Yüce İslâm dini, helâl yollardan kazanç elde etmeyi teşvik eder. Ticaret de insanların ihtiyaçlarını karşılayan, emek ve üretim üzerinden kazanç sağlayan meşru yollardan biridir.
Ancak İslâm'ın ticaret anlayışında yalnızca “kazanmak” yoktur.Helâl kazanmak vardır.
Ticaret yapan Müslümanın alışveriş hükümlerini öğrenmesi, yaptığı işin helâl ve haram sınırlarını bilmesi büyük önem taşır.Çünkü insan bilmediği bir konuda hata yapabilir.
Bu sebeple ticaret hayatına giren kişi, yaptığı alışverişin dinî hükümlerini öğrenmeli; faizden, hileden, aldatmadan, kul hakkından ve haram kazançtan sakınmalıdır.
Nitekim Hz. Ömer'e nispet edilen meşhur sözde de pazarın ahlâk ve hukuk kurallarını bilmenin önemine dikkat çekilir:-Bizim pazarımızda, dinî bilgisi ve fıkıh bilgisi olmayan kimse alışveriş yapmasın.
Bu sözün vermek istediği mesaj açıktır:Ticaret yapan insan, yalnızca ticareti değil, ticaretin ahlâkını ve hukukunu da bilmelidir.
Bir insanın kazancı, sofrasına giren lokmaya dönüşür.
Lokma ise yalnızca karın doyurmaz.
İnsanın hayatına, ailesine ve davranışlarına tesir eder.Bu sebeple Müslüman, kazancının helâl olup olmadığına dikkat etmelidir.
Kur'an-ı Kerim'de:“Ey insanlar! Yeryüzündeki helâl ve temiz şeylerden yiyin.” buyurulmaktadır.(Bakara, 168)
Helâl lokma, müminin hayatında büyük bir hassasiyettir.
Fakat burada dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır:
Dinî açıdan bir kimsenin haram kazancının, otomatik olarak nesiller boyunca çocuklarına ve torunlarına geçtiğini söylemek doğru değildir.
Kur'an'ın temel ilkelerinden biri şudur:Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez.”(En'âm, 164)
Dolayısıyla “Yedi göbek torununa kadar haram lokmanın cezası çıkar.” şeklindeki sözler dinî bir hüküm gibi aktarılmamalıdır.
Ancak haram kazancın aile hayatını, insanın karakterini ve toplumdaki ahlâk anlayışını olumsuz etkileyebileceği gerçeği ayrı bir meseledir.İşte burada büyüklerin sorumluluğu ortaya çıkar.
Bir lokma vardır, bedene can verir;
Bir lokma vardır, gönülde iz bırakır.
Sofrana ne getirdiğine dikkat et;
Çünkü insan, kazandığıyla da yaşar.
Helâl lokma az görünse de
İçinde nice huzur saklar.
Haram kazanç çok görünse de
Gönülde ağır bir yük taşır.
TİCARETİN İLK ŞARTI: YALAN SÖYLEMEMEKTİR.
Ticarette en önemli ahlâkî esaslardan biri doğruluktur.Müslüman yalandan sakınmalıdır.
Çünkü yalan yalnızca bir söz değildir. Yalan, güveni yok eder.Bir insan size bir kez yalan söylediğinde ona olan güveniniz sarsılır.
Bir esnaf müşterisini aldattığında sadece o müşterisini değil, kendi itibarını da kaybeder.
Peygamber Efendimiz (sav) doğruluğun önemini şöyle bildirmiştir:
“Doğruluktan ayrılmayın. Çünkü doğruluk iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Yalandan sakının. Çünkü yalan kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür.”(Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 105)
Bu hadis, ticaret hayatı için de son derece önemli bir ölçüdür.
Satıcı doğru söyleyecek.
Müşteri doğru söyleyecek.
Ortaklar birbirlerini kandırmayacak.
Malın kusuru gizlenmeyecek.
Eksik ölçülmeyecek.
Eksik tartılmayacak.
Ve satış uğruna yalan söylenmeyecek.
TİCARETTE YALAN YERE YEMİN ETMEMEK GEREKİR..
Ticarette bazı insanlar müşteriyi ikna etmek için çokça yemin eder.
“Vallahi son fiyat!”
“Billahi ben bunu şu fiyata aldım!”
“Allah şahidim olsun, hiç kâr etmiyorum!”
Oysa Peygamber Efendimiz (sav), alışverişte yemin etmenin malın satılmasına vesile olabileceğini, fakat bereketini giderebileceğini bildirmiştir.(Buhârî, Büyû', 26; Müslim, Müsâkât, 131)
Demek ki mesele sadece malı satmak değildir.
Mesele, o satışın bereketli olup olmadığıdır.
İnsan birkaç lira fazla kazanabilir.
Ama o kazancın içinde yalan varsa, kul hakkı varsa, aldatma varsa, bunun manevi sorumluluğu vardır.
Yemin ettin, malın satıldı,Kârın arttı, kasa doldu.
Ama bir düşün ey gönül:Bereket nereye kondu?
Para çoğaldı diye sevinme hemen,
Önce sor kendine:Bu kazanç helâl mi?
Çünkü nice çokluk vardır,İçinde bereket yoktur.
BİR ÖLÇÜ: BİZİ ALDATAN BİZDEN DEĞİLDİR!!
Peygamber Efendimiz'in (sav) ticaret ahlâkı konusunda çok çarpıcı bir uyarısı vardır.
Bir gün pazarda yiyecek satan bir satıcının yanına geldiğinde, elini yiyeceğin içine daldırmış ve üst kısmı kuru görünmesine rağmen alt tarafının ıslak olduğunu fark etmiştir.
Bunun üzerine:-“Bizi aldatan bizden değildir.”buyurmuştur.(Müslim, Îmân, 164)
Bu hadis, ticaret ahlâkının özünü ortaya koymaktadır.
Malın kusurunu gizlemek...
Bozuk ürünü sağlam göstermek...
Kalitesiz ürünü kaliteli diye satmak...
Eksik tartmak...
Müşterinin bilmediği bir noktadan faydalanmak...
Bunların hepsi güveni zedeleyen davranışlardır.
Müslüman tüccarın ölçüsü şudur:-“Ben müşteriyi kandırabilir miyim?” değil; “Ben Allah'ın rızasına uygun davranıyor muyum?”
Yalanın ne kadar ağır bir günah olduğunu gösteren hadislerden biri de Ebû Bekre (ra) tarafından rivayet edilen hadistir.
Resûlullah (sav):“Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi?”diye sormuş; Allah'a ortak koşmayı ve anne-babaya karşı gelmeyi zikrettikten sonra:“Dikkat edin! Bir de yalan söylemek ve yalancı şahitlik yapmaktır.”buyurmuştur. (Buhârî, Edeb, 6)
Resûlullah'ın bu sözü tekrar tekrar söylemesi, yalanın toplum ve insan hayatı açısından ne kadar tehlikeli olduğunu göstermektedir.
Çünkü yalancı şahitlik yalnızca bir insanın dilinden çıkan birkaç kelime değildir.
Bir insanın hakkını elinden alabilir.
Bir masumu suçlu hâle getirebilir.
Bir haksızı haklı gösterebilir.
Bir ailenin huzurunu bozabilir.
Bir ticareti harama çevirebilir.
Bir toplumda yalan çoğaldıkça güven azalır.
Güven azalınca insanlar birbirinden şüphe etmeye başlar.
Şüphe çoğalınca dostluklar zayıflar.
Ticaret zorlaşır.
Komşuluk ilişkileri bozulur.
Aileler birbirine güvenemez hâle gelir.
Sonunda herkes birbirine:
“Acaba doğru mu söylüyor?”diye bakmaya başlar.
İşte yalanın toplumsal maliyeti budur.
Yalan söyleyen insan belki bir kişiyi kandırır.
Ama yalanın yaygınlaştığı toplum, güven duygusunu kaybeder.
Yalan bir kıvılcım gibidir,Düştüğü yeri yakar.
Bir gönülde başlayan hile,Nice gönülleri yıkar.
Doğru söz ise su gibidir,Gönüllere hayat verir.
Güvenin olduğu yerdeİnsan insana kardeş olur,
Ticaret bereketlenir.Ticaret yapan insanın kâr hesabı yapması doğaldır.
Alış fiyatı vardır.Satış fiyatı vardır.
Masraf vardır.Kâr vardır.Zarar vardır.
Fakat müminin bir de başka hesabı vardır:
Ahiret hesabı.
Bugün kazandığı paranın hesabını yaptığı gibi, yarın o parayı nasıl kazandığının da hesabını vereceğini düşünmelidir.
Bir müşteri görmedi diye kusuru gizlemek...
Kimse fark etmedi diye eksik tartmak...
Satış gerçekleşsin diye yalan söylemek...
Yalan yere yemin etmek...
Bunlar dünyanın muhasebesinde görünmeyebilir.
Ama Allah'ın huzurunda hiçbir şey gizli kalmaz.
Kur'an-ı Kerim'de:-“Kim zerre ağırlığınca hayır yaparsa onu görür. Kim de zerre ağırlığınca şer yaparsa onu görür.”buyurulmaktadır.(Zilzâl, 7-8)
Öyleyse gerçek kazanç yalnızca kasadaki para değildir.
Gerçek kazanç, helâl kazanılan paradır.
Akşam olur.Dükkânın ışıkları söner.
Kepenk kapanır.Günün alışverişi biter.
Esnaf evine döner.Belki o gün çok kazanmıştır.
Belki az kazanmıştır.Belki hiç kazanamamıştır.
Fakat mümin için günün sonunda sorulması gereken en önemli soru şudur:“Bugün kazancım helâl miydi?”
Çünkü dünya hayatında herkes kazancını artırmaya çalışır.
Ama mümin, kazancının yanında bereketini de düşünür.
Bir müşteriyi kandırarak birkaç lira fazla kazanmak kolaydır.
Zor olan, kimse görmediği hâlde doğru olmaktır.
Bir malın kusurunu gizlemek kolaydır.
Zor olan, “Bu malın şu kusuru var.” diyebilmektir.
Yalan yere yemin ederek müşteriyi ikna etmek kolaydır.
Zor olan, Allah'ın adını ticaretin bir aracı hâline getirmemektir.
İşte müminin farkı burada ortaya çıkar.
Kimse görmese de Allah görüyor.
Kimse bilmese de Allah biliyor.
Kimse hesap sormasa da bir gün hesap var.
Dükkân kapanır, hesap kalır,Dünya geçer, ahiret kalır.
Mal gider, mülk gider,İnsana yaptığı kalır.
Yalanla kazanma ey gönül,Bir gün hakikat konuşur.
Haram lokma ile büyüyen servet,Sahibine yük olur.
Az kazan, temiz kazan;Gönlün huzurla dolsun.
Sofrana giren her lokmaHelâlden, bereketten olsun.
Bir gün kepenk son kez inecek,Bir gün dünya geride kalacak.
Hüdayi cebindeki para değil,Nasıl kazandığın sorulacak.
Ya Rabbi, bizlere helâlinden kazanmayı,
Kazancımıza bereket ve gönlümüze huzur vermeyi nasip eyle.
Ticaretimizde doğruluktan, adaletten ve emanetten ayırma.
Bizi hileden, haramdan ve kul hakkına girmekten muhafaza eyle.
İşverenlerimize adalet, çalışanlarımıza emeklerinin karşılığını almayı nasip eyle.
Alanla satanın arasına güven, doğruluk ve bereket ihsan eyle.
Kazancımızı ailemize huzur, ihtiyaç sahiplerine yardım vesilesi eyle.
Azımızı bereketli, çoğumuzu hayırlı eyle.
Ya Rabbi, sofralarımızı helâl lokmayla,
Evlerimizi huzurla, gönüllerimizi imanla doldur.
Bizi kimseye muhtaç etme; bizi başkalarının hakkına da muhtaç bırakma.
Ömrümüzü helâl kazançla, sonumuzu imanla ve rızanla tamam eyle.
Âmin, ya Rabbi’l-âlemîn.
HİDAYET DOĞAN OSMANOĞLU
TC.KÜL.VE TURİZM BAK.HALK ŞAİRİ