
Yarın arabi aylardan rebiul evvel ayına girecegiz Bu ayın 12.gunu bildiğiniz üzere Resulullah sav.Efendimizin dünyayı sereflendirdikleri gündür .
Bu yazımızda sizlere Ranbimizin yüce Kitabımızda buyurdugu Resulumuze hürmet etmenin öneminden bahsetmek isterim.
Cenâb-ı Hak, Hucurât Sûresi’nin 2. âyet-i kerîmesinde şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinden yüksek çıkarmayın. Onunla konuşurken birbirinize bağırarak konuştuğunuz gibi konuşmayın ki siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidivermesin…”
Bu âyet-i kerîme nâzil olduğunda, Sahâbe-i Kirâm’ın Resûlullah Efendimiz’e (s.a.v.) karşı taşıdığı edep ve hürmet daha da derinleşti.
Hazret-i Ebû Bekir (r.a.),
“Yâ Resûlallah! Vallâhi, Allâhü Teâlâ’ya kavuşuncaya kadar sizinle konuşurken ancak sır veren veya kendisine sır verilen bir kimse gibi konuşacağım.”buyurdu
Hazret-i Ömer (r.a.) de bu âyet-i kerîmeden sonra Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) ile çok alçak ve sakin bir sesle konuşurdu. Hatta bazen Efendimiz (s.a.v.), onu anlayabilmek için sözünü tekrar etmesini isterdi.
Bu, yalnızca sesin alçaltılması değildi. Bu, kalbin hürmetiydi.
Çünkü Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) huzurunda edep, sadece dış görünüşte değil, insanın gönlünde başlayan bir hâldi.
Sahâbe-i Kirâm’dan Sâbit bin Kays (r.a.), ağır işiten ve sesi gür çıkan bir zât idi. Âyet-i kerîme nâzil olunca, kendi durumundan endişe ederek Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) huzuruna gitmemeye yemin etti.
Bir müddet sonra Efendimiz (s.a.v.) onu göremeyince yanına çağırttı.
Sâbit bin Kays (r.a.) şöyle dedi:
“Yâ Resûlallah! Bu âyet-i kerîme nâzil oldu. Ben de sesi gür çıkan bir kimseyim. Amellerimin boşa gitmesinden korkuyorum.”
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) ise onu teselli ederek müjdeledi:
“Sen onlardan değilsin. Sen hayır üzere yaşayacak ve hayır üzere vefat edeceksin. Sen Cennetliksin.”
Ne güzel bir müjde!
Demek ki Allah katında yalnızca sesin yüksekliği değil, kalbin niyeti ve insanın taşıdığı edep de önemlidir.
Sâbit bin Kays (r.a.) sesinin yüksekliğinden korkmuştu; çünkü gönlünde Resûlullah’a (s.a.v.) karşı derin bir hürmet vardı.
İşte gerçek edep budur.
Edep, dilde söylenen bir söz değil,
Gönülde taşınan bir hürmettir.
Sâib bin Yezîd’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hazret-i Ömer (r.a.), Mescid-i Nebevî’de yüksek sesle konuşan iki kişiyi görünce onları çağırttı.
Onlara nereli olduklarını sordu. Tâifli olduklarını öğrenince şöyle buyurdu:
“Şayet siz Medîne halkından olsaydınız, Resûlullah’ın (s.a.v.) mescidinde seslerinizi yükseltmenizden dolayı sizi ciddi şekilde cezalandırırdım.”
Çünkü burası sıradan bir yer değildi.
Burası, Allah Resûlü’nün (s.a.v.) mescidiydi.
Sahâbe için taş ve duvarlardan ibaret değildi. O mekânda Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) hatırası, sohbeti ve mübarek izleri vardı.
Bugün bizler Efendimiz’in (s.a.v.) huzurunda değiliz. Fakat O’nun (s.a.v.) adı anıldığında kalbimizde aynı hürmetin uyanması gerekmez mi?
Adı geçtiğinde salât ü selâm getirmek, sünnetini severek yaşamak, hadis-i şeriflerini saygıyla dinlemek ve hayatını O’nun (s.a.v.) ahlâkıyla güzelleştirmek...
İşte muhabbetin gerçek işaretleri bunlardır.
Şairin şiirinde dile getirdiği gibi Mukaddesata her zaman edepli olmalı Resulullaha ve Sahabe Efendilerimize ecdadımızın yaptığı gibi azami ölçüde hurmette bulunmaliyiz.
GÖNÜLDEN GELEN SES
Sesini yükseltme, ey gönül,
Edep ile dur Resûl’e.
Muhabbetle bağlan gönül,
Rahmet iner güzel hâle.
Sözün güzel, kalbin temiz,
Edebin olsun sana iz.
O’nun yolu nurdur bize,
Sünnet olsun gönle deniz.
Bir tebessüm, bir selâm et,
Salât ile gönlü imar et.
Adı geçse Habîbullah’ın,
Muhabbetle O’nu yâd et.
Dilde değil, özde sevgi,
Kalpte olsun aşkın rengi.
Resûl’ün yolunda yürüyen,
Bulur dünyada huzur, cenneti.
Gönül der ki: Hüdayi, dur,
Edep ile gönlünü kur.
Habîbullah’ın izindeysen,
Rahmet kapısında yer bul.
Hüdayi’nin sözü budur,
Aşk ile kalbin hep doludur.
Kim Resûl’e gönül verirse,
İki cihanda bahtı nurdur.
Allah’ım!
Bizlere Resûlullah Efendimiz’i (s.a.v.) gerçekten sevenlerden olmayı nasip eyle.
Adı anıldığında kalplerimizi salât ü selâmla nurlandır.
Bizlere O’nun (s.a.v.) huzurundaki Sahâbe-i Kirâm’ın edebinden, hürmetinden ve muhabbetinden nasip eyle.
Dilimize güzel söz, gönlümüze güzel ahlâk, hayatımıza sünnet-i seniyyeyi rehber eyle.
Bizleri yüksek sesle değil, güzel ahlâkımızla duyulan kullarından eyle.
Son nefesimizi imanla vermeyi, Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) şefaatine nâil olmayı ve Cennet-i Âlâ’da O’na komşu olmayı bizlere lütfeyle.
Âmin, yâ Rabbel âlemîn.
HİDAYET DOĞAN OSMANOĞLU
TC.Kul.ve Turizm Bak.Halk Şairi