Hata, bizim kültürümüzde gani gönüllülükle kabul edilen bir durumdur. “Hatasız kul olmaz” sözü, yanlışlarımızın kabulünü kolaylaştıran, hatta bazen onları mazur gösteren kullanışlı bir anahtardır. Sanki insan olmak, hata yapma hakkını beraberinde getirir; bu hakkı sorgulamak da insanın doğasına karşı çıkmak anlamına gelir.
Oysa biraz derin düşünsek, bu sözün içindeki kul sözcüğünü başka sözcüklerle değiştirsek ne olur?
Hatasız doktor olmaz.
Hatasız şoför olmaz.
Hatasız pilot olmaz.
Ne düşünürsünüz? Bu meslekleri icra edenlerin hatalarını aynı hoşgörüyle karşılar mısınız? Bir doktorun yanlış teşhisi, bir şoförün dikkatsizliği ya da bir pilotun ihmalinin sonuçlarını “Hatasız insan olmaz” diyerek kabullenebilir miyiz?
Doğal olarak hayır.
Çünkü bazı hataların bedelini yalnızca hatayı yapan kişi ödemez. Başkalarının hayatı, sağlığı, güvenliği ve geleceği de o hatanın sonuçlarına ortak olur. İşte tam bu noktada, masum görünen bir sözün ne kadar tehlikeli olabileceği ortaya çıkar.
Kalite eğitimleri verirken “Hatasız insan olmaz” sözünün unutulmasını isterdim. Çünkü işe bu kabulle başlamak, daha en baştan hataya bir hoşgörü alanı açmak demektir. İnsanların hata yapabileceğini bilmek başka, hatayı kaçınılmaz ve doğal bir sonuç gibi kabul etmek başkadır.
Kalite anlayışı, hatanın olabileceğini bilerek önlem almayı, olası riskleri önceden görmeyi, süreçleri kontrol etmeyi ve hatanın tekrarını engellemeyi gerektirir. Hata meydana geldikten sonra onu mazur göstermek değil, meydana gelmesini önlemek esastır.
Üstelik burada sözünü ettiğimiz hatalar, çoğu zaman kişinin başkalarına verdiği zararlarla ilgilidir. Bu nedenle onaylanmaları zordur; kimi durumlarda imkânsızdır. Bir insanın yanılma hakkı olabilir ama bu hak, başkasının hayatını tehlikeye atma özgürlüğüne dönüşemez.
Peki, ya insanın yalnızca kendi hayatını ilgilendiren hatalar?
İşte o zaman mesele biraz daha karmaşık bir hâl alır.
Jean-Paul Sartre'a atfedilen şu söz üzerinde düşünmeye değer:
“Hayatta yapacak o kadar çok hata var ki, defalarca aynı hatayı yapmanın anlamı yoktur.”
Bu sözü ben, insanın önünde sayısız ihtimal ve deneyim bulunduğu, aynı yanlışın içinde dönüp durarak ömrünü tüketmemesi gerektiği şeklinde anlıyorum. Sartre'ın burada neyi kastettiğini kesin olarak bildiğimi iddia etmiyorum. Ancak sözün bende uyandırdığı düşünce bu.
Bazı insanlar vardır; aynı hataları tekrar tekrar yaparlar. Belki aynı davranışlarla bu kez farklı sonuçlar alacaklarını düşünürler. Belki de yaşadıklarından ders çıkarmak yerine, her defasında koşulların değişmesini beklerler. Oysa değişmeyen bir davranışın farklı bir sonuç doğurmasını beklemek, çoğu zaman kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir.
Bir de başkalarının hatalarına karşı sınırsız hoşgörü gösterenler vardır. Sürekli başarısız olanları destekler, aynı yanlışları yapanlara tekrar tekrar fırsat verir, kendilerini defalarca aldatan insanlara yeniden güvenirler. İyi niyetleri yüzünden aynı kişiler tarafından tekrar tekrar dolandırılmaya bile açık hâle gelirler.
Bağışlamak elbette bir erdemdir. Fakat bağışlamakla aynı davranışın sonuçlarına yeniden ve yeniden razı olmak aynı şey değildir. İnsanın başkasına gösterdiği anlayışın bir sınırı olmalıdır; bu sınır, kendi aklını, emeğini ve hayatını koruma sorumluluğuyla çizilir.
Sartre'a atfedilen sözün bir başka yorumu da mümkün: Belki de insan, tek bir hataya saplanıp kalmamalı; hayatın sunduğu farklı deneyimlere açık olmalıdır. Ancak ben bu düşünceden, daha fazla hata yapma özgürlüğünü öven bir sonuç çıkarmıyorum. Benim için asıl mesele, yapılan hatanın insana bir şey öğretmesidir. Aynı yanlışın tekrarında ısrar etmek değil, yanlıştan yeni bir anlayışa ulaşabilmektir.
Bir başka yaygın düşünce de şudur: Hiç hata yapmayan insan hiçbir şey yapmıyordur.
Bu sözün ardında, deneyimin ve girişimin değerini vurgulayan bir yaklaşım bulunduğunu anlıyorum. İnsan yeni bir şey denerken yanılabilir; bilmediği bir alana girerken öngöremediği sonuçlarla karşılaşabilir. Fakat buradan, hata yapmanın iş yapmanın doğal ve kaçınılmaz bedeli olduğu sonucuna ulaşmak istemiyorum.
Çünkü denemekle dikkatsizliği, risk almakla tedbirsizliği, yanılmakla ihmal etmeyi birbirine karıştırmamak gerekir. Bir işi yapmak, hata yapmayı zorunlu kılmaz. Tam tersine, bilgi, dikkat, deneyim ve özen arttıkça hata ihtimali azaltılabilir.
Ben hatayı daha baştan kabullenmeye sıcak bakmadığım için hatasız insanın mümkün olduğunu düşünüyorum. Burada kastettiğim, insanın yanılma ihtimalinden bütünüyle arınmış olması değil; hata yapmamayı hedeflemesi, bunun için gereken dikkati göstermesi ve önlenebilir yanlışlara karşı sorumluluk üstlenmesidir.
Asıl ayrım ise hata ile suç arasındadır.
Hata ile suçu aynı kefeye koymak, insan davranışlarını anlamamızı güçleştirir. Her yanlış bir suç değildir; her suç da yalnızca basit bir hata olarak açıklanamaz.
Hata, çoğu zaman istemeden gerçekleşen bir yanlışlıktır. Yanlış bilgiye sahip olmak, bir durumu eksik değerlendirmek, dikkatsizlik göstermek veya doğru sonuca ulaşmak isterken yanılmak hataya yol açabilir. Hatanın varlığı, tek başına kötü niyeti göstermez. Ancak bu, hatanın sonuçlarını ortadan kaldırmaz. İyi niyetle yapılan bir yanlış da başkasına ağır zararlar verebilir.
Suç ise hukuki anlamda, kanunun suç olarak tanımladığı bir fiilin gerçekleşmesiyle ilgilidir. Suçun oluşup oluşmadığı ve kişinin ne ölçüde sorumlu tutulacağı, ilgili hukuki koşullara göre değerlendirilir. Kasıt, ihmal ve diğer koşulların hukuki anlamı her olayda aynı değildir.
Burada önemli bir ayrıntı var: Her suç mutlaka isteyerek işlenmez; her isteyerek yapılan kural ihlali de kendiliğinden suç sayılmaz. Bazı suçlar taksirle, yani gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesi sonucunda da oluşabilir. Dolayısıyla hata ile suç arasındaki ayrımı yalnızca “isteyerek yapmak” ölçütüne indirgeyemeyiz.
Fakat bu ayrım, ahlaki sorumluluk açısından da önemlidir. Bir insan yanılabilir; yanıldığını fark ettiğinde bunu kabul edebilir, zararı gidermeye çalışabilir ve aynı hatayı tekrarlamamak için çaba gösterebilir. Buna karşılık kişi, yanlış olduğunu bildiği bir davranışı çıkarı için sürdürüyorsa, başkalarının zarar göreceğini bile bile hareket ediyorsa veya kendisine tanınan güveni istismar ediyorsa, mesele artık yalnızca bir yanlışlık olarak görülemez.
Üstelik hatanın arkasına sığınmak da mümkündür. “İnsanlık hâli”, “Herkes hata yapar” ya da “Hatasız kul olmaz” sözleri, bazen samimi bir pişmanlığın ifadesidir; bazen de sorumluluktan kaçmanın bahanesi. Aradaki farkı belirleyen, yalnızca söylenen söz değil, davranışın devamında yapılanlardır.
Hatasını kabul eden insanın sorumluluğu sona ermez; aksine, tam o noktada başlar. Yanlışını düzeltmek, verdiği zararı mümkün olduğunca gidermek ve aynı yanlışı önlemek için önlem almak gerekir. Özür dilemek değerlidir ama özrün gerçek karşılığı davranışta görülür.
Bütün bunlardan sonra başa dönelim.
“Hatasız kul olmaz” sözü, insanın kusurluluğunu hatırlatan bir ifade olarak anlamlı olabilir. Fakat bir teselli cümlesini hayatın her alanında geçerli bir ilkeye dönüştürdüğümüzde, yanlışlarımızı sorgulama ve önleme irademizi zayıflatabiliriz.
Benim itirazım, insanın yanılabilir olmasına değil; yanılabilirliğin, daha baştan hatayı kabullenmenin gerekçesi yapılmasına.
İnsan hata yapabilir. Ama hatasını azaltmak için çalışabilir, kendini geliştirebilir, dikkatli davranabilir ve başkalarına zarar vermemek için sorumluluk üstlenebilir. Her yanlışı bağışlamak zorunda olmadığı gibi, aynı yanlışı tekrar tekrar yapmayı da insan olmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak görmek zorunda değildir.
Başlıktaki “Hatamla sev beni” sözüne gelince…
İnsan, elbette kusurlarıyla birlikte sevilmek ister. Sevilmek için kusursuz olmak zorunda değildir. Fakat kusurlarıyla sevilmek istemekle, hatalarının sonuçlarından sorumlu tutulmamayı istemek aynı şey değildir.
Sevgi, insanın kusurlarına anlayış gösterebilir; ama bu anlayış, yanlışları onaylamak zorunda değildir. Bazen gerçek sevgi, insanın yüzüne yanlışını söyleyebilmekte, onu kendisiyle hesaplaşmaya davet edebilmekte ve aynı yanlışı sürdürmesine sessiz kalmamaktadır.
Sonuç olarak benim iddiam basit ama ısrarlı: Hatasız insan olur.
Kolay değildir, dikkat ister, emek ister, disiplin ister. Her durumda mümkün olmayabilir; ama mümkün olan yerde hatasızlığı hedeflemekten vazgeçmemek gerekir.
Çünkü insanı değerli kılan yalnızca hatalarıyla kabul edilmesi değil, hata yapmamak için gösterdiği özen, yanıldığında üstlendiği sorumluluk ve yanlışını tekrarlamamak için ortaya koyduğu iradedir.
Ben, hatanın daha baştan hoş görüldüğü bir dünyadan çok, hatanın önlenmesi için çaba gösterilen bir dünyada yaşamak isterim.
Beni hatamla sevebilirsin. Ama beni seviyorsan, hatamı doğru kabul etmek zorunda değilsin
CIMHURİYET BAYRAMI KUTLU OLSUN