandı Mâlik gafletten, yöneldi Hakk yoluna,
Bir tevbe neler değiştirir kulun kaderinde.

Mâlik bin Dînâr Hazretleri'nin bu kıssası, tevbenin, salih amelin ve Allah Teâlâ'nın sonsuz rahmetinin ne kadar büyük olduğunu hatırlatan çok tesirli bir nasihattir.

Rabbimiz bizleri gafletten muhafaza eylesin, kalplerimizi zikriyle ihya eylesin, günahlarımızı affedip samimi tevbe eden kullarının arasına dahil eylesin.

Bir tevbe kapısı açık, gece gündüz her zaman,
Yeter ki kul yönelsin Hakk'a, pişman olsun derinden.
Rahmet deryası taşar, af kapıları açılır,
Ümit kesmez mümin asla Rabbinden ve kereminden.

Allah'ım! Kalplerimizi gafletten uyandır. Günahlarımızı bize mahşerde yük olacak ejderhalara dönüştürme.

Bizlere samimi tevbe etmeyi, salih amellerimizi çoğaltmayı ve ihlasla yaşamayı nasip eyle.

Ölmeden önce tevbe, ölüm anında kelime-i şehadet, ölümden sonra da affın ve rahmetinle muamele eyle.

Bizleri salih kullarınla beraber haşreyle, evlatlarımızı ve nesillerimizi dinine hizmet eden hayırlı kullardan eyle.

Âmin yâ Rabbi'l-âlemîn..

HIDAYET DOGAN OSMANOGLU
Tc. Kul. Bak. Halk Sairi