
Ticarette ikinci şart kanaatkâr olmaktır, demiş âlimlerimiz. Fıkıh kitaplarında bu konuda birçok malumat yer almaktadır.
İslam'da ticarette belli bir kâr marjı tespit edilmemiştir. Alıcı ve satıcının insafına, vicdanına bırakılmıştır.
Eskiden, bizim çocukluğumuzda, malların üstüne alış ve satış fiyatı yazılır, belirli ürünlere belediye tarafından narh konulurdu.
Enflasyon günümüzde fiyatları artırmıştır.
Piyasa fiyatları, petrole gelen zamlar ve dövizdeki artışlarla beraber her gün değişmektedir.
Malın çoğalması ile rekabet ortamı da artmıştır.
Bir markette on lira olan ürün, diğer yanındaki bir markette rahatlıkla yirmi liraya satılabilmektedir.
Buna günümüzde serbest piyasa ekonomisi denilse de İslam dinine göre acaba böylesi bir satış, alanla satan arasında toplumsal barışa ve güven ortamına faydalı olacak mıdır?
Maalesef bu satıcıyı memnun eden, zengini daha zengin yapan, fakiri ve orta direk dediğimiz kısmı fakirleştiren sistem, İslam'ın emrettiği ticaretten elbette uzaktır.
İslam'da Ticaretin Temeli: Aldatmamak
İslam'a göre alıcı aldanmayacak, satıcı da aldatmayacaktır. Aksi durumda faize girerler ve kul hakkına tecavüzde bulunmuş olurlar.
Satıcının haddinden fazla fiyat istemesine İslam'da “gabn-i fahiş” denilir. Fıkıh kitapları bununla alakalı yüzlerce mesele ile doludur.
Yüksek fiyatla alıcıyı aldatmak, ayıplı mal satmak, alıcıya malın kusurlarını peşinen söylememek, satış sırasında yalan yere yemin etmek, malı pazara inmeden satıcıyı yolda karşılayıp piyasa fiyatını henüz öğrenmeden ucuza almak, kapatmak vb...
Bunların da hepsi külliyen haramdır, aldatmaktır. Alıcı isterse bu alışverişten cayabilir. İlmihal kitaplarımızda bu bahisler uzunca yer alır.
Hz. Ebû Bekir (r.a.) halife olunca ona hazineden bir tahsisat vermek düşünüldü ve 2000 riyal veya dinar tahsisat önerildi.
Hz. Ebû Bekir (r.a.) bir süre sonra, “Ben bu maaşı hak etmiyorum, bunun hakkını verememekten çok korkuyorum.” dediler. Kendi isteğiyle bunu yarıya düşürmüşlerdir.
İşveren de işçiler de kanaatkâr olacak, yaptığı işin hakkını vermeye çalışacaktır.
Memur, mesai saatim dolsun diye beklemeyecek, saatine dikkat edecek, işini devlet işi de olsa hakkıyla yapmaya çalışacaktır.
Namaz vaktinde kısa süre içerisinde bu ibadetini yapacak, fazla oyalanmayacaktır.
İşveren, işçinin özlük haklarına riayet edecek, mesai saatleri dışında kendi işinde kullanmaktan imtina edecektir.
Kâr çok kalsın diye zam yapmamak, ücretini geç vermek, işçiler arasında ayrım yapmak dinimizin hoş görmediği fiillerdir.
Hayvanın bile hakkını düşünen yüce İslam dini, işçi-işveren meselesini çok güzel bir şekilde kurallar koyarak belirlemiştir.
Resûlullah Efendimiz'e birisi gelerek:-“Ya Resûlallah, ben geçinemiyorum. Aldığım ücret yetmiyor, evimde huzur yok.” dedi.
“Kaç dirhem alıyorsun?” buyurdu Resûlullah Efendimiz.
-“Beş dirhem.” dedi.-“Bundan sonra üç dirhem alacaksın.” buyurdular.
Aradan bir müddet geçtikten sonra karşılaşırlar.
-“Nasıl, düzeldi mi evin, ailen?” buyurur.-“Evet, işlerim biraz düzeldi, evimde huzurum çoğaldı.” dedi.
-“Bundan böyle 2,5 dirhem alacaksın.” buyururlar.
O sahabinin evinde bereket de huzur da çoğalır, ziyadeleşir.
O sahabi, Resûlullah'a bunun sebebini sorar.
“Senin çalışman 2,5 dirheme denk geliyordu. Fazla aldığın ücret, senin evinde bereketsizliğe, huzursuzluğa sebep oluyordu. Şimdi hak ettiğini alıyorsun, ondan.” buyurdular.
Şimdi sendikalar var, böyle bir şey olabilir mi?
Olması gerekiyor ama...
Helâl lokma ile de gönüller bulur huzur;Emek veren insan da yaşar daim hep huzur.
Haram olan kazanç bir, kalbe verir hep keder;Temiz olan rızık da gönle getirir değer.
Otuz dinar alırken hakkını vermedi er;Bereketi kayboldu, arttı içindeki dert.
Yirmi dinar olunca değişti onun kader;Helâl ile dolunca açıldı nice sefer.
Çalışanın hakkını gözetmeli her insan;İşveren de bilmeli adaleti her zaman.
Alın teri kutsaldır, bozulmasın bu iman;Doğru yolda yürüyen bulur sonsuz bir derman.
Az görünen helâl mal, çok nimete erişir;Haram ile dolu mal, sahibini bitirir.
Kalpte huzur isteyen, temiz yoldan yetişir;Bereket gizli lütuftur, gönülleri sevindirir.
Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor:“Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki:-‘Sizden biri, mal ve yaratılışça kendisinden üstün olana bakınca, nazarını bir de kendisinden aşağıda olana çevirsin.
Böyle yapmak, Allah’ın üzerinizdeki nimetini küçük görmemeniz için gereklidir.’”
Buhârî, Rikâk 30; Müslim, Zühd 8, (2963); Tirmizî, Kıyamet 59, (2515).
Rezin bir rivayette şu ziyadede bulundu:“Avn İbnu Abdullah İbnu Utbe (rahimehullah) dedi ki:-‘Ben zenginlerle düşüp kalkıyordum. O zaman benden daha heveslisi yoktu.
Bir binek görsem benimkinden daha iyi görürdüm; bir elbiseye baksam benimkinden daha iyi olduğuna hükmederdim.
Ne zaman ki bu hadisi işittim, fakirlerle düşüp kalktım ve rahata erdim.’”
Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:-“Gerçek zenginlik, mal çokluğu değil, gönül tokluğudur.”
Buhârî, Rikak 15; Müslim, Zekât 130. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 40; İbni Mâce, Zühd 9.
Abdullah İbni Amr (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:-“Müslüman olan, yeterli geçime sahip kılınan ve Allah’ın kendisine verdiklerine kanaat etmesini bilen kurtulmuştur.”
Müslim, Zekât 125. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 35.
Asr-ı saadette bir delikanlı, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’e gelerek kazancı ile geçinemediği hususunda hâlinden şikâyette bulundu.
Geçim sıkıntısı çektiğini ve birçok kişiye borçlandığını, borçlarını zamanında ödeyemediği için çok üzgün olduğunu söyledi.
Peygamber Efendimiz, bu mesuliyet hisleri ile dolu delikanlıya oturmasını söyledi. Delikanlı oturdu ve Efendimiz’in sav. neler söyleyeceğini dinlemek için beklemeye başladı.
Efendimiz, delikanlıya şöyle bir nazar ettikten sonra nerede çalıştığını, ne iş yaptığını, yaptığı iş karşılığında ne kadar ücret aldığını sordu.
Delikanlı ise cevaben, hurma pazarındaki bir dükkânda 30 dinar aylıkla çalıştığını, ailesinin kalabalık oluşu sebebiyle maaşının kendisine yetmediğini tekrar edip bu hususta ne yapması gerektiğini sormaya geldiğini söyledi.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ailesinde kaç kişi olduğunu, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin kimler olduğunu da sordu.
Delikanlı:-“Yâ Resûlallah, bakıma muhtaç anam-babam ve dedem ile ninem benim yanımda. Ayrıca beş de çocuğum var. Bunca nüfusa maaşımla yetişmeye çalışıyorum.” dedi.
Allah Resûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- biraz tefekkür ettikten sonra delikanlıya:-“Bundan sonra çalıştığın iş yerinde 25 dinara çalışacaksın!” dedi.
Delikanlı anlayamamıştı. Şaşkın bir şekilde:-“Yâ Resûlallah, 30 dinara çalışıyorum, yetmiyor. Acaba yanlış mı anlattım?” dedi.
Efendimiz:-“Olsun! Sen bundan sonra 25 dinara çalış!” diye tembih etti ve delikanlıyı iş yerine gönderdi.
Delikanlı, mânâ veremediği bu durum karşısında çok şaşırmıştı. Bu iş nasıl olacaktı? Otuzun yetmediği yerde yirmi beş nasıl yetecekti?
Fakat imanında samimi idi. Akıl sır erdiremese de, nefsinin hoşuna gitmese de nebevî tavsiyeyi derhâl yerine getirecekti.
İş yerine gidip durumu iş sahibine anlattı ve bundan böyle iş yerinde 25 dinar aylıkla çalışmaya devam edeceğini söyledi. İş sahibi şaşkınlık içinde kabul etti.
Delikanlı, 25 dinar aylıkla çalışmaya bir süre devam etti. Ama aldığı maaş yetmiyordu. Gerçi buna da şaşırmıyordu; çünkü bundan daha fazlası yetmiyordu ki bu nasıl yetecekti.
Delikanlı ikinci kez Allah Resûlü’ne müracaat ederek durumunu arz etti:-“Yâ Resûlallah, buyurduğunuz gibi aynı yerde işime devam ediyorum.
Tavsiye ettiğiniz kadar da maaş alıyorum fakat aldığım ücret beş dinar daha azaldığı için hâliyle yetmedi. Çok sıkıntıdayım.” dedi.
Allah Resûlü:-“Delikanlı, mademki aylığın 30 dinardan 25’e indiği hâlde yine yetmiyor, o hâlde bundan sonra 20 dinar aylığa çalış!” buyurdular.
Delikanlı hepten şaşırdı. Hazret-i Peygamber ne yapmak, neyi anlatmak istiyordu, bir türlü çözemedi.
Fakat teslimiyeti elden bırakmadı. Mademki Allah Resûlü’ne müracaat etmişti, O’nun tavsiyesini emir bilmeliydi.
Âlemlere rahmet olan Nebiyy-i Zîşan, kendisi için de rahmete vesile olacaktı elbet. İşinin başına dönerek çalışmaya başladı.
Maaş zamanı 25 dinar olarak verilen maaşının beş dinarını iade etti. İş sahibi ve iş arkadaşları onun bu yaptıklarına hayret ediyorlardı.
Delikanlı işine 20 dinar ücretle epey bir zaman devam etti. Bir süre sonra yine Allah Resûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in huzuruna gelerek:-“Yâ Resûlallah, bu sefer şikâyet etmeye değil, teşekkür etmeye geldim.
Çünkü ben, tavsiye ettiğiniz gibi 20 dinara çalışmaya başladıktan sonra yavaş yavaş bütün sıkıntılarım bitti.
Bütün borçlarımı ödeyip kul hakkından kurtuldum. Yuvamda bir huzur ortamı oluştu.
Eşimle, çocuklarımla herhangi bir problemim kalmadı. Gafletle eda ettiğim namazlarımı zevkle kılmaya başladım. İbadetlerim külfet olmaktan çıkıp zevk hâline dönüştü.
Annem-babam, dedem-ninem benim için birer velinimet oldular. Onlar benim âhiret teminatım.” diye düşünüyor ve severek hizmetlerini yapıyorum.
Çok şükür her şeyim düzeldi. Allah için infak edebiliyorum. Malımın zekâtını ve öşrünü seve seve verebiliyorum. Allah Teâlâ bana çok büyük lütuflarda bulunuyor.
Bundan dolayı size teşekkür edip elinizi öpmeye ve hem de bu işlerin hikmetini öğrenmeye geldim.
30 dinara çalıştığım zaman yetmeyen maaşım nasıl oldu da 20 dinara indirdiğiniz hâlde yetiyor ve artıyor? Bu işin hikmeti nedir, yâ Resûlallah?”
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz sav.şöyle cevap verdiler:-“Ey delikanlı, çalıştığın iş yerinden 30 dinar alıyordun fakat 30 dinarlık iş yapmıyordun.
Bu sebepten aldığın para helâl olmadığı için Allah Teâlâ parandan bereketi kaldırmıştı. Haram parada bereket olmaz.
Şimdi aldığın para emeğinin tam karşılığıdır. Yaptığın işle aldığın para denkleşti. Aldığın para sana helâl oldu.
Bu bakımdan Allah Teâlâ parana bereket ihsan eyledi. Bereket, Allah’ın gizli ihsanıdır. Bu iş akılla çözülmez.”
Cenâb-ı Hak tüm işverenleri ve işçilerimizi karşılıklı hak ve hukuka riayet edebilenlerden eylesin. Helâl kazanç ile güzel bir hayat sürmeyi hepimize nasip eylesin.
Helâl az da olsa çok hükmündedir.Haram çok da olsa yok hükmündedir.
Kul hakkından sakınmak, mümine güzel huydur;Doğru söz ve doğruluk, gönüllere bir nurdur.
Emeğin tam karşılığı, en güzel bir onurdur;Helâl kazanç sahibi, Rabbine yakın kuldur.
Namaz ile huzur bul, şükür ile yaşa sen;Anne baba hizmetin, rahmet olur her zaman.
Malını infak eden, kazanır büyük ihsan;Temiz kazanç yolunda, yükselir güzel insan.
Dünya malı geçicidir, kalıcı olan amel;Gönül zenginliğiyle olur hayat çok güzel.
Kanaat eden kişi, bulur kalbinde emel;Helâl lokma insana açar nice güzel el.
Rabbim bize nasip et, helâlinden kazancı;Koruyalım her daim, işçinin de hakkını.
Bereketle doldur Sen, evimizi ocağı;Huzur ile yaşayalım, bulalım sonsuz tacı.
Ya Rabbi, bizlere helâlinden kazanmayı,
Kazancımıza bereket ve gönlümüze huzur vermeyi nasip eyle.
Ticaretimizde doğruluktan, adaletten ve emanetten ayırma.
Bizi hileden, haramdan ve kul hakkına girmekten muhafaza eyle.
İşverenlerimize adalet, çalışanlarımıza emeklerinin karşılığını almayı nasip eyle.
Alanla satanın arasına güven, doğruluk ve bereket ihsan eyle.
Kazancımızı ailemize huzur, ihtiyaç sahiplerine yardım vesilesi eyle.
Azımızı bereketli, çoğumuzu hayırlı eyle.
Ya Rabbi, sofralarımızı helâl lokmayla, evlerimizi huzurla, gönüllerimizi imanla doldur.
Bizi kimseye muhtaç etme; bizi başkalarının hakkına da muhtaç bırakma.
Ömrümüzü helâl kazançla, sonumuzu imanla ve rızanla tamam eyle.
Âmin, yâ Rabbi’l-âlemîn...
HİDAYET DOĞAN OSMANOĞLU
TC.KÜL.VE TURİZM BAK.HALK ŞAİRİ
https://www.edebiyatdefteri.com/uye/hidayet-dogan-osmanoglu/