
Sevgili Dostlar bu yıl bana 16 sene bekleyişten sonra nihayet Hac nasip oldu.
Bir ayı geçti donusumuz ama hala Haccın tesiri altındayım tüm Hacılarımız gibi .
Bazen rüyamizda görüyoruz Beytullahi ve Sevgili Rasulumuzun Ravzai Mubarekelerini bazen de televizyonda Arabistan kanalını açıp doya doya canlı olarak seyrediyoruz.
Ne de olsa bu yilin taze Hacıları sayiliyoruz Bu hal gelecek sene Hac mevsimine kadar devam eder diyorlar.
Bugün de sizlere Hacda yaşanmış bir hikayeden bahsedeceğim.Merkez Efendi namıyla meşhur İstanbul'da yaşamış ve bir Camiye adını veren Musa Muslihiddin ksa.nin menkibesi.
Ben çok beğendim umarım sizlerde beğeniyle okursunuz.
Hayatta öyle yolculuklar vardır ki insanı bir şehirden başka bir şehre değil, kendinden Rabbine götürür. Hac da böyledir. Ayaklar Kâbe'ye yürür; fakat asıl yolculuk gönüldedir.
Tasavvuf geleneğinde anlatılan menkıbeye göre, Musa Muslihuddin de bu büyük yolculuğun sonunda bambaşka bir insan oldu.
Genç yaşta tıp, fıkıh ve tasavvuf ilimlerinde temayüz etmiş, nice hastaya şifa olmuştu.
Rivayetlere göre Mesir Macunu'nun hazırlanmasına öncülük etmiş, halkın sevgisini, devlet büyüklerinin de takdirini kazanmıştı. Ancak nefsin en gizli tuzağı, insanın kendi kusurunu görememesidir.
İlim ile yükselirken gönlün eğik kalmalı,
Kibir denen ince perde gönülden kalkmalıdır.
Makam gelir, makam gider, baki kalan Hakk'tır hep,
Kul secdede doğrulursa ömrü nurla dolmalıdır.
Bir yıl hac yolculuğuna çıktı. Günler süren çöl yolları, sabır ve teslimiyetle aşıldı. Nihayet Arafat'a ulaştığında, mahşeri andıran o büyük buluşmada herkes aynı ihram içindeydi.
Orada ne unvan vardı ne servet...
Herkes aynı acziyetle ellerini semaya kaldırmıştı.
İşte o an Musa Muslihuddin gönlündeki perdeyi fark etti.
Rivayete göre kendi kendine şöyle dedi:"Ey Musa! Yıllarca ilminle övündün. Oysa Allah katında değer; ihlas, gözyaşı ve teslim olmuş bir kalptedir."
Arafat'ta erir dağlar, erir gönül taşları,
Rahmet olur gözyaşının sessiz akan yaşları.
İhram örter benliğimizi, silinir bütün izler,
Orda eşit olur bir gün Sultan ile fakirler.
Hac dönüşünde İstanbul'a geldi ve büyük mürşid Sümbül Sinan Efendi'nin dergâhına devam etti.
Bir gün mürşidi talebelerine sordu:"Evlatlarım, Cenâb-ı Hak bu âlemi yeniden düzenleme yapma yetkisini size verseydi, neyi değiştirirdiniz?"
Herkes farklı cevap verdi.
Sıra Musa Muslihuddin'e geldiğinde başını öne eğerek şöyle dedi:
"Efendim, ben hiçbir şeyi değiştirmezdim. Çünkü Rabbimin kurduğu nizam kusursuzdur. Ben sadece kendi nefsimi değiştirmeye çalışırdım."
Bu cevap üzerine Sümbül Sinan Efendi tebessüm etti ve:"Aferin Musa... Sen merkezini buldun." buyurdu.
Rivayete göre o günden sonra Merkez Efendi adıyla anılmaya başladı.
Dünya değil değişecek, değişmeli gönlümüz,
Nefsimizi yenebildik, işte gerçek ömrümüz.
Merkezini bulan insan şaşmaz artık yolundan,
Hak kapısı açılıverir ihlas dolu kulundan.
Bu menkıbe bize önemli bir hakikati hatırlatır: Dünyayı düzeltmeye çalışmadan önce insan kendi kalbini düzeltmelidir.
Hac, yalnızca Kâbe'yi ziyaret etmek değil; nefsi tanımak, acziyeti anlamak ve Allah'a tam teslim olmaktır.
Bugün de aynı soruyu kendimize soralım:
"Ben dünyayı mı değiştirmek istiyorum, yoksa önce kendimi mi?"
Belki de bütün değişim, işte bu sorunun cevabında gizlidir.
"Kendini bilen Rabbini bilir." sözü de bize bu hakikati fısıldamaktadır.
Rabbimiz bizlere de gönül merkezimizi bulmayı, haccın ruhunu yaşamayı ve ihlas üzere bir ömür sürmeyi nasip eylesin. Âmin.
Hidayet Doğan Osmanoglu
TC.Kul.Bak.Halk Sairi