Hz. Ömer bin Hattâb (r.a.)..

Adaletiyle dünyaya nam salmış, hakkı bâtıldan ayırmasıyla gönüllere taht kurmuş büyük bir sahâbî..

Fakat onun gönlünde, bütün bu meziyetlerden daha büyük bir duygu vardı: Allah korkusu ve hesap günü endişesi.

Rivayetlere göre Hz. Ömer (r.a.) hançerlendiğinde ağır yaralanmıştı. Kendisine süt getirildi. Sütü içtiğinde, aldığı yara sebebiyle sütün karnından dışarı çıktığı görüldü.
Artık durumun çok ciddi olduğu anlaşılmıştı.

Kendisine, “Vasiyet et.” denildi.
İşte o anda Hz. Ömer’in zihninde ne hilafet vardı, ne saraylar, ne fetihler, ne de dünya...

Onun gönlünü asıl meşgul eden şuydu:
“Rabbimin huzuruna nasıl çıkacağım?”

Birden oğlu Abdullah’a:
“Bana Huzeyfe bin Yemân’ı çağır.” dedi.

Huzeyfe bin Yemân (r.a.), Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) sırdaşı olarak bilinen ve münafıkların isimleri kendisine bildirilen sahâbî idi.

Huzeyfe (r.a.) geldiğinde Hz. Ömer ona:
“Ey Huzeyfe! Seni Allah adına yemin vererek soruyorum. Resûlullah (s.a.v.) benim ismimi münafıklar arasında zikretti mi?” diye sordu.

Düşünün...
Bu soruyu soran kimdi?

Hz Ömer bin Hattâb!
Cennetle müjdelenmiş büyük bir sahâbî...

İslâm’ın ikinci halifesi...
Adaletiyle dillere destan olmuş bir Allah dostu...

Ama bütün bunlara rağmen münafık olmaktan korkuyordu.
Huzeyfe (r.a.) onun adının münafıklar arasında olmadığını ifade etti.

Hz. Ömer’in gönlü bir nebze olsun ferahladı.
Fakat onun Allah korkusu yine de dinmedi.

GÖNÜLDEKİ KORKU..

Ömer’in gözünde dünya bir gölgeydi,
Hesap günü gönlünde tek dilekti.
Tahtını değil, Rabbini düşündü,
Toprağa baş koymak onun emeliydi.

Ne şan istedi, ne dünya malını,
Ne makam düşündü, ne de ikbalini.
Bir kul olarak verdi son imtihanını,
“Affet Rabbim!” diye eğdi başını.

Sonra oğluna:
“Babanın yanağını toprağa koy.” dedi.

Abdullah (r.a.), babasının yanağını kendi dizine koymak isteyince Hz. Ömer:
“Hayır! Babanın yanağını toprağa koy!” diye buyurdu.

Ardından şu mânâlı sözleri söyledi:
“Eğer Rabbim beni bağışlamazsa, Ömer’in vay hâline!”

İşte gerçek kulluk şuuruydu bu...
İnsanların övgüsüyle değil, Allah’ın rızasıyla ölçülen bir hayat...

Hz. Ömer’in (r.a.) son arzularından biri de Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) yanına defnedilmekti.

Oğlu Abdullah’a:
“Âişe’ye git ve Ömer senden izin istiyor de. Sakın ‘Müminlerin Emiri’ deme. Çünkü bugün ben artık müminlerin emiri değilim.” buyurdu.

Ne büyük bir edep!
Hayatının son anlarında bile makamını kendisine yakıştırmıyor, kendisini yalnızca Allah’ın bir kulu olarak görüyordu.

Âişe (r.anhâ) validemiz izin verdi.
Hz. Ömer’in (r.a.) gönlü huzur buldu.

Fakat o yine de tedbiri elden bırakmadı. Hz Huzeyfe’nin cenaze namazına katılıp katılmayacağını merak etti.

Çünkü Hz.Huzeyfe (r.a.), Resûlullah’tan öğrendiği bir sır sebebiyle münafıkların kimler olduğunu biliyordu.

Huzeyfe’nin cenaze namazına katıldığını görenler, Hz. Ömer’in (r.a.) münafıklardan olmadığı konusunda ayrıca bir ferahlık yaşadılar.

Ve nihayet o büyük insan, Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) ve Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) yanına defnedildi.

Ey Kardeşim..
Bir düşün...

Hz.Ömer (r.a.) gibi bir sahâbî, ömrünü Allah yolunda geçirmiş olmasına rağmen Rabbine kavuşacağı anda korkuyordu.

Biz ise çoğu zaman günahlarımızı küçük görüyor, ibadetlerimizi yeterli sanıyor, kalbimizin hâlini sorgulamadan yaşıyoruz.

O, cennete müjdelenmiş olduğu hâlde korkuyordu.
Biz ise cenneti hak etmişiz gibi rahat davranıyoruz.

O, halife olduğu hâlde kendisini yalnızca Allah’ın kulu olarak görüyordu.
Biz ise bazen küçücük bir makamı bile kendimize büyük bir üstünlük sebebi sayıyoruz.

Hz Ömer’in korkusu ümitsizlik değildi.
Onun korkusu Allah’a karşı edebin, kulluk şuurunun ve hesap gününe hazırlığın bir işaretiydi.

HZ.ÖMER’İN RA.İZİNDE..

Bir kul ki dünyaya gönül bağlamadı,
Hak yolundan dönüp geri bakmadı.
Ömer gibi korkup Hakk’a sığındı,
Gönül tahtına dünyayı koymadı.

Adalet güneşi doğdu cihana,
Hakkı üstün tuttu mala, mekâna.
Nefsini ezdirdi Rabb-i Rahmân’a,
Ömer’in izinde yürüyen kazanır.

Geceleri dertli, gündüzü ibret,
Kalbinde Allah’a tükenmez minnet.
Diline duadır, gönlünde heybet,
Ömer’in izinde edep öğrenir.

Bir lokma şüpheyle titrerdi gönül,
Haktan yana idi söylediği sözün.
Dünya bir gölgeydi, ölüm ise gün,
Ömer’in izinde hakikat bulunur.

Tahtını bıraktı toprağa yakın,
Gönlü Rabb’ineydi her dem uyanık.
Son nefes gelince kalmadı tanık,
“Affet yâ İlâhî!” dedi o büyük.

Ey Hüdayi, sen de gönlünü arıt,
Nefsin putlarını birer birer kırıt.
Ömer’in izinden ayrılma, sabret,
Rabb’in huzuruna yüz akıyla git.

Rabbim bizleri de o yoldan ayırma,
Kalbimize dünya sevgisini koyma.
Son nefeste iman nurundan mahrum,
Bırakma bizleri, yâ Rab, bağışla!

Hüdayi der: Bu yol Hakk’a varıştır,
Ömer’in izinde gönül yanıştır.
Dünya geçicidir, baki hayat O’dur,
Rabb’in rızası en büyük bahıştır.

Hz. Ömer’in (r.a.) hayatı bize şunu öğretir:
İnsan ne kadar büyük olursa olsun, Allah’ın huzurunda kendisini büyük görmemelidir.

Asıl büyüklük, kulluğunu bilmektir.
Asıl zenginlik, Allah’ın rızasını kazanmaktır.
Asıl başarı ise insanın son nefesini imanla verebilmesidir.

Allah’ım!
Bizleri Hz. Ömer’in (r.a.) adaletinden,
Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) sadakatinden,

Hz. Osman’ın (r.a.) hayâsından,
Hz. Ali’nin (r.a.) ilim ve cesaretinden nasiplendir.
Kalplerimize Allah korkusu, gönüllerimize Resûlullah (s.a.v.) sevgisi ver.

Bizi gafletten uyandır.
Günahlarımızı bağışla.

Son nefesimizi imanla verdir.
Bizleri Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v.), ashâbının ve salih kullarının yolundan ayırma.

Allah’ım! Bizi bizden razı olduğun hâlde vefat ettir.
Mahşer günü bizleri Hz. Ömer’in (r.a.) ve bütün sâlih kullarının zümresinde haşreyle.

Efendimiz Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.), âline, ashâbına ve kıyamete kadar onun izinden yürüyen bütün müminlere salât ve selâm eyle.

Âmin, yâ Rabbi’l-âlemîn.

Hayırlı Cumalar.
Sağlıcakla kalınız Efendim..

Resim Medineyi Munevvere Cennetul Baki Kabristanligi

Hidayet Doğan Osmanoglu
TC.Kul.ve Turizm Bak Halk Sairi