Fudayl bin İyad rahmetullahi aleyh, Hac yollarına düşmeden, o mübarek iklimle tanışmadan önce Mekke ile Medine arasındaki çöllerde kervanları soyan, gaddarlığı ve acımasızlığıyla nam salmış bir eşkıya çetesinin lideriydi.

İnsanlar onun adını duyduklarında korkar, onun bulunduğu yollardan geçmeye cesaret edemezlerdi. Nice insanın malına, canına ve huzuruna kasteden Fudayl, bir gün kendi nefsinin esiri olduğunu fark edecekti.

Bir gece yine bir evin duvarına tırmanmış, soygun için uygun anı bekliyordu. Tam o sırada içeriden Kur'ân-ı Kerîm sesi yükseldi.

Ev sahibi gece namazında Hadîd Sûresi'nin 16. âyetini okuyordu:
“İman edenlerin, Allah’ın zikri ve kendilerine inen hakikat karşısında kalplerinin saygıyla ürpermesinin zamanı hâlâ gelmedi mi?”

Bu ilâhî hitap, gecenin sessizliğinde Fudayl’ın kalbine bir ok gibi saplandı.
Duvarın üzerinde donakaldı.

Sanki âyet ona değil, doğrudan doğruya kalbine söylenmişti.
Yıllardır günahların karanlığında yaşayan o sert gönül bir anda titremeye başladı.

Gözlerinden yaşlar boşandı. Hıçkırıklar arasında şöyle dedi:
“Geldi ey Rabbim! Zamanı geldi, hatta geçti bile!”

İşte o gece Fudayl’ın hayatında yeni bir sayfa açıldı.
Bir âyet, bir ömrü değiştirmişti.

Bir Kur’ân sesi, bir eşkıyayı Allah dostlarının arasına taşımıştı.
Fudayl tövbe etti. Fakat onun tövbesi yalnızca dilde kalan bir “estağfirullah” değildi.

Geçmişte insanların hakkına girdiğini biliyordu. Elindeki imkânları bıraktı, mağdur ettiği kimseleri aradı, haklarını teslim etmeye ve helallik almaya çalıştı.

Sonra yönünü Mekke’ye çevirdi.
Çünkü artık onun gönlünde tek bir arzu vardı:
Allah’ın rızasına kavuşmak ve geçmişin karanlığından kurtulmak.

Mekke’ye vardığında Kâbe’nin huzurunda günlerce, gecelerce ağladı. İhrama girdiğinde yalnızca dünyalık elbiselerinden değil, geçmiş hayatının kirlerinden de sıyrılmak istiyordu.

Hac onun için yalnızca bir ibadet değildi.
Hac, onun için yeniden doğuştu.

Dün kervanların yolunu kesen Fudayl, bugün insanların gönüllerine yol gösteriyordu.

Dün insanların korktuğu bir isimdi; bugün insanlar onun huzurunda Allah'ı hatırlıyordu.

Dün elinde insanların malı vardı; bugün elleri duaya açılıyordu.
Dün kalbi katıydı; bugün gözleri Allah korkusuyla yaşarıyordu.

Bir âyet indi gönlüne, karanlık dağıldı,
Günah yüklü yürek bir anda uyandı.
Dünya denen yoldan Hak yola yöneldi,
Bir tövbe ile ömrün istikameti değişti.

Ey gönül, sen de ümitsizliğe kapılma,
Günahın çok diye Rahmet'ten uzak kalma.
Bir samimi “Yâ Rabbi!” yeter bazen,
Yeter ki gönülden dön, O'ndan ayrılma.

Fudayl’ın hikâyesi bize şunu öğretir:
İnsan, geçmişi ne kadar karanlık olursa olsun, samimi bir tövbe ile bambaşka bir geleceğe yürüyebilir.

Çünkü Allah’ın rahmeti, kulun günahlarından daha büyüktür.

Hac, yalnızca Kâbe’yi görmek değildir.

Hac, insanın kendi nefsine de bakmasıdır.

Arafat’ta insan geçmişini düşünür.

Müzdelife’de dünyanın gürültüsünden uzaklaşır.

Mina’da şeytanla mücadelesini hatırlar.

Kâbe’nin etrafında dönerken aslında hayatının merkezini sorgular:
“Benim hayatımın merkezinde kim var?”

İhram, insana bütün makamların ve zenginliklerin geçici olduğunu hatırlatır.

İnsanlar arasında makam sahibi ile sıradan insan aynı ihramın içinde yan yana durur.

Çünkü Allah katında üstünlük mal ile, makam ile, soy ile değil; takvâ ile ölçülür.
Fudayl bin İyad’ın hayatındaki dönüşüm de işte böyle bir dönüşümdü.

O, önce kalbinde ihrama girdi.
Dünyanın kirlerinden sıyrıldı.

Sonra Kâbe’ye yöneldi.
Ve hayatının yönünü değiştirdi.

HACCA YOLCULUK..

Bir yola çıktım ki gönlüm değişti,
Kâbe'yi görünce gözüm yaşlandı.
İhramla soyundum nefsin yükünden,
Her adımda gönlüm Hakk'a bağlandı.

Arafat'ta döküldü günahın yaşı,
Mina'da kırıldı nefsin savaşı.
Kâbe'nin yanında anladım şunu:
Kulun en büyük azığı gönül gözyaşı.

Hac yalnız bedenin yolculuğu değil,
Gönülden gönüle uzanan yoldur.
Kim Hak kapısında samimi durursa,
Bir ömür değişir, karanlık solar.

Allah’ım!
Bize de Fudayl bin İyad’ın tövbesindeki samimiyetten nasip eyle.
Kalplerimizi Kur’ân’ın nuru ile dirilt.

Bizi günahlarımızdan temizle, kul haklarından kurtar.

Kırdığımız gönülleri onarmayı, hakkına girdiğimiz kullardan helallik dilemeyi nasip eyle.

Haccı nasip ettiğin kullarına makbul bir hac,
Hacca gidemeyen kullarına da temiz bir gönül ve kabul edilmiş bir niyet ihsan eyle.

Kâbe’yi görmeyi nasip ettiğinde gözlerimizi,
Kâbe’nin Rabbini hatırlattığında da gönüllerimizi yaşart.

Allah’ım!
Bizi Mekke’den dönünce değişenlerden eyle.
Hacdan dönüp eski hayatına dönenlerden değil;

Hac ile gönlü değişenlerden eyle.
Bizi dünyaya değil Sana bağlananlardan,

İnsanların yolunu kesenlerden değil,
İnsanlara iyiliğin ve hakikatin yolunu gösterenlerden eyle.

Ömrümüzün sonunu iman, Kur’ân, tövbe, ibadet ve güzel ahlâk ile güzelleştir.
Âmin, ya Rabbi’l-âlemîn.

HİDAYET DOĞAN OSMANOĞLU
TC.KUL.BAK.HALK SAİRi