( Karanlıkta yaşayan görmeye başlar mı)
Her ışık herkesi aydınlatmaz.
Yılan, günlerce kovaladığı ateş böceğini sonunda yakalar. Onu yemeden önce ateş böceği bir soru sorar:
“Ben sana bir kötülük yaptım mı?”
“Hayır.”
“Besin zincirinde miyim?”
“Hayır.”
“O hâlde neden beni yemek istiyorsun?”
Yılan cevap verir:
“Çünkü ışığın beni rahatsız ediyor.”
Bu kısa hikâye, insanın kendi karanlığıyla yüzleşmekten kaçışını anlatır. Bazen bir başkasının varlığı, yaptığı bir kötülükten değil, yalnızca taşıdığı ışıktan dolayı rahatsızlık verir. Çünkü ışık sadece aydınlatmaz, karanlıkta saklananları da görünür kılar.
Aydınlık, özgürlüğün sembolüdür. Görünür olmanın, korkularla yüzleşmenin ve hakikati aramanın alanıdır. Karanlıktan korkanlar olduğu gibi aydınlıktan korkanlar da vardır. Hırsızların aydınlatılmış evlerden uzak durması bunun en basit örneğidir. Aydınlık, saklanma imkânını ortadan kaldırır.
Aydınlık ve karanlık, doğada birbirini izleyen iki hâlidir. Gece gündüze, gündüz geceye dönüşür. Karanlığın içinden aydınlık doğabildiği gibi aydınlığın içinden de karanlık çıkabilir. Tarih boyunca baskı özgürlük arzusunu, cehalet bilgi arayışını doğurmuştur. Orta Çağ'ın düşünsel karanlığından Rönesans ve Reform hareketlerinin aydınlığına uzanan süreç bunun önemli örneklerindendir.
Halk arasında söylenen “Derdi veren dermanını da verir” sözü de bu ikilemi anlatır. Ancak karanlığın içinden geçmek, kendiliğinden aydınlığa ulaşmak demek değildir. Aydınlık bazen ancak insanın çabasıyla doğar.
Ne var ki doğadaki aydınlık ve karanlık ikilemiyle toplumların yaşadığı ikilem aynı değildir. Doğada güneş doğduğunda herkes için gündüz olur. Toplumlarda ise durum farklıdır. Birine aydınlık gelen, diğerine karanlık gelebilir. Birinin özgürlük dediğine başkası tehdit, birinin adalet dediğine diğeri haksızlık diyebilir.

İşin ironik yanı, herkesin kendi aydınlığını savunmasıdır. İnsan kendi düşüncesini aydınlık kabul ederken karşısındakini karanlıkta bırakabilir. Kendi doğrularını savunurken başkasının doğrularını yok sayabilir. Böylece aydınlık adına yeni karanlıklar yaratılır.

Doğru ve yanlış kavramları da böyledir. Kime göre doğru, kime göre yanlış? Herkes kendi penceresinden bakar ve çoğu zaman kendi gördüğünü tek gerçek kabul eder.

Peki, bu işin içinden nasıl çıkacağız?
Belki de çıkmayacağız. Çünkü aydınlık ve karanlık, iyi ve kötü, doğru ve yanlış kavramları insanlık var oldukça var olacak. Önemli olan, farklı düşüncelerin bir arada yaşayabileceği bir toplumsal düzen kurabilmek.

Bunun için üzerinde uzlaşabileceğimiz en temel değer, insanın yaşama hakkıdır. Herkesin düşüncesini ifade edebildiği, başkasının varlığına ve özgürlüğüne saygı duyduğu bir dünya...
Birinin ışığı diğerinin ışığını söndürmek zorunda değildir. Herkes kendi aydınlığını aramalı, bulmalı ve başkasının aydınlığına da tahammül edebilmelidir.
Belki de gerçek aydınlanma, kendi ışığımızın bütün hakikati göstermediğini kabul ettiğimiz yerde başlar. Kant"ın dediği gibi aklını kullanma cesaretini göster.

Unutmayalım: Aydınlık, başkasının ışığını söndürerek çoğalmaz.