
Anadolu'nun ücra bir köyünden, bağrı yanık bir baba; elinden tuttuğu küçük oğluyla, dönemin hak aşığı âlimlerinden birinin medresesinin kapısını çalar.
Üzerlerindeki yamalı elbiselerden, tozlu ayakkabılarından ve yorgun yüzlerinden, günlerce süren meşakkatli bir yolculuktan geldikleri hemen anlaşılır.
Baba, evladını şefkatle hocanın dizinin dibine oturtur. Sonra titreyen elleriyle koynundan küçük bir çıkın çıkarır.
Bu çıkının içinde, dünyalık olarak verebileceği belki de en kıymetli şey vardır. Annesinin gözyaşlarıyla, dualarıyla hazırladığı birkaç parça azık…
Baba bir müddet susar. Boğazı düğümlenir. Gözleri dolar. Ardından yüreğinin derinliklerinden kopup gelen şu sözleri söyler:
“Hocam… Bizim dünya malı namına başka hiçbir şeyimiz yoktur. Anası bu yavruyu Kur’an ahlâkıyla büyüsün, İslâm’ın nuruyla aydınlansın, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) güzel edebiyle edeplensin diye dualarla büyüttü.
Onu önce Allah’a, sonra size emanet etmeye geldim. Biz evlat hasretiyle bağrımıza taş basarız. Yeter ki onun yüreğine Kur’an nakşedilsin, gönlü Allah ve Resûlü’nün sevgisiyle dolsun.”
Hoca efendi, babanın bu teslimiyetinden ve samimiyetinden derinden etkilenir.
Çocuğu şefkatle medresesine kabul eder.
Evlat için yollara düştü babam,Anam gece dua eder sessizce,
Gözlerimde kaldı o yaşlı babam,Rahmet iner gönüllere sessizce.
Bir emanet bıraktı hak yoluna,Gözyaşını döker, yüreği ağlar,
Anne duası değsin her koluna,Hasret ile bağrını döver, dağlar.
Baba ise ciğerparesine son kez sımsıkı sarılır. Evladının kokusunu içine çeker. Belki söyleyemediği nice sözleri bakışlarıyla anlatır. Sonra ellerini açıp dua eder ve gözyaşlarını içine akıtarak köyünün yolunu tutar.
Ardında bir evlat bırakmıştır…
Fakat aslında sadece evladını değil, ömrünün en kıymetli emanetini Allah yoluna bırakmıştır.
Medresede ilim ile büyüdüm,Her adımda güzel edep öğrendim,
Hoca sözü ile gönle yürüdüm,Kur’an ile gönül bağım güçlendi.
Bir gün okudum da yanık ses ile,Avluda yaş aktı her bir göz ile,
Hoca dedi: Bu nur gelir öz ile,Anne baba duası hep siz ile.
Aradan uzun yıllar geçer.
O ürkek, mahzun küçük çocuk; medresede aldığı eğitim, kazandığı güzel ahlâk ve ilme duyduğu eşsiz sevgi sayesinde herkesin takdir ettiği bir hafız ve nur yüzlü bir genç olur.
Bir mübarek günün sabahında, medresenin geniş avlusunda talebeler sırayla Kur’an-ı Kerim tilavet etmektedir.
Sıra o gence gelir.
Genç, mushafını açar.
Bir “Eûzü-Besmele” çeker ve okumaya başlar.
Öyle yanık, öyle içli ve öylesine huşu dolu bir sadâ ile Kur’an okur ki, avluda bulunan herkesin yüreği titrer. Kimi başını önüne eğer, kimi gözlerini kapatır. Bir müddet sonra avluda gözyaşlarından başka hiçbir şey konuşmaz.
Hoca efendi de sessizce ağlamaktadır.
Tilavet sona erince genç talebesini yanına çağırır. Şefkatle alnından öper ve ona şöyle der:“Evladım… Senin sesindeki bu tesir, göğsündeki bu nur yalnızca senin hünerin değildir.
Bu nur; sen burada ilim tahsil ederken memlekette gecenin bir vaktinde teheccüd seccadesine kapanıp senin için gözyaşı döken annenin dualarıdır.
Bu feyiz; seni Allah yoluna emanet edip hasretinle yanan, boğazından kesip sana helal rızık gönderen babanın fedakârlığıdır.
Sen burada her ‘Bismillah’ dediğinde, onların ocağına rahmet taşınır. Senin öğrendiğin her âyet, onların gönül defterine yazılan bir sevap vesilesidir.”
Anam gece beni anar derinden,Babam rızkı böler helal yerinden,
Bir dua yükselir gönül yerinden,Rahmet iner onların evlerinden.
Gurbet bana ailemden uzaklık,Fakat gönül ile yoktu ayrılık,
Kur’an oldu aramızda bir ışık,Hasret bile döndü güzel yakınlık.
Genç, hocasının sözlerini dinlerken gözyaşlarına hâkim olamaz.
Bir anda yıllar önce medresenin kapısından ayrılan babasını hatırlar.
Annesinin ellerini…
Küçük evlerini.
Yol kenarında kendisine son kez sarılan babasının kokusunu…
Ve anlar ki insan, bazen ailesinden uzaklaşarak değil; Allah yolunda yetişerek ailesine daha da yakınlaşmaktadır.
Çünkü anne-babanın evladını ilim yoluna göndermesi, yalnızca bir ayrılık değildir.
Bu, aynı zamanda geleceğe bırakılan bir iman ve ahlâk mirasıdır.
Evladının Kur’an öğrenmesi için geceleri uykusundan vazgeçen bir anne…
Helalinden kazandığı azığını evladına göndermek için kendi ihtiyacından kısan bir baba…
Evladının hasretiyle yüreği yanarken “Yeter ki okusun, yeter ki Allah'ın kelâmıyla hemhâl olsun.” diyebilen bir aile…
Bütün bunlar, görünüşte dünyada yapılan fedakârlıklardır.
Fakat ümit edilir ki karşılığı, ahirette güzellik olarak karşılarına çıkacaktır.
Ne güzel bir anne-baba mirasıdır evladına bırakılan güzel ahlâk…
Ne büyük bir servettir evladın gönlüne nakşedilen Kur’an…
Ve ne güzel bir yatırımdır, bir çocuğun kalbine Allah sevgisini yerleştirmek…
Evlat yetiştirmek büyük emanet,Sabır ile aşılır nice darlık,
Bir gün meyve verir çekilen zahmet,Ahirette olur güzel bir varlık.
Rabbim eylesin evlatları salih,Kalplerine koysun imanla sabah,
Anne babaya eyle rahmet nazil,Cennetinde buluştur bizi, ilah.
Allah’ım!
Evlatlarımızı Senin kelâmın olan Kur’an-ı Kerim’in nuruyla aydınlat.
Gönüllerini imanla, dillerini zikirle, hayatlarını güzel ahlâkla süsle.
Onları Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) güzel ahlâkı ve edebiyle edeplendir.
İlim yolunda adımlarını sağlam, niyetlerini hâlis, amellerini makbul eyle.
Zihinlerini açık, kalplerini temiz, yollarını hayırlı eyle.
Bizleri de evlatlarımızın dinine, vatanına, milletine ve insanlığa faydalı kimseler olarak yetişmeleri için gayret gösteren, duaları kabul olunan anne ve babalardan eyle.
Evlatlarımızı bizlere göz aydınlığı, gönül huzuru ve ahiret azığı eyle.
Onların yetişmeleri uğrunda çektiğimiz hasreti, döktüğümüz her damla gözyaşını, gösterdiğimiz her türlü sabrı ve yaptığımız her fedakârlığı katında makbul eyle.
Bütün evlatlarımızı Kur’an'ın nurundan, imanın güzelliğinden, güzel ahlâktan ve salihlerin yolundan ayırma.
Bizleri de evlatlarımızla birlikte Cennetinde buluştur.
Allah'ım, evlatlarımızı dünyada gözümüzün nuru, ahirette yüzümüzün akı eyle.
Âmin, ecmain.
HİDAYET DOĞAN OSMANOĞLU
TC.Kul.ve Turizm Bak.Halk Sairi