“İnsan yediği şeydir.” veya “Ne yersen osun.” sözü bana ait değil; bu söz Alman düşünür Ludwig Feuerbach'a ait. “İnsan ne yerse odur.” gayet de yerinde bir tespit. Bu tespite ek olarak “İnsan ne düşünürse odur.” sözünü de ben söylemiş olayım. Yani midende ve aklında ne varsa ondan ibaretsin. Sonuçta ikinci beyin olarak adlandırılan bağırsaklar ve mide, yani sindirim ve boşaltım sistemi düşünce sistemimizi epey etkilemekte; düşünce sistemimiz de sindirim ve boşaltım sistemimize etki etmektedir.
Son zamanların en revaçta olan hastalığı şüphesiz yaygın anksiyete bozukluğu, yani bilinen adıyla kaygı bozukluğudur. Kaygı hakkında çok şey yazılıp çizilmiş olsa da kaygının etkilerinden, yani mide rahatsızlıklarından pek konuşulmuyor; fakat bu rahatsızlıklar hayatımızın her yerinde. Mide yanmasının en büyük sebeplerinden bir tanesi kaygı, diğeri ise kalitesiz besinlerdir. Bu iki faktör de geçtiğimiz 25 yıllık siyasi sürecin halkımıza hediyesidir.
Genç nüfusun, yani 15 ila 24 yaş arasındaki gençlerin işsizlik oranı 2026 TÜİK verilerine göre %15,1; geniş tanımlı işsizlik oranı, yani bilinen adıyla atıl iş gücü ise %31 bandındadır. İş gücüne dâhil olmayan nüfusun sayısal karşılığı ise toplam 31.857.000'dir. Bu rakamlar bize, ülkenin azımsanmayacak bir bölümünün işsizlikle ve dolayısıyla yoksullukla karşı karşıya olduğunu gözler önüne seriyor.
İstihdamda bulunan yurttaşlar için ise sonuç pek de farklı sayılmaz. TÜRK-İŞ’in Eylül 2026 raporuna göre, dört kişilik bir aile için sağlıklı ve dengeli beslenme maliyeti, yani açlık sınırı 37.801 Türk Lirası'dır. Gıda harcamalarına ek olarak barınma, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi zorunlu giderleri kapsayan yoksulluk sınırı ise 123.130 TL’ye ulaşıyor. Bağımsız araştırma kuruluşlarının analizlerine göre, nüfusun %37,6’sı, yani 32.150.000 kişi yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Türkiye nüfusunun çok daha büyük bir bölümü ise toplam hane geliri olan 123.000 TL’lik yoksulluk sınırının çok çok altında.
Türkiye’de asgari ücretle çalışan kişi sayısı kayıtlı verilere göre 7 milyondur. Devrimci İşçi Sendikaları Araştırma Merkezi'ne (DİSK-AR) göre ise bu rakam 9.500.000’i bulmaktadır. Ek olarak, emekli aylığı alan yurttaş sayısı ise 12.309.000’i bulmuştur.
Bu veriler ışığında halkımız, yeterli beslenmek için gerekli kazancı maalesef ki elde edemiyor. Yetersiz beslenmenin yalnızca fizyolojik değil, psikolojik sonuçlar da doğurduğu kesindir. Fizyolojik sonuçların en yaygın ve görece zararsız olanı ise mide rahatsızlıklarıdır.
Ülkemizin ve dünyanın son on senedir içerisinde bulunduğu yüksek gıda enflasyonu, ürünlerin kalitesiz ham maddelerle üretilmesine neden oluyor. Yani günlük hayatta yaygın olarak tükettiğimiz birçok gıda maddesi, kalitesiz ham maddelerden ve kalitesiz koşullardan nasibini alıyor. Şüphesiz ki halkımız, bu kalitesiz besinleri tüketerek gerek mide hastalıklarına gerekse birçok rahatsızlığa kapı aralamaktadır.
Bu verilerin psikolojik etkileri ise tahammülsüz, kaygılı ve stresli bir toplumu doğuruyor. Bu toplumda kişilerin bireysel olarak mide sorunları yaşaması en hafif sonuçtur. Daha büyük sonuçlarını; sosyal çürüme eşliğinde artan cinnet vakalarından ve okullara kadar yayılan şiddet sarmalından görüyoruz. Dolayısıyla mideniz yanıyorsa bu konuyu politik meselelerden ayrı düşünemeyiz.
Mideniz yandığında hemen aklınız mide koruyucularına ya da asitlik düzenleyici haplara değil, seçimlerde verdiğiniz oylara gitsin. Mide koruyucular kısa süreli mide yanmalarınızı geçirse de verdiğiniz oylar uzun vadeli ve sağlıklı bir ömrü beraberinde getiriyor.
Kıymetli okur, ilk köşe yazımla karşınızdayım. Ben Furkan Çelebi; çeşitli disiplinlerde lisans eğitimlerimi tamamladım, akademiye iletişim ve siyasal alanlarda devam ediyorum. Araştırıyor, tespit ediyor ve çözüm üretmeye çalışıyorum. Genellikle yazılarımın genelinde veriler ve sıkıcı istatistikler olacak. Verileri okumaya ve çözümlemeye çalışacağız. İlk yazı sebebiyle çok da veriye boğmadım sizi. Okudukça tanır, tanıdıkça benimsersiniz. Benimsedikçe sevmeniz dileğiyle.
Furkan ÇELEBİ