
Vakit gece yarısını çoktan geçmişti.
Acil servisin kapısından, uzak bir köyden apar topar getirildiği belli olan yaşlı bir amca ile oğlu girdi. Yaşlı adamın üstü başı çamur içindeydi.
Ayağındaki lastik ayakkabılar yırtılmış, elleri nasırlaşmıştı. Oğlu ise ne yapacağını bilemez hâlde, bir yandan babasının acısını dindirmeye, diğer yandan hastanenin işlemlerini yetiştirmeye çalışıyordu.
Yaşlı amca şiddetli karın ağrısı içerisinde kıvranıyordu.
O sırada nöbetçi doktorlardan Taner, elindeki telefonundan başını kaldırıp hastaya baktı. Gözleri önce hastanın yüzüne değil, üzerindeki eski elbiselere ve yırtık ayakkabılarına takıldı.
Soğuk bir ses tonuyla oğluna sordu:-Hastanın nesi var? Sosyal güvencesi var mı? Giriş işlemlerini yaptınız mı? Veznede herhangi bir borç görünüyor mu? Bakın, tetkikler pahalı olabilir. Ona göre baştan konuşalım.
Yaşlı adamın oğlu mahcup bir şekilde başını öne eğdi.-Hocam, babam birden fenalaştı. Acıyla evden çıktık, cüzdanı bile almayı unutmuşuz. Yanımızda para yok. Ne olur, önce bir babama bakın…
Doktor Taner ise:-Parasız pulsuz, işlemler tamamlanmadan nasıl tetkik isteyeyim? Sistem onay vermez. Bu devirde her şeyin bir karşılığı var.diyerek arkasını döndü.
O anda karşısındaki insanın önce bir can olduğunu değil, ödenecek bir masraf olduğunu düşünüyordu.
Tam bu sırada, yan masada başka bir hastanın dosyasını inceleyen Doktor Hidayet, konuşmaları duydu.
Dr.Hidayet de tıp fakültesini başarıyla bitirmiş bir hekimdi. Fakat onun meslek hayatında bir başka diploması daha vardı.
O diploma; gençlik yıllarında kaldığı talebe yurtlarında, Kur’an kurslarında, hocalarının dizinin dibinde ve fakirlerin sofrasında öğrendiği insanlık ve merhamet diplomasıydı.
Ona yıllarca şu düstur öğretilmişti:
“Halka hizmet, Hakk’a hizmettir.”
Ve şu hakikat gönlüne yerleşmişti:“Kim bir canı kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış gibi olur.”(Mâide, 5/32)
Gece vakti geldi garip bir hasta,
Şifa arar idi titreyen hasta,
Gönülden uzanan bir eldir şifa,
Merhamet eylemek insana usta.
Parası yok diye yüz çevirme sen,
Yoksulun hâline sırt dönme hemen,
Bir canın kıymeti parayla olmaz,
Rahmet kapısını kapatma aman.
Doktor Hidayet hemen yerinden kalktı.Taner'in arkasını döndüğü yaşlı adamın yanına gitti. Önce titreyen, nasırlı ellerini iki elinin arasına aldı.
Yüzünde sıcak bir tebessüm vardı.-Canım amcam, hoş geldin. Başımızın üstünde yerin var. Senin paran, pulun, elbisen, ayakkabın önemli değil. Onlar bir şekilde halledilir. Sen bana söyle bakalım; neren ağrıyor, canını ne sızlatıyor?
Yaşlı adamın gözleri doldu.Belki de o gece ilk defa biri onun parasını değil, hâlini sormuştu.
Doktor Hidayet, hastayı dikkatlice sedyeye yatırdı. Muayenesini yaptı. Yaşlı adamın ayağındaki çamurlu lastik ayakkabıları çıkarmasına yardımcı oldu.
Taner uzaktan bakarak:-Ne uğraşıyorsun Hidayet? Sabaha kadar bunun gibi onlarca hasta geliyor. Bu kadar vakit harcamana gerek yok.dedi.
Dr.Hidayet sakin bir şekilde gülümsedi:-Biz bu mesleğin dersini amfilerde öğrendik Taner. Fakat insanlığını, merhametini ve emanete sahip çıkmayı başka yerlerde öğrendik. Burası sadece bir iş yeri değil; insanın derdine derman olmaya çalıştığımız bir şifahane.
Dr.Hidayet'in yaptığı dikkatli muayene ve gerekli tetkikler sonucunda hastanın acil cerrahi müdahale gerektiren ciddi bir bağırsak problemi yaşadığı anlaşıldı.
İlim bir kandildir, ahlak nur olur,
Güzel söz gönülde tatlı iz olur,
Hekim yarasına merhem sürerken,
Merhamet gönülde büyük sır olur.
Doktorun elinde emanet canlar,
Her canın içinde nice derman var,
Bir tebessüm bile gönül diriltir,
Şefkatle açılır nice kapılar.
Dakikalar bile önemliydi.
Dr.Hidayet hiç vakit kaybetmeden ilgili cerrahi ekiple iletişime geçti. Ameliyathane hazırlıkları başladı.
Yaşlı adamın oğlu ise bir köşede gözyaşları içinde:
“Doktor bey, vallahi paramız yok. Bizi borçlandırırlar, ne yapacağız?”
diye endişeleniyordu.
Dr.Hidayet elini adamın omzuna koydu:-Sen şimdi bunları düşünme. Babanın sağlığına bakalım. Gerekli işlemler yapılır. Sen babanın yanında ol ve dua et.
Yaşlı adam ameliyata alındı.
Saatler sonra ameliyat başarıyla tamamlandı.
Sabaha karşı gözlerini açan yaşlı adam, başucunda yine Dr.Hidayet'i gördü. Doktor bütün gece hastasının durumunu takip etmiş, yorgunluktan gözleri kızarmıştı.
Yaşlı adam, Hidayet'in eline sarılmak ve öpmek istedi.
Dr.Hidayet müsaade etmedi.
Bunun yerine o ak sakallı ihtiyarın elini kendi dudaklarına götürüp öptü.
Estağfurullah amcam… Dua etmeniz bize yeter. dedi
Yaşlı adamın gözlerinden yaşlar süzüldü.
Kul hakkı ağırdır, sakın unutma,
Muhtaç olan kula gönül kapatma,
Bugün sen güçlüsün, yarın ne olur,
Düşenin elinden elini çekme.
Hizmet eden gönül huzuru bulur,
İyilik yapanın yüzü hep güler,
Bir garip duası göklere çıkar,
Temiz niyet ile rahmetler doğar.
Ertesi sabah nöbet sona erdi.
Bir tarafta mesleğin maddi yönünü önceleyen bir anlayış vardı.
Diğer tarafta ise mesleğin merkezine insanı, merhameti, emaneti ve hizmeti koyan bir anlayış…
Aslında mesele yalnızca iki doktorun meslek anlayışı değildi.
Mesele, insana nasıl baktığımızdı.
Bir insanı sadece ekonomik durumuyla mı değerlendireceğiz?
Yoksa üzerindeki eski elbiselerin altında atan bir kalp, taşıdığı bedenin içinde muhafaza edilen bir can ve Allah'ın yarattığı mükerrem bir insan olduğunu mu göreceğiz?
Kur'ân-ı Kerîm'de:“Andolsun, biz Âdemoğullarını şerefli kıldık.”
(İsrâ, 17/70) buyruluyor.
İşte insanı insan yapan anlayış budur.
Hekimlik sadece hastalığı teşhis etmek değildir. Hastanın korkusunu anlamak, çaresizliğini görmek, gönlüne dokunmak ve elinden geldiğince şifaya vesile olmaktır.
Elbette hastanelerin kuralları, kayıtları, sosyal güvenlik işlemleri ve maddi yükümlülükleri vardır.
Bunların yürütülmesi gerekir. Fakat bütün bunların üzerinde unutulmaması gereken bir hakikat vardır:
Karşımızdaki kişi, önce insandır.
Dünya malı kalmaz, insan da göçer,
Güzel amel kalır, kötülük geçer,
Bir yetim başını okşayan gönül,
Mahşerde umduğu rahmeti seçer.
Hüdayi der: Canı Hak emaneti,
İnsana hizmettir gönül niyeti,
İlim ile ahlak birleşsin yeter,
Rahmetle dolsun kulun her niyeti.
Parası olmayan bir insanın acısı, parası olanın acısından daha az değildir.
Üzerindeki elbise eski diye duası değersiz değildir.
Eğitimi, makamı veya maddi imkânı düşük diye insanlık değeri eksilmez.
Bazen bir doktorun reçetesinden önce bir tebessüm şifa olur.
Bazen bir hemşirenin sıcak sözü, hastanın korkusunu dindirir.
Bazen de bir insanın elinden tutmak, onun için yapılan en büyük iyiliklerden biri olur.
İlim insanın aklını geliştirir.
Fakat güzel ahlak, o ilmin nasıl kullanılacağını öğretir.
Tıp eğitimi hekime hastalığı öğretir.
Manevî ve ahlâkî terbiye ise hastaya nasıl yaklaşacağını öğretir.
Bu sebeple çocuklarımızın yalnızca meslek sahibi olmalarını değil; vicdan, merhamet, adalet, kul hakkı ve hizmet şuuruyla yetişmelerini de istemeliyiz.
Çünkü iyi bir mühendis, iyi bir öğretmen, iyi bir doktor olmak önemlidir.
Ama bütün bunların yanında iyi bir insan olmak daha da önemlidir.
Rabbim evlatlarımızı ilimle beraber irfanla, bilgiyle beraber hikmetle, meslekle beraber güzel ahlakla yetiştirmeyi nasip eylesin.
İnsanımıza hizmeti şeref bilen, mazlumun ve muhtacın elinden tutan, görevini bir emanet şuuru içinde yapan kullarından eylesin.
Kalplerimizi merhametten, dillerimizi güzel sözden, ellerimizi hayırdan ayırmasın.
İlmiyle amel eden, insanlara faydalı olan ve yaptığı işi Allah rızası için yapan kullarından eylesin.
Âmin.
HİDAYET DOĞAN OSMANOĞLU
GECE YARISI ACİLDE BİR KARŞILAŞMA..
Hidayet DOĞAN
Yorumlar