Evlilik, yalnızca iki insanın aynı çatı altında yaşaması değil, iki gönlün muhabbetle birleşmesi, iki hayatın müşterek bir istikbale doğru yol almasıdır.

Aile ise cemiyetin temel taşı, insanlığın ilk mektebi, sevgi ve merhametin neşvünema bulduğu mukaddes bir müessesedir.

Ne var ki günümüzde evliliklerin bir kısmı, daha yolun başında ihtilaflar, kırgınlıklar, geçimsizlikler ve nihayetinde boşanmalarla neticelenmektedir.

Peki, bir zamanlar birbirine ömür boyu beraberlik sözü veren insanlar, nasıl oluyor da kısa müddet sonra birbirlerine yabancı hâle geliyorlar?

Bu sualin cevabını yalnızca ekonomik sıkıntılarda veya hayat şartlarında aramak doğru değildir. Kanaatimce aile yuvasını ayakta tutan en mühim sütunlar sevgi, saygı, sadakat, şefkat, merhamet ve karşılıklı fedakârlıktır.

Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:“Onlarla huzur bulasınız diye sizin için kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun ayetlerindendir.” Rum Suresi, 21.

Dikkat edilirse evliliğin temelinde meveddet ve rahmet, yani muhabbet ve merhamet vardır. Bu iki kıymetli hasletin bulunmadığı bir yuvada huzurdan, saadetten ve bereketten söz etmek kolay değildir.

*

Erkekler, arkadaşlarına gösterdikleri nezaket ve nezafetin daha fazlasını kendi hanımlarına göstermelidir.

Eve girdiklerinde asık bir çehreyle değil, tebessümle selam vermeli, hâl hatır sormalı, gün içerisinde yaşadıkları sevinçleri ve üzüntüleri eşleriyle paylaşmalıdır.

Bir tatlı söz, bir tebessüm, gönülden kopup gelen güzel bir iltifat bazen en kıymetli hediyelerden daha tesirlidir.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır.” Tirmizî.

Bu hadis-i şerif, aile hayatında güzel muamelenin ne kadar mühim olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Hanımlar da eşlerini güler yüzle karşılamalı, evin huzuruna katkıda bulunmalı, eşler birbirlerinin emeklerini takdir etmelidir. Kadının da erkeğin de gönlünün alınmaya, güzel söz işitmeye ve değer görmeye ihtiyacı vardır.

Erkek, hanımının ihtiyaçlarını imkânları nispetinde karşılamalı, kendi yediğinden ona da yedirmeli, giydiğinden daha güzellerini ona da temin etmeye gayret etmelidir.

Hanımının sıkıntılı zamanlarında yanında olmalı, çocukların bakım ve terbiyesinde ona yardımcı olmalıdır.

Kadın da eşinin maddî imkânlarını gözetmeli, gücünü aşan taleplerle onu sıkıntıya sokmamalı, malıyla, güzelliğiyle veya ailesinin zenginliğiyle eşini incitmemelidir.

Evlilikte asıl zenginlik, kasadaki para değil, gönüllerdeki muhabbet ve hanedeki huzurdur.

Eşler birbirlerinin anne ve babalarına, akrabalarına ve yakınlarına hürmet göstermelidir. Özellikle aile büyüklerinin gönlünü hoş tutmak, ziyaret etmek, hâllerini hatırlarını sormak, aile bağlarının kuvvetlenmesine vesile olur.

Bununla beraber eşler, kendi ailelerinin yanında birbirlerini küçük düşürmemeli, özel meselelerini başkalarının önünde tartışmamalıdır.

Kadın da erkek de birbirinin şahsiyetine, haysiyetine ve mahremiyetine riayet etmelidir. Hiç kimse eşini malı veya mülkü gibi görmemelidir.

Evlilikte hak ve hukuk karşılıklıdır. Bir tarafın sürekli fedakârlık yaptığı, diğer tarafın ise yalnızca hak talep ettiği bir beraberlik uzun müddet sağlıklı şekilde devam edemez.

Nafile ibadetlerde dahi eşlerin birbirlerinin haklarını gözetmesi, aile hayatının dinimizdeki ehemmiyetini göstermektedir. İbadet ederken dahi kul hakkını ve aile sorumluluklarını unutmamak gerekir.

*

Aile hayatında zaman zaman anlaşmazlıklar, kırgınlıklar ve tartışmalar yaşanabilir. İnsan beşerdir, şaşar; bazen yanlış söz söyler, bazen istemeden gönül kırar.

Önemli olan, hatanın ardından pişmanlık duyabilmek, özür dileyebilmek ve gönül alabilmektir.

Özellikle erkekler, öfke anında ağızlarından çıkacak sözlere dikkat etmelidir. Bir anlık kızgınlıkla söylenen ağır sözler, yıllarca sürecek kırgınlıklara sebep olabilir. Hele hele nikâhı zedeleyebilecek sözlerden son derece sakınılmalıdır.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, öfkelendiğinde kişinin ayakta ise oturmasını, öfkesi geçmezse uzanmasını tavsiye etmiştir. Abdest almak da öfkeyi yatıştırmaya vesile olan güzel davranışlardandır.

Unutulmamalıdır ki öfkeyle kalkan zararla oturur.

Eşine şiddet uygulamak, hakaret etmek, tehdit etmek veya onu aşağılamak hiçbir şekilde kabul edilemez. Şiddet, sevginin değil, zulmün göstergesidir. Aile yuvası korkunun değil, emniyetin ve huzurun mekânı olmalıdır.

Bir kadın eşinin yanında kendisini güvende hissetmeli, bir erkek de hanımının yanında huzur bulmalıdır. Eşler birbirlerinin yarasına merhem olmalı, yarasına tuz basmamalıdır.

*

Ailede yaşanan hadiseler, çocukların şahsiyetinin şekillenmesinde son derece mühim bir yere sahiptir.

Çocuk, anne ve babasının söylediklerinden ziyade yaptıklarını örnek alır. Evde sevgi gören çocuk sevgiyi, saygı gören çocuk hürmeti, şiddet gören çocuk ise çoğu zaman şiddeti öğrenir.

Yirmi altı yıllık öğretmenlik ve on yıllık emeklilik sonrası idarecilik hayatımda anne ve babası ayrı yaşayan veya aile şefkatinden mahrum büyüyen bazı çocukların yaşadığı sıkıntılara yakından şahit oldum.

Elbette her çocuğu aynı şekilde değerlendirmek doğru değildir. Ancak ailedeki huzursuzluğun, ilgisizliğin ve sevgisizliğin çocukların ruh dünyasında derin izler bırakabildiğini müşahede ettim.

Sevgi ve saygıdan mahrum yetişen bir çocuktan, her zaman güzel davranışlar beklemek ne derece doğrudur?

Pırasa tohumu ekip gül beklemek mümkün müdür? Soğanla pırasa tohumlarını birbirine karıştırsanız gül elde edebilir misiniz?

Öyleyse çocuklarımıza güzel ahlâkı, edebi, hayâyı, merhameti ve doğruluğu önce kendi davranışlarımızla öğretmeliyiz.

Çocuğun terbiyesi yalnızca okula ve öğretmene bırakılmamalıdır. İlk mektep aile, ilk muallim ise anne ve babadır.

Evlilik, yalnızca düğün günü verilen sözlerden ibaret değildir. Asıl imtihan, hayatın zorlukları başladığında birbirinin elini bırakmamaktır.

Gençlikte güzellik, kuvvet ve imkân vardır. Fakat yıllar geçtikçe insan yaşlanır, hastalanır, maddî ve manevî sıkıntılarla karşılaşır. İşte o zaman eşlerin birbirine gösterdiği vefa daha da kıymet kazanır.

Bir zamanlar elinden tuttuğun insanın yaşlandığında koluna girmek, hastalandığında başucunda beklemek, yorulduğunda yükünü hafifletmek, evliliğin en güzel tezahürlerindendir.

Düğünlerde harcanan paralar, takılan altınlar, gösterişli merasimler zamanla unutulur. Fakat yıllarca devam eden muhabbet, sadakat ve vefa kolay kolay unutulmaz.

Düğünün nasıl yapıldığından ziyade yuvanın nasıl yaşatıldığı önemlidir. İsraftan, gösterişten, haramdan ve kul hakkından sakınarak kurulan bir aile yuvası, bereketin en güzel vesilelerinden biridir.

Anne karnında başlayan terbiye, aile ocağında şekillenir ve ömür boyu devam eder. Çocuklarımıza helâl lokmayı, nimete hürmeti, büyüklere saygıyı, küçüklere şefkati ve insanlara merhameti öğretmeliyiz.

Netice itibarıyla evlilik, iki insanın birbirine üstünlük kurma mücadelesi değil, birbirinin eksiklerini tamamlayarak kemale erme gayretidir.

Eşler birbirlerine rakip değil, hayat yolunda refik olmalıdır.

Unutmayalım ki bir yuvayı ayakta tutan yalnızca dört duvar, bir çatı ve maddî imkânlar değildir. O yuvanın temelinde muhabbet, harcında sadakat, direğinde hürmet, çatısında merhamet bulunmalıdır.

Gelin, yuvalarımızı sevgiyle imar edelim. Gönülleri incitmek yerine gönül alalım. Birbirimizin kusurunu araştırmak yerine güzel taraflarını görelim. Çünkü huzurlu aile, huzurlu cemiyetin temelidir.

Cenâb-ı Hak bütün yuvalarımıza muhabbet, meveddet, sekînet ve bereket ihsan eylesin. Eşler arasındaki sevgiyi daim, muhabbeti kaim, hürmeti baki eylesin.

Evlatlarımızı hayırlı, ahlâklı, edepli ve merhametli kullarından eylesin. Yuva kuranlara saadet, yuvasında sıkıntı yaşayanlara ferahlık, ayrılık noktasına gelenlere hayırlı bir çıkış nasip eylesin.

Âmin.

MUHABBETLE KURULUR HANE..

Muhabbetle kurulur hane,
Merhametle dolar hane,
Sabır ile çıkar şâne,
Vefa ile yaşar hane.

Gönüllerde olsun ihlâs,
Lisânımız eylesin hâs,
Sevgi ile kurulsun esas,
Muhabbetle yaşar hane.

Er hanımına olsun yâr,
Kadın erine vefâkâr,
İki gönül bulsun karar,
Sadâkatle yaşar hane.

Kahrı çekmek hüsn-i ahlâk,
Gönül yapmak büyük evlâk,
Öfke ile olur helâk,
Sükûnetle yaşar hane.

Evlatlara olsun irfan,
Kalplerinde doğsun iman,
Terbiyedir büyük ihsan,
Hüsn-i hâlle yaşar hane.

Dünya fânî, ömür mihnet,
Eşler için gerek hürmet,
Her nefeste olsun rahmet,
Şefkat ile yaşar hane.

Ne servettir ne de ziynet,
Asıl devlet gönle hürmet,
Evlilikte daim himmet,
Saadetle yaşar hane.

HÜDAYİ der, eyle dua,
Rahmet yağsın her bir yuva,
Mevlâm versin ömre vefa,
Muhabbetle yaşar hane.

HİDAYET DOĞAN OSMANOĞLU
TC.Kultur ve Turizm Bak.Halk Sairi