Bazı eserler vardır; yalnızca kalemle yazılmaz, gönülden doğar

Bazı mısralar vardır; yalnızca kâğıda dökülmez, asırlardan asırlara gönülleri birbirine bağlayan birer sevgi köprüsü olur.

İşte Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-Necât adlı Mevlid-i Şerîf’i de böyle bir gönül mahsulüdür.

Rivayet edildiğine göre hadise, Bursa Ulu Cami’de yaşanır.

1402 Ankara Savaşı’ndan sonra Bursa’da bulunan İranlı bir vâiz, Ulu Cami’de vaaz etmek üzere kürsüye çıkar.

Bakara Sûresi’nin 285. âyet-i kerîmesinde geçen:
“Allah’ın peygamberlerinden hiçbirinin arasını ayırmayız.”ifadesini açıklarken, peygamberler arasında fazilet ve üstünlük bakımından da bir fark bulunmadığını ileri sürer.

Bunun üzerine cemaat içerisinde bulunan ilim ve irfan sahibi bir zât ayağa kalkarak vâizin yanlış yorumunu düzeltir:

''Peygamberler arasında fark gözetmemek, onların peygamberlik vazifeleri bakımındandır. Yoksa mertebe, fazilet ve üstünlük bakımından değildir.''

Ardından Bakara Sûresi’nin 253. âyet-i kerîmesini hatırlatır:
“O peygamberlerin bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık.”

Böylece kuvvetli delillerle vâizin yanlış düşüncesini çürütür.
Fakat mesele burada bitmez.

Cemaat içerisinden bazı kimselerin yanlış anlayışa kapılması, Süleyman Çelebi’yi derinden üzer.

Çünkü o, Resûlullah Efendimiz’e olan muhabbeti sadece dilinde değil, gönlünün en derin yerinde taşıyan bir Allah dostudur.

Onun gönlünde Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) yeri bambaşkadır.
Ve işte o gün, bu gönül sızısı mısralara dönüşür.

Süleyman Çelebi, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) diğer peygamberlere göre üstün makamını ifade eden meşhur beyitlerini söyler:

Ölmeyüp Îsâ göğe bulduğu yol,
Ümmetinden olmak için idi ol.

Ardından Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) yüce makamını ifade eden şu mısralar gönüllerde yankılanır:

Gerçi peygamberlerin evvelidir,
Cümlesinden sonra gelen ekmelidir.

Bu beyitler halkın gönlünde büyük bir karşılık bulur.

Çünkü mesele yalnızca bir münâzarayı kazanmak değildir.
Mesele, Peygamber sevgisini gönüllere nakşetmektir.

Süleyman Çelebi de bu hadiseden sonra, Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) mübarek hayatını, üstün ahlâkını, faziletlerini ve âlemlere rahmet oluşunu anlatan bir eser meydana getirmeye karar verir.

Ve böylece asırlar boyunca camilerde, evlerde, meclislerde okunacak olan Vesîletü’n-Necât, yani gönüllerin kurtuluş vesilesi olan Mevlid-i Şerîf ortaya çıkar.

Mevlid-i Şerîf’in daha ilk beyitleri, aslında bize eserin ruhunu anlatır:


Seyyidi kainât, Hazret-i Fahr-i Âlem
Muhammed Mustafâ râ Salevât

Allah âdın zikredelim evvelâ
Vâcib oldur cümle işde her kulâ

Allah âdın her kim ol evvel anâ
Her işi âsân ider Allah anâ

Allah âdı olsa her işin önü
Hergiz ebter olmaya ânın sonu

Her nefesde Allah âdın di müdâm
Allah âdıyle olur her iş tamâm

Bir kez Allah dese aşk ile lisân
Dökülür cümle günah misl-i hazân

İsm-i pâkin pâk olur zikr eyleyen
Her murâda erişür Allah diyen

Aşk ile gel imdi Allah diyelim
Dert ile göz yaş ile âh îdelim

Ola kim rahmet kıla ol pâdişah
Ol kerîm-ü ol rahîm-ü ol ilâh

Birdir ol, birliğine şek yokdürür
Gerçi yanlış söyleyenler çokdürür

Cümle-âlem yoğ iken ol var idi
Yaradılmışdan ganî cebbâr idi

Vâr iken ol, yok idi ins-ü melek
Arş-ü ferş-ü ay-ü gün hem nüh felek

Sun' ile bunlârı ol, vâr eyledi
Birliğine cümle ikrar eyledi

Kudretin izhâr edüp hem ol celîl
Birliğine bunları kıldı delîl

"Ol !" dedi bir kerre vâr oldu cihân
"Olma !" derse, mahv olur ol dem hemân

Pes Muhammeddir bur varliğa sebeb
Sıdk ile ânın rızasın kıl taleb

Ey azizler, işte başlarız söze
Bir vasıyyet kılarız illâ size

Ol vasıyyet ki direm her kim tuta
Misk gibi kokûsu canlardâ tüte

Hak-Teâlâ rahmet eyleye anâ
Kim beni ol bir dua ile anâ

Her kim ki diler bu duada buluna
Fâtiha ihsân ede ben kûluna..

Süleyman Çelebi, söze Allah’ın adıyla başlar.
Çünkü gerçek muhabbetin başlangıcı Allah’ı hatırlamaktır.

Ardından Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) doğumunu, hayatını, mucizelerini ve güzel ahlâkını anlatırken okuyucuyu adeta bir sevgi yolculuğuna çıkarır.

Yüzyıllardır mevlid okunurken insanların gözlerinin dolması, gönüllerinin yumuşaması boşuna değildir.

Çünkü Mevlid-i Şerîf sadece bir tarih anlatısı değildir.
O, Peygamber sevgisinin şiirle, edeble ve sanatla dile gelmiş hâlidir.

Bir çocuk, dedesinin dizinin dibinde mevlid dinlerken Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) adını öğrenir.

Bir anne, evladının kulağına mevlid sesini ulaştırırken gönlüne muhabbet tohumu eker.

Bir ihtiyar, yıllar boyunca dinlediği beyitleri tekrar duyduğunda gençliğine, çocukluğuna ve o güzel meclislere döner.

Ve bir millet, asırlar boyunca aynı mısraları okuyarak aynı sevginin etrafında buluşur.

İşte Süleyman Çelebi’nin asıl başarısı da budur.

O, bir tartışmaya cevap vermekle yetinmemiş; Peygamber sevgisini asırlar boyunca yaşayacak bir esere dönüştürmüştür.

Mevlid-i Şerîf’in gönüllere dokunan beyitlerinden biri de şöyledir:

Her ne kim ol âleme geldi ise,
Gâye-i maksûd Muhammed’dir yine.

Bu anlayış, Süleyman Çelebi’nin gönül dünyasını açıkça ortaya koyar.
Onun için Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), sadece tarih içerisinde yaşamış bir peygamber değildir.

O, insanlığın rehberi, ümmetin sevgilisi, güzel ahlâkın en yüce temsilcisidir.
Kur’ân-ı Kerîm’in ifadesiyle o, “âlemlere rahmet” olarak gönderilmiştir.

Bugün Mevlid-i Şerîf’i okurken yalnızca güzel bir şiir dinlememeliyiz.
Süleyman Çelebi’nin o büyük hassasiyetini de hatırlamalıyız.

Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.) sevmek, sadece onun adını güzel sözlerle anmak değildir.

Onun ahlâkını öğrenmek...
Onun merhametini kuşanmak...

Onun sünnetine sarılmak...
Onun ümmetine karşı taşıdığı şefkati anlayabilmek...

Ve hayatımızı onun güzel ahlâkından nasip alacak şekilde güzelleştirmek...
Asıl muhabbet budur.

Bugün bir Mevlid-i Şerîf meclisinde yükselen salât ü selâmlar, aradan geçen asırlara rağmen hâlâ aynı hakikati hatırlatıyor:

Muhabbet varsa gönül diridir.
Edep varsa muhabbet güzeldir.
Resûlullah sevgisi varsa hayatın yönü değişir.

Süleyman Çelebi’nin kaleminden dökülen bu beyitler, yüzyıllardır gönüllerimizde yankılanmaya devam ediyor:

Ger Muhammed olmasaydı âlemîn,
Olmaz idi âlem ü Âdem hemîn.

Ne güzel bir miras bırakmıştır Süleyman Çelebi...
Bir münâzaranın ardından doğan gönül sızısını, asırlar süren bir Peygamber muhabbetine dönüştürmüştür.

Bugün bize düşen ise o muhabbeti sadece dilimizde değil, ahlâkımızda ve hayatımızda yaşatmaktır.

Allah Teâlâ bizleri, Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) sevgisinden mahrum bırakmasın.

Onun güzel ahlâkıyla ahlâklanmayı, sünnet-i seniyyesine tâbi olmayı ve kıyamet gününde onun şefaatine nâil olmayı cümlemize nasip eylesin.
Âmin.

Mevlid Kandilimiz Mübarek olsun..

Hidayet Doğan Osmanoglu
TC.Kul.ve Turizm Bak.Halk Sairi