İnsan bazen bir nimeti isterken, onun yalnızca kendisine ulaşmasını düşünür; fakat o nimetin nasıl geleceğini, beraberinde ne getireceğini ve kendisi için gerçekten hayırlı olup olmadığını hesaba katmaz.
Oysa kul için önemli olan yalnızca istemek değil, hayırlısını istemektir.
Rivayet edilen ibretli bir kıssada, rızkını sırtında ağır yükler taşıyarak kazanan bir hamalın hikâyesi anlatılır.
Bu hamal, namazlarından sonra daima şöyle dua edermiş:-Yâ Rabbi! Bana ne vereceksen hayırlısını ver. Bir ekmek de olsa, hayırlısından ihsan eyle.
Adamın her namazdan sonra aynı duayı tekrarlaması, çevresindekilerin dikkatini çekmiş. Nihayet bir gün içlerinden biri dayanamayıp sormuş— Kardeşim, sen her namazdan sonra, “Yâ Rabbi, bana ne vereceksen hayırlısını ver; bir ekmek de olsa hayırlısından ihsan eyle.” diye dua ediyorsun. Ekmeğin hayırsızı da mı olur?
Hamal, derin bir nefes almış ve:— Birader, benim başıma geleni bir bilsen, sen de aynı duayı tekrarlamaktan kendini alamazsın, demiş.
Yanındakiler daha da meraklanmış:— Neymiş başına gelen? Anlat da biz de dinleyelim.
Hamal anlatmaya başlamış:— Ben ekmeğimi sırtımda ağır yükler taşıyarak kazanan bir insanım. Bir gün yine sırtımda ağır bir yükle yokuş yukarı çıkıyordum.
Öylesine yorulmuştum ki artık takatim kesilmişti. Yükü yere bıraktım. Alnımdan süzülen terleri silerken içimden bir feryat koptu.
--Yâ Rabbi! Yediğim ekmeği bana ne kadar da zor veriyorsun. Ne olur, şu bir ekmeği de oturduğum yerden kazanmayı nasip etsen! Böyle kan ter içinde kalmasam…
Daha duamı bitirmiştim ki biraz ileride iki kişinin birbirleriyle sille tokat kavga ettiğini gördüm.
Dayanamadım. Aralarına girip onları ayırmaya çalıştım. Fakat kavga edenlerden birinin attığı yumruk yüzüme geldi. Bir anda yüzüm kan revan içinde kaldı.
Tam o sırada polisler geldi.
Beni de kavgacılardan biri zannederek doğruca karakola götürdüler. Derken kendimi hapiste buldum.
Mahkemeye çıkıncaya kadar hapiste kaldım.
Orada her gün bana ekmek veriliyordu.
Hani ben Rabbimden “oturduğum yerden ekmek” istemiştim ya…
İşte Rabbim onu vermişti.
Ne sırtımda ağır yük vardı ne de alnımdan soğuk terler akıyordu. Oturduğum yerde ekmek ayağıma kadar geliyordu.
Fakat o ekmeği yiyemiyordum.
Çünkü içim sıkıntı ve üzüntüyle doluydu.
Kendi kendime:--İşte istediğin oldu. Ne yük taşıyorsun ne yoruluyorsun. Oturduğun yerde ekmek geliyor. Hadi şimdi zevkle ye! diyordum.Ama yiyemiyordum.
O zaman anladım ki dışarıda alın teri dökerek, yorularak kazandığım ekmek; hapiste ayağıma kadar gelen bedava ekmekten çok daha huzurlu, çok daha lezzetliymiş.
İşte o gün duamın eksikliğini fark ettim.Ben:--“Yâ Rabbi, oturduğum yerden ekmek ver.” demiştim.
Ama:--Hayırlısından ver.demeyi unutmuştum.
O günden sonra duamı değiştirdim.
Artık Rabbimden kolay olanı değil, hayırlı olanı istiyorum.
Zahmetli de olsa huzurlusunu, meşakkatli de olsa bereketlisini, az da olsa gönül huzuruyla yiyebileceğim helâl rızkı niyaz ediyorum.
Çünkü insan her istediğine kavuştuğunda değil, kavuştuğunun hayırlı olduğunu bildiğinde huzur bulur.
Bazen çok istediğimiz bir şey gerçekleşmez ve üzülürüz.
Belki de gerçekleşmemesi, bizim için bir rahmettir.
Bazen bir kapı kapanır; biz bunu kayıp zannederiz. Hâlbuki Rabbimiz, ardında bizim bilmediğimiz bir zarardan muhafaza ediyor olabilir.
Bazen bir iş olmaz, bir yol açılmaz, bir fırsat elimizden kaçar.
İnsan o anda:--Niçin olmadı? diye sorar.
Belki de asıl soru şudur:--Ya olsaydı ve hayırlı olmasaydı?
Kulun vazifesi, Rabbinden istemek; sonra da O’nun takdirine razı olmaktır.
Çünkü biz geleceği bilmiyoruz. Bugün nimet sandığımız şeyin yarın imtihanımız olabileceğini; bugün sıkıntı sandığımız bir şeyin ise yarın büyük bir hayra vesile olabileceğini bilemeyiz.
Bu yüzden duamız yalnızca:--Allah’ım, istediğimi ver.
olmamalı.
Belki şöyle demeliyiz:--Allah’ım, istediğimi değil, hakkımda hayırlı olanı nasip eyle.
Çünkü bazen kulun duası kabul olur; fakat istediği şekilde değil, hakkında hayırlı olacak şekilde tecelli eder.
HAYIRLISINI VER YÂ RAB..
Yüküm ağır olsa şükrederim ben,
Alın terim ile lokma yerim ben.
Helâl rızkı ister, huzur dilerim,
Rabbimden hayırlı nasip dilerim.
Kolay olan her şey hayır değildir,
Çok mal insan için huzur değildir.
Az lokma gönülde şükür uyandır,
Hayırlı rızıkla gönlünü kandır.
Bir kapı kapanır, rahmettir belki,
Bir işten dönmek de hikmettir belki.
Bilmez kul yarını, Rabbini bilir,
Sabreden gönüller murada erer.
Zahmetli kazançta bereket vardır,
Helâl lokmanın tadı gönle hoştur.
Alın teri ile kazanılan mal,
Gönülde huzurdur, tükenmez bir bal.
Yük taşımak bazen şerefli iştir,
Helâl kazançla gönlüm pek şad olur.
Hayrı dile, nasip bekle Mevlâ’dan,
Uzak dur gönlünü yoran sevdadan.
Rabbim ne verirse hayrını versin,
Her lokma gönülde huzurla ersin.
Çok istemek değil, hayrını dile,
Rabbine güven, sabır ile bekle.
Ne gelirse gelsin şükür edelim,
Hayırlı rızkını daim dileyim.
Az olsa da helâl lokmamız olsun,
Hayırlı rızıkla ömrümüz dolsun.
Hüdayi der, dünya geçici handır,
Hayırlı rızıkla gönül şad olur.
Rabbim bize hayırlı ekmekler ver,
Helâl lokmayla yüzümüz hep gülsün.
Öyleyse geliniz, dualarımızı yeniden gözden geçirelim.
Sadece çok istemeyelim; hayırlısını isteyelim.
Sadece kolayını istemeyelim; huzurlusunu isteyelim.
Sadece dünyalık istemeyelim; bereketlisini ve helâlini isteyelim.
Çünkü bazen insanın istediği şey, kendisi için bir nimet değil, bir imtihan olabilir.
Rabbimizden niyazım şudur:
“Allah’ım! Bize vereceğin her nimetin hayırlısını, rızkın helâlini, kazancın bereketlisini, hayatın huzurlusunu ve akıbetin güzelini nasip eyle.
Bizi zahmetten değil, zahmetin içindeki rahmetten mahrum bırakma. Helâl lokmadan, kanaatten, şükürden ve gönül huzurundan ayırma. Âmin.
HİDAYET DOĞAN OSMANOĞLU
TC.KÜL.VE TURİZM BAK.KHALK ŞAİRİ