Sultan I. Ahmed Han devrinde, Üsküdar’da yaşayan fakir bir oduncu vardı. Geçimini dağlardan topladığı odunları satarak temin ederdi.

Ne derin bir ilmi vardı ne de gösterişli amelleri… Fakat gönlünde, Üsküdar’ın büyük gönül sultanı Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’ne karşı tarifsiz bir muhabbet, hürmet ve bağlılık taşıyordu.

Her gün dağlardan topladığı odunların içinden en düzgün, en kuru ve güzel olanlarını ayırırdı. Bunları satıp birkaç kuruş kazanmak yerine sırtına yüklenir, Hüdayi Hazretleri’nin dergâhına götürürdü.

Dergâha her gelişinde, sıradan bir yere girer gibi değil; büyük bir edep ve huşû içerisinde içeri girerdi.

Gönlünden de şöyle geçirirdi:“Mübarek zatın çorbasında benim de bir odunum pişsin…”

Onun bütün arzusu bundan ibaretti. Ne bir ücret beklerdi ne de kendisine bir karşılık verilmesini isterdi.

Bir gün Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri, dergâhın bahçesinde talebeleriyle otururken, oduncunun yine sırtında odunlarla içeri girdiğini gördü.

Onu yanına çağırdı ve:— Ey kardeşim! Sırtındaki bu ağır yükle her gün buraya gelirsin. Üstelik hiçbir karşılık da istemezsin. Seni bu zahmete sokan nedir? diye sordu.

Fakir oduncunun gözleri doldu.

Başını öne eğerek şöyle cevap verdi:— Efendim… Benim ne ilmim var ne makamım ne de büyük amellerim… Tek arzum, Allah’ın sevdiği kullarını sevmekti.

Sizi görmek, kapınızın eşiğine gelmek ve dualarınızdan nasiplenmek bana dünyadaki bütün yorgunluğumu unutturuyor.

Ben bu odunları bir menfaat için değil, muhabbetimden getiriyorum. İsterim ki dergâhınızın ateşinde benim de küçücük bir hizmetimin izi bulunsun.

Bu samimi sözler Hüdayi Hazretleri’ni çok duygulandırdı.

Çünkü muhabbetin ölçüsü, çoğu zaman yapılan işin büyüklüğü değil; niyetin samimiyetidir.

Hüdayi Hazretleri ellerini kaldırarak şöyle dua etti:“Ya Rabbi! Bu kardeşimiz bizi Senin rızan için sevdi, kapımıza hürmet etti. Sen de onun dünyadaki rızkını genişlet, onu darlığa düşürme. Ahirette de bizi onunla komşu eyle.”

Rivayet edilir ki bu duadan sonra fakir oduncunun hayatında büyük bir değişiklik oldu. İşleri açıldı, geçim sıkıntısından kurtuldu ve ömrünün geri kalanını huzur içerisinde geçirdi.

Bir müddet sonra vefat etti.
Üsküdar’ın salihlerinden biri, onu rüyasında gördü. Oduncu, yemyeşil ve geniş bir bahçenin içerisinde, huzur ve sevinç içinde bulunuyordu.

Rüyayı gören zat ona:— Bu hâle nasıl eriştin? diye sordu.

Oduncu şöyle cevap verdi:“Rabbim, Hüdayi Hazretleri’nin duası hürmetine beni bağışladı. Ben onu dünyada herhangi bir maddî menfaat beklemeden sevmiştim. Rabbim de o muhabbeti zayi etmedi ve ahirette beni onunla beraber eyledi.”

Ne güzel…
Bir odun parçası, samimi bir niyetle gönül hizmetine dönüşmüştü.
Belki oduncunun elinde büyük bir servet yoktu. Belki ilmiyle tanınmıyordu. Belki insanlar arasında büyük bir makamı da bulunmuyordu.

Ama onun muhabbeti vardı.
Edebi vardı.İhlâsı vardı.Ve gönülden gelen küçücük bir hizmeti vardı.

Demek ki Allah katında amelin büyüklüğünden önce niyetin samimiyeti önemlidir.
Bazen bir insanın yaptığı küçücük bir iyilik, samimi bir gönülden çıktığı için dağlar kadar kıymet kazanabilir.

Bazen bir tas çorba, bir bardak su, bir parça ekmek, bir odun parçası veya gönülden edilen bir dua; Allah katında kulun kurtuluşuna vesile olabilir.

Yeter ki içinde gösteriş değil ihlâs, menfaat değil muhabbet, kibir değil edep bulunsun.

FAKİR ODUNCUNUN MUHABBETİ..

Dağlardan odunu toplar gelirdi,
En kuru dalını ayırırdı.
Hüdayi kapısın nurdan bilirdi,
Muhabbet gönlünü hep doyururdu.

Sırtında odunla dergâha vardı,
Eşiğe yüz sürüp boynunu eğdi.
Bir kuru odunu ateşe koydu,
“Bu hizmet gönlüme yeter” diyordu.

Ne mal ister idi, ne de makamı,
Muhabbet olmuştu onun sermaye.
Hüdayi görünce diner elemi,
Gönlünde açılır rahmetten çare.

Hüdayi baktı da hâline onun,
Gördü kalbindeki saf muhabbeti.
Dedi: “Ya İlâhî, koru kulunu,
Rızkını genişlet, ver selâmeti.”

Dua ile açıldı gönül kapısı,
Darlıklar dağıldı, bolluk erişti.
İhlâsla yapılan küçük bir işin,
Nice büyük derde dermanı yetişti.

Vefat ettiğinde gördü bir salih,
Bahçede nur ile güler yüzünü.
Dedi: “Hüdayi’nin duası ile,
Rabbim açtı bana rahmet gözünü.”

Ne servet kalacak ne de makamlar,
Gönülde kalacak yalnız muhabbet.
İhlâsla yapılan güzel ameller,
Kul için ahrette olur selâmet.

Hüdayi der: Gönül sevgiyle dolsun,
Edep ile insan Rabb’ine varsın.
Bir kuru odun da hizmete olsun,
Muhabbet yolunda kul bahtiyar olsun.

Rabbim bizlere de salih kullarını sevmeyi, onların güzel hâllerinden istifade etmeyi ve muhabbetimizi kuru bir söz olmaktan çıkarıp güzel amellere dönüştürmeyi nasip eylesin.

Allah Teâlâ gönüllerimizi ihlâs, edep ve muhabbetle süslesin. Bizi sevdiği kulları sevip onların güzel izlerinden yürüyenlerden eylesin.

Sevdiklerimizle birlikte iman ve ihlâs üzere yaşamayı, onların güzel dualarına mazhar olmayı ve ahirette salihlerle beraber bulunmayı cümlemize nasip eylesin.

Rabbim cümlemize sevdiklerini sevdirmeyi, sevmediklerinden de gönlümüzü muhafaza etmeyi nasip eylesin.
Âmin.

HİDAYET DOĞAN OSMANOĞLU
TC Kul.ve Turizm Bak Halk Şairi