Su kesintileri yaşıyorsanız onun eksikliği sebebiyledir. Hastanelerde yoğunluk yaşıyor, sağlık hizmetlerinden faydalanmakta güçlük çekiyorsanız onun eksikliği yüzündendir. İşsizlik bir hayli artmış, diplomalı işsizler ordusu gözlerimizin önündeyse onun eksikliği yüzündendir. Gıda ürünlerinde muazzam bir enflasyon varsa; Türkiye kuvvetli tarım alanlarına, liyakatli ziraat mühendislerine ve dahi kaliteli çiftçilere sahipken uzunca bir süredir savaşta olan Ukrayna’dan buğday ithal ediyorsak, bu durum yine onun eksikliği yüzündendir. Ondan kastım; planlı bir devletin teminatı olan Devlet Planlama Teşkilatı'dır.
Normal şartlarda sizlere Devlet Planlama Teşkilatı'ndan, ne zaman kapatıldığından, halefi olan kurumlardan ve dahi Devlet Planlama Teşkilatı'nın bugüne kadar yaptığı işlerden, eksikliği sebebiyle nelerin yanlış yapıldığından bahsedecektim. Bunun detaylı bir araştırma raporu olacağı aşikârdı fakat okul çağındaki çocuklar kurşun geçirmez çantalarla okula gitmek mecburiyetini taşıyorken planlamayı da, devleti de, teşkilatı da bir kenara bırakmak gerekir. Evet, hâlihazırda okul çağındaki çocukların sırt çantaları kurşun geçirmez değil fakat kurşun geçirmez çanta ihtiyacının doğması ve böyle bir talebin karşılığında kurşun geçirmez okul çantası arzının oluşması beni fazlasıyla endişelendirdi.
Geçtiğimiz 25 yıllık siyasi konjonktür ekseninde, adına "sosyal çürüme" dediğimiz fakat bu tabirin fazlasıyla yuvarlak olduğunu kabul ettiğim bir gerçek var. Adına ister sosyal çürüme, ister toplumsal hezeyan, isterseniz de bozulma deyin; Türkiye’de son 25 yıllık siyasi konjonktürün getirdiği bir tahammülsüzlük, yoksulluk ve ahlak kayması mevcuttur.
Bu öylesine bir ahlak kaymasıdır ki şiddet eğilimi sabi sübyana, günahsız çocuklara kadar inmiştir. Son üç sene içerisinde Türkiye’de okullara 18 kez silahlı ya da delici, kesici aletlerle saldırı düzenlendi. 2024 yılında 8, 2025 yılında 6, 2026 yılında ise senenin bitmesine üç ay kala 4 şiddet olayı cereyan etti.
Bu şiddet olaylarının okullara kadar inmesinde; akran zorbalığı, sosyal medya etkisi, şiddet içerikli dizi ve filmlerin revaçta olması ve şüphesiz toplumsal tahammülün tamamen yok olması gibi çok farklı etkenler mevcut olabilir. Bu yazıda yalnızca son üç yılı değerlendirmiş olsam da şiddet olayları maalesef son üç sene ile kısıtlı değildir. Kadın cinayetleri, iş cinayetleri ve cinnet anları çok sayıda yurttaşımızın hayattan kopmasına neden oluyor. Fakat Türkiye'nin kendi kültürel tarihi ve geleneksel mefhumları içerisinde fazlasıyla bireyselleşmemiş olması, ailenin, örf, âdet ve diğer geleneklerin korunmuş olması sebebiyle eskiden bu tarz şiddet olaylarının okulları bulmadığını tahmin ediyorum.
Amerika Birleşik Devletleri'nde okullardaki şiddet olayları uzun yıllardır mevcuttur. Neo-liberal politikalar, kapitalist bir toplum ve kültürsüz bir millet... Belki de Siyonist lobinin etkisi de vardır.
Sonuç itibarıyla, "Türkiye’yi küçük Amerika yapacağız," diyerek yola çıkan sağ tandanslı siyaset amacına ulaşmış gibi gözüküyor. Büyükşehirlerdeki evsiz sayısının gitgide yükselmesiyle birlikte yalnızlaşan bireylerin toplumsal ve psikolojik cinnetleri, Türkiye’yi küçük Amerika yapma yolunda başarılı olduklarını göstermektedir.
İşsizlik, yoksulluk, yaş fark etmeksizin yaşanan yoğun anksiyete ve depresyon, son olarak okullardaki şiddet vakaları… İçinde bulunduğumuz yüzyıl "Türkiye Yüzyılı" mıdır bilmem ama içerisinde kurşun kalem bulunan çantalar kurşun geçirmez olduysa yaşadığımız yüzyıla ne derseniz deyin, önümüzdeki yüzyılın adı "unutma yüzyılı" olmayacaktır.
Okullarda alınabilecek önlemler, Türkiye’nin toplumsal ve psikolojik sağlığı gibi konular hakkında çok fazla konuşulup yazılabilir; fakat ne konuşulursa konuşulsun, ne yazılırsa yazılsın giden canlarımızın geri gelmeyeceğini biliyorum.
Çözüm üretmek benim ya da medyanın işi değil; siyasetçilerin, bürokratların ve güvenlik uzmanlarının işidir. Bu konuda fazlaca bir şey demeyeceğim. Peki, bunları niçin yazıyorum? Tarihe not düşsün... Aklınız ne kadar karamsar olursa olsun, kalbiniz umuttan yana olsun. Esenlikler.