
Vefatının 67.sene-i devriyesinde rahmet, hürmet ve hasretle yâd ediyorum.
İlim, irfan, ihlâs ve hizmet yolunda ömrünü Allah’ın dinine adamış büyük gönül erleri vardır. Onlar, yaşadıkları devrin karanlıklarına birer kandil gibi ışık tutarlar. Eserleri, sözleri ve yetiştirdikleri talebeleriyle gönüllerde iz bırakırlar.
İşte Ebu’l-Fâruk Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri (k.s.) de böyle müstesna şahsiyetlerden biridir.
Silsile-i Sâdât’ın 33. ve son halkası olarak kabul edilen Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri, ilim ve irfan yolundaki hizmetleriyle yakın tarihimizin önemli din âlimlerinden biri olmuştur.
Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri, 1888 yılında, bugün Bulgaristan sınırları içerisinde bulunan Silistre’nin Hezargrad kasabasına bağlı Ferhatlar köyünde dünyaya geldi.
Babası Hocazâde Osman Fevzi Efendi (1845-1927), İstanbul’da tahsil görmüş, Silistre’nin Satırlı ve Hacı Ahmed Paşa medreselerinde uzun yıllar müderrislik yapmış, devrinin tanınmış âlimlerinden biriydi. Annesinin adı Hatice Hanım’dır.
Dedesi ise Kaymak Hafız adıyla tanınan ve uzun bir ömür süren Mahmud Efendi’dir.
Hocazâdeler olarak bilinen ailenin nesebi, Seyyid İdris Bey’e kadar uzanmaktadır. İdris Bey’in, Fatih Sultan Mehmed Han tarafından Tuna Hanı olarak görevlendirildiği nakledilmektedir.
Süleyman Hilmi Hazretleri’nin dünyaya gelişinden önce babası Osman Fevzi Efendi’nin gördüğü bir rüya da aile içerisinde önemli bir hatıra olarak anlatılmıştır. Rüyasında, vücudundan ayrılan bir parçanın gökyüzüne yükselerek dünyaya ışık saçtığını görür. Bu rüyayı, ileride neslinden gelecek bir evladın insanlara mânen ışık tutacağı şeklinde yorumlar.
Daha sonra dünyaya gelen oğulları arasında Süleyman Hilmi Efendi’de özel bir istidat ve kabiliyet görür ve onun yetişmesine büyük bir ihtimam gösterir.
Süleyman Hilmi Hazretleri, ilk tahsilini tamamladıktan sonra Satırlı Medresesi’nde eğitim gördü. Daha ileri seviyede ilim tahsili yapmak üzere 1907 yılında babası tarafından İstanbul’a gönderildi.
Babası kendisini İstanbul’a uğurlarken şu anlamlı tavsiyede bulundu:
“Oğlum, usûl-i fıkıh ilmine iyi çalışırsan dininde kuvvetli olursun. Mantık ilmine iyi çalışırsan ilminde kuvvetli olursun.”
Bu nasihat, onun ilim hayatının temel düsturlarından biri hâline geldi.
İstanbul’da devrin meşhur âlimlerinden Bafralı Ahmed Hamdi Efendi’nin ders halkasına katıldı ve 1913 yılında hocasından icazet aldı.
1916 yılında Dârü’l-Hilâfeti’l-Aliyye Medreseleri Kısm-ı Âlî’yi, yani Sahn Medresesi’ni tamamladı. Aynı yıl Medresetü’l-Mütehassısîn’in Tefsir ve Hadis şubesine girdi.
Üç yıllık ihtisas tahsilinin ilk iki yılını başarıyla tamamladıktan sonra, 1918 yılında İstanbul Müderrisliği Ruûsu kendisine verildi. 1919 yılında Tefsir ve Hadis şubesinden birinci dereceyle mezun oldu.
Böylece devrinin hem naklî hem de aklî ilimlerinde yüksek bir seviyeye ulaştı.
Medresetü’l-Mütehassısîn’den mezun olduktan sonra Medresetü’l-Kuzât’ın imtihanına da girerek birincilikle kazandı.
Bu durumu babasına bildirdiğinde aldığı cevap, onun hayatındaki önemli dönüm noktalarından biri oldu:
“Süleyman, ben seni cehenneme göndermek için İstanbul’a göndermedim.”
Babası bu sözleriyle, Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) kadılık makamının ağır mesuliyetine dikkat çeken hadîs-i şerîfini hatırlatıyordu.
Süleyman Hilmi Hazretleri ise kadılık mesleğine yönelmek gibi bir niyeti olmadığını, maksadının devrinin zâhirî din ilimlerinde kemale ulaşmak olduğunu ifade etti.
İlim tahsilindeki gayesi yalnızca bir makam elde etmek değildi. O, öğrendiği ilmi insanlara ulaştırmayı ve gelecek nesillerin iman ve ahlâk üzere yetişmesine vesile olmayı hayatının en önemli gayelerinden biri kabul etti.
Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin hayatına bakıldığında, ilim ile amelin, söz ile hizmetin bir bütün hâline geldiği görülür.
Ömrünü talebe yetiştirmeye, insanlara dinî hakikatleri öğretmeye ve iman şuurunu güçlendirmeye adamıştır.
Onun için asıl başarı; makam, mevki ve dünya itibarı değil, Allah’ın rızasını kazanmak ve insanlara faydalı olabilmekti.
Bu anlayışını ifade eden meşhur sözlerinden biri şöyledir:
“Dava muvaffak olsun da varsın bizim yerimiz caminin pabuçluğu olsun.”
Bu söz, onun şahsî menfaatlerden uzak hizmet anlayışını ne güzel özetlemektedir.
Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri, yalnızca kendi dönemindeki insanlara değil, yetiştirdiği talebeleri ve bıraktığı mânevî miras vasıtasıyla sonraki nesillere de tesir eden bir âlim olarak hatırlanmaktadır.
Onun hayatında ilim, ihlâs, sabır, fedakârlık ve hizmet birbirinden ayrılmaz bir bütün hâlindeydi.
Bir insanın yetişmesinin, bir neslin geleceğini değiştirebileceğine inanıyordu.
Bugün onun hayatını hatırlarken asıl üzerinde düşünmemiz gereken hususlardan biri de budur:
Çocuklarımızı ve gençlerimizi hangi değerlerle yetiştiriyoruz?
Onlara yalnızca dünyayı kazanmayı mı öğretiyoruz, yoksa gönüllerine iman, ahlâk, merhamet ve sorumluluk duygusunu da yerleştiriyor muyuz?
Çünkü gelecek, sadece bilgi sahibi nesillerin değil; bilgiyi ahlâkla buluşturan nesillerin omuzlarında yükselecektir.
İLİM YOLUNDA BİR ÇINAR..
İlim ile gönüller ışık buldu
Hizmet ile nice gönül doldu
Sabır ile nice engel aşıldı
Süleyman Efendi iz bıraktı
Ömrünü Hak için verdi meydana
Talebe yetişti yüce davaya
Gönüller yöneldi nurlu dünyaya
İlim güneş oldu bütün cihana
Sözünde hikmet var, özünde iman
Hizmetle geçti hep o güzel zaman
Davası uğruna vermedi aman
Rahmetle anılır her daim insan
Makam istemedi, şöhret istemez
Hak yolunda olan gönül hiç dönmez
İhlas ile çalışan el boş kalmaz
Rabbim böyle kullar yolundan ayırmaz
Medrese yolunda yandı kandili
İlimle süslendi gönül menzili
Talebe yetişti, arttı menzili
Gönüllerde kaldı güzel tesiri
Dünya fânidir, bâki olan Hak’tır
Kul için en güzel azık ibadettir
İhlasla yürümek büyük saadettir
Hak yolunda ölmek güzel şehadettir
Ey gönül, ilimden nasibini al
Ahlâk ile süsle, Hakk’a doğru dal
Ömrünü boş yere tüketme, uyan
Geride hoş bir iz bırak da öyle kal
Hüdayi der: Rahmet eyle İlâhî
Bağışla kusuru, eyle günahı
Süleyman Efendi’ye ver dergâhı
Cennetinde eyle bizi penahı
Ebu’l-Fâruk Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri, 16 Eylül 1959 Çarşamba günü dâr-ı bekâya irtihal etti.
Ardında ilimle, hizmetle ve talebeleriyle devam eden büyük bir mânevî miras bıraktı.
Onu vefatının sene-i devriyesinde rahmet ve hürmetle yâd ederken, hayatından bizlere düşen dersleri de unutmamak gerekir.
İlim öğrenmek…Öğrendiği ilmi yaşamak…
İhlâsla hizmet etmek…İnsan yetiştirmek…
Ve bütün bunları Allah’ın rızasını kazanmak için yapmak…
Asıl miras belki de budur.
Yâ Rabbi!..Başta Peygamber Efendimiz (s.a.v.) olmak üzere bütün peygamberlerin, sahâbe-i kiramın, evliyanın, âlimlerin ve din-i mübînine hizmet etmiş bütün büyüklerimizin şefaat ve himmetlerinden bizleri mahrum eyleme.
Ebu’l-Fâruk Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’ne rahmet eyle.
Kabirlerini nurla doldur, makamlarını âlî eyle. Bizlere onların güzel ahlâkından, ilim sevgisinden, ihlâsından ve hizmet anlayışından nasip eyle.
Evlatlarımızı ve gençlerimizi imanlı, ahlâklı, vatanını ve milletini seven, insanlığa faydalı kullar eyle.
Bizlere öğrendiğimiz ilmi yaşamayı, bildiğimizi güzellikle öğretmeyi ve ömrümüzü hayırlı hizmetlerle tamamlamayı nasip eyle.
Son nefesimizi kelime-i tevhid üzere vermeyi, huzuruna yüz akıyla gelmeyi ve rahmetine mazhar olmayı cümlemize nasip eyle.
Âmin, yâ Rabbel âlemîn.
Rahmet ve hürmetle yâd ediyorum.
HİDAYET DOĞAN OSMANOĞLU
TC.KUL.VETURİZM BAK HALK ŞAİRİ