
Osmanlı İmparatorluğu’nun 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) sonrasında yaşadığı büyük felaketler, milletin hafızasında derin izler bırakan acı hadiselerden biridir.
Balkanlar’da ve Kafkasya’da ağır mağlubiyetler alınmış, Rus orduları İstanbul kapılarına kadar dayanmıştı. Yeşilköy’e kadar ilerleyen düşman karşısında şehirde büyük bir korku ve endişe hâkimdi.
Rumeli’den yüz binlerce muhacir; yalın ayak, aç ve perişan hâlde, kar ve kışın çetin şartları altında İstanbul’a akın ediyordu. Şehirde tam anlamıyla bir panik, kıtlık ve taun (salgın hastalık) belası yaşanıyordu.
Devlet düzeni büyük bir sarsıntı içindeydi. Camiler, medreseler ve sokaklar; feryat eden yetimler, yaralılar ve çaresiz insanlarla dolmuştu.
İşte böyle bir fetret ve sıkıntı zamanında, dönemin tanınmış dersiamlarından (âlimlerinden) Hacı Feyzullah Efendi, genç talebelerini etrafında topladı.
Şehrin zenginleri bile kargaşadan korkarak konaklarına çekilmişken, o talebelerine şöyle seslendi:
“Evlatlarım! Bugün kitapları kapatma günüdür. Memleketin ve ümmetin üzerine dar zaman çökmüştür. Bugün bizim dersimiz, sokaktaki muhacirin yarasına merhem olmaktır.”
Hacı Feyzullah Efendi ve talebeleri, soğuk İstanbul sokaklarında kapı kapı dolaştılar. Ekmek topladılar, açlara yiyecek ulaştırdılar, yaralıların yaralarını sardılar.
Soğuktan donmak üzere olan çocukları sırtlarında taşıyarak sıcak mekânlara götürdüler.
Onlar için ilim, sadece kitaplarda kalan bilgiler değildi. İlim; ihtiyaç anında insanın elinden tutmak, mazlumun yanında durmak ve Allah’ın kullarına hizmet etmekti.
Bir gün şehrin eski eşrafından biri, Feyzullah Efendi’nin çamur ve kan içindeki cübbesini görünce yanına yaklaştı ve şöyle dedi:
“Hoca Efendi! Rus ordusu Yeşilköy’dedir. Yarın İstanbul’a girip girmeyecekleri belli değildir. Herkes canının ve malının derdine düşmüşken sen, bu felaket zamanında kendini ve bu genç talebeleri helak ediyorsun. Bu darlıkta birkaç yüz kişiye yardım etsen ne değişir, etmesen ne değişir?”
Hacı Feyzullah Efendi bir an durdu. Gözlerini Süleymaniye’nin yüksek minarelerine çevirdi ve şu anlamlı cevabı verdi:
“Geniş günde milletin imkânlarıyla yetişen ilim talebesi, dar günde milletin imdadına koşmazsa aldığı dersin hakkını veremez. Efendimiz (s.a.v.) buyurur:
‘Genişlik zamanında Allah’ı tanı ki, O da seni darlık ve bela zamanında tanısın.’
Biz bugün burada yalnızca bedenleri değil, bir milletin umudunu taşıyoruz. Rus ordusu şehre girse dahi, bizi kardeşimize hizmet ederken bulmalıdır. Dar zamanda yapılan küçük bir hizmet, Allah katında büyük değer taşır.”
Feyzullah Efendi ve talebeleri haftalar boyunca uykusuz, yorgun ve hastalıkların ortasında hizmetlerine devam ettiler. Onların samimi gayretini gören İstanbul esnafı ve halkı da yeniden kenetlendi. Böylece şehirde büyük bir dayanışma ve yardımlaşma hareketi başladı.
Bu hadise bizlere göstermektedir ki; milletlerin zor zamanlarda ayakta kalmasını sağlayan en büyük güç, iman, merhamet, kardeşlik ve fedakârlıktır.
DAR GUNDE HİZMET
Kar altında kaldı nice garip canlar,
Dert ile dolmuştu bütün meydanlar.
Bir âlim yürüdü sessiz sokakta,
Şifa oldu yaralı gönüllere.
Kitapta kalmadı ilmin ışığı,
Sardı muhacirin yorgun başını.
Dar günde gösterdi insan aşkını,
Rahmet oldu mazlum gönüllere.
Feyzullah Efendi dedi: “Durmayın,
Muhtaç olan kardeşi unutmayın.
Zor günde ümidi hep yaşatın,”
Ses oldu karanlık gecelere.
İlim hizmet ile değer bulurmuş,
Merhamet gönülleri doldururmuş.
Bir lokma ekmek de nur olurmuş,
Paylaşan ellerin dualarında.
Kışın ayazında yürüdü eren,
Mazlumun hâlini gönülden gören.
Bir lokma, bir nefes, bir umut veren,
Rahmet kapılarını açtı dillere.
Talebe elinde ekmek ve kandil,
Gönüllerde yanan imanla menzil.
Hizmet yolunda her adım bir delil,
Şifa dağıttılar dertli ellere.
Şehir yeniden buldu kardeşliği,
Sardı yaraları halkın neşesi.
Birlikten doğdu sabrın güneşi,
Umut serpildi yorgun gönüllere.
Hüdayi der: Dar günde hizmet et,
Mazlumun yanında bulun, gayret et.
İlimle, imanla Hakk’a niyet et,
Nur olsun bu destan bütün dillere.
Rabbimiz milletimize bir daha böyle sıkıntılı ve acı günler yaşatmasın. Birlik, beraberlik, kardeşlik ve merhamet duygularımızı daim eylesin. Âmin.
Hayırlı Cumalar dilerim..
Sağlıcakla kalınız Efendim..
Kaynak: Mahmud Celâleddin Paşa – Mir’ât-ı Hakîkat (Cilt 3)
HİDAYET DOĞAN OSMANOĞLU
TC.KUL.VE TURİZM BAK.HALK ŞAİRİ