ÇOCUĞUN İÇİNDEKİ YALNIZLIĞI GÖRMEK
Son yıllarda okullarda yaşanan şiddet olaylarını gördükçe ister istemez geçmişe gidiyorum. Bugün silahlı olayları konuşuyoruz. Bıçaklı saldırıları konuşuyoruz. Okulların güvenliğini, kamera sistemlerini, güvenlik görevlilerini, giriş ve çıkış kontrollerini, tehlikeli araçlara erişimin nasıl önlenebileceğini tartışıyoruz. Bunların hepsi elbette önemli. Ama meselenin başka bir tarafının da olduğunu düşünüyorum. Çocuğun elindeki tehlikeli bir aracı fark etmeye çalışırken, çocuğun yaşadığı yalnızlığı, dışlanmışlık hissini veya kendisini değersiz hissetmesine yol açabilecek sorunları da görebiliyor muyuz? Çünkü kullanılan araç değişebilir. Silahın yerini bıçak alabilir. Bıçağın yerini başka bir araç alabilir. O hâlde yalnızca kullanılan araca değil, çocuğun yaşadığı sorunlara ve ihtiyaçlarına da bakmamız gerekir.
Asıl sorulardan biri belki de şudur: Bazı çocuklar neden şiddeti bir çözüm yolu olarak görmeye başlayabiliyor? Ve daha önemlisi: Çocuğun ciddi bir sorun yaşadığını, davranışları daha olumsuz bir noktaya ulaşmadan fark edebiliyor muyuz? Türkiye'de kurumun adı Millî Eğitim Bakanlığıdır. Biz de yıllardır "eğitim-öğretim" deriz. Ben bu iki kelime üzerinde özellikle duruyorum. Çünkü öğretim bilgi kazandırır. Eğitim ise insanın hayata hazırlanmasına katkı sağlar. Çocuğa matematik öğretebiliriz. Tarih öğretebiliriz. Fen bilgisi öğretebiliriz. Ama aynı zamanda ona insanlara saygı göstermeyi, öfkesini sağlıklı biçimde yönetmeyi, başkasının hakkına saygı duymayı, kaybetmeyi kabullenmeyi, üzüldüğünde yardım istemeyi, başkasının derdini anlayabilmeyi ve kendisine olduğu kadar çevresine de değer vermeyi öğretmek gerekir. Çünkü karşımızdaki yalnızca sınava girecek bir öğrenci değildir. Karşımızdaki geleceğin insanıdır.
Dün gibi hatırlıyorum.1980'li yıllarda Kırıkkale Başpınar Gürler Ortaokulunda öğrenciydim. Okul müdürümüz rahmetli Metin Atasever vardı. Her gün öğrencileri toplar, bizlere konuşurdu. Sonra sınıflarımıza alınırdık. Konuşmasına çoğu zaman:"Evladım!"diye başlardı. Bu kelimeyi bugün bile unutmadım. Çünkü bize sadece öğrenci olduğumuzu hissettirmezdi. Bize değerli olduğumuzu hissettirirdi. Her birimizin kendimiz, ailemiz, vatanımız ve milletimiz için önemli olduğumuzu anlatırdı. Ailelerimizin fedakârlıklarından bahsederdi. Bizlerin büyük hedeflerimizin olması gerektiğini söylerdi. "Bu okuldan ileride devlet yönetiminde görev alacak önemli insanlar çıkacak." derdi. "Bu okuldan aranızdan profesörler çıkacak, generaller çıkacak, doktorlar çıkacak, bürokratlar çıkacak." derdi. Sonra eklerdi: "Onlar sizlersiniz."derdi. Bugün geriye dönüp baktığımda, o sözlerin biz çocuklar üzerinde bıraktığı etkinin ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyorum. Çünkü Metin Atasever Hoca bize sadece ders çalışmayı söylemiyordu. Bize: "Sen değerlisin." diyordu. "Sana inanıyorum."diyordu. "Senin geleceğin var." diyordu. "Bu ülkeye faydalı bir insan olabilirsin."diyordu. Hepimizin içine bir sorumluluk duygusu yerleştiriyordu. Yıllar geçti. Biz büyüdük. Hayatın farklı yollarına dağıldık.Ve rahmetli Metin Atasever'in yıllar önce söylediklerinin bazılarını kendi hayatımızda ve çevremizde gördük.
Gürler Ortaokulundan Subaylar, Generaller, Profesörler, Doktorlar, Siyasetçiler, öğretmenler ve devletin farklı kademelerinde görev yapan insanlar çıktı. Bugün düşündüğümde kendime şu soruyu soruyorum: Acaba Metin Atasever Hoca'nın yaptığı şey sadece öğrencilerine güzel sözler söylemek miydi? Bence değildi. O, çocukların geleceğine inanıyordu. Ve daha önemlisi, çocuklara bunu hissettiriyordu. Şimdi günümüze dönelim. Bir çocuğa ne kadar: "Sen değerlisin."diyoruz? Ne kadar: "Sana inanıyorum." diyoruz? Ne kadar: "Senin geleceğin var." diyoruz? Ne kadar: "Başarısız olabilirsin ama başarısız olduğun için değersiz değilsin." diyoruz? Bunları söylemek çok basit görünebilir. Ama bir çocuk için büyük bir anlam taşıyabilir. Çünkü çocuk bazen ailesinden, öğretmeninden, arkadaşlarından veya çevresinden beklediği ilgiyi göremediğinde içine kapanabilir. Kendini yalnız hissedebilir. Akranları tarafından dışlandığını düşünebilir. Önemsenmediğine inanabilir. Ve biz dışarıdan baktığımızda sadece: "Dersleri kötü." "Arkadaşlarıyla sorun yaşıyor." "Huysuz bir çocuk." "Ergenlik işte." diyebiliriz. Oysa belki de çocuğun söylemeye çalıştığı başka bir şey vardır: "Beni görün."
Bir öğrencinin her gün okula gitmesi, kendisini okula ait hissettiği anlamına gelmez. Sınıfta oturabilir. Yoklamada adı okunabilir. Sınava girebilir. Not alabilir. Ama bütün bunların arasında kendisini yalnız hissedebilir.OECD'nin PISA 2022 verileri de öğrencilerin okula aidiyeti ve okul yaşamındaki sosyal bağların önemine dikkat çekiyor. Öğrencilerin yüzde 69'u kendisini okuluna ait hissettiğini belirtirken, yüzde 28'i okulda yalnız hissettiğini, yüzde 26'sı ise kendisini dışlanmış veya olayların dışında kalmış hissettiğini ifade ediyor. Bu veriler elbette yalnızlık yaşayan veya kendisini dışlanmış hisseden her çocuğun şiddete yöneleceği anlamına gelmez. Tam tersine, böyle bir genelleme yapmak doğru değildir. Ancak çocuğun sosyal ve duygusal dünyasını da eğitim hayatının önemli bir parçası olarak görmemiz gerektiğini hatırlatır. Çünkü bir çocuğun yaşadığı her sorun, zamanında fark edildiğinde daha sağlıklı yollarla ele alınabilir.
Dolayısıyla bizim görevimiz çocuğu etiketlemek değil. Çocuğu fark etmektir. Elbette okul güvenliği gereklidir. Elbette silaha ve tehlikeli araçlara erişimin önlenmesine yönelik tedbirler önemlidir. Girişlerin kontrol edilmesi, güvenlik uygulamaları, kameralar ve riskli alanların belirlenmesi de okul güvenliğinin önemli unsurlarıdır. Ancak güvenliğin yanında çocukların sosyal ve duygusal ihtiyaçlarını da dikkate almak gerekir. Çünkü kullanılan araç değişebilir. Bugün silah vardır. Yarın bıçak olabilir. Başka bir gün başka bir araç ortaya çıkabilir. Günlük yaşamda kullanılan her türlü nesneye erişimi tamamen ortadan kaldırmak her zaman mümkün olmayabilir. Bu nedenle yalnızca çocuğun karşılaşabileceği tehlikeli nesnelere değil, onun davranışlarını ve yaşamını etkileyebilecek sorunlara da dikkat etmek gerekir. Bir çocuk sürekli yalnızsa... Arkadaşları tarafından dışlanıyorsa... Zorbalığa maruz kalıyorsa... Bir anda içine kapanmışsa... Sürekli öfkeli görünüyorsa... Derslerden uzaklaşıyorsa... Öğretmenleriyle iletişiminde belirgin bir değişiklik yaşanıyorsa... Evinde veya okulunda ciddi bir sorunla karşı karşıyaysa... Bunların hiçbiri tek başına bir "şiddet göstergesi" değildir. Ancak çocuğun hayatında bir şeylerin yolunda gitmediğine dair işaret olabilir.
Burada önemli olan, çocuğu suçlamak veya ona bir sıfat yakıştırmak değil, yaşadığı değişimin nedenlerini anlamaya çalışmaktır. Öğretmenin görevi çocuğa teşhis koymak değildir. Ancak öğretmen, çocuğun davranışındaki değişikliği fark edebilecek yetişkinlerden biri olabilir. Bazen bir öğretmenin: "Evladım, senin bir sıkıntın mı var?" demesi bile önemlidir. Ama gerçekten dinlemek şartıyla. Bazen çocuk bir çözüm istemez. Önce anlaşılmak ister. Bu nedenle okullarımızdaki rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin etkin şekilde sürdürülmesi önemlidir. Rehberlik yalnızca sorun büyüdüğünde başvurulan bir alan olarak görülmemelidir. Çocuk, sorun büyümeden fark edilebilmelidir. Aileyle sağlıklı iletişim kurulabilmelidir. Öğretmen ihtiyaç duyduğunda desteklenebilmelidir. Akran reddi, Zorbalık ve dışlanma erken fark edilebilmelidir. Çocuğun okul aidiyetinin güçlendirilmesine yönelik çalışmalar yapılabilmelidir. Çünkü sorun büyüdükten sonra müdahale etmek kadar, sorun büyümeden önce fark etmek de değerlidir. Ben bugün rahmetli Metin Atasever Hoca'yı düşündüğümde, aslında çok basit ama güçlü bir yaklaşım kullandığını düşünüyorum. Çocuğa önce değer veriyordu. Sonra ondan sorumluluk bekliyordu. Önce: "Sen değerlisin." diyordu. Ardından: "Bu ülkeye faydalı bir insan olabilirsin." diyordu. Ve bunu yalnızca söylemekle kalmıyor, çocukların buna inanmasına yardımcı oluyordu. Belki de eğitimin en kıymetli taraflarından biri budur. Çocuğa sadece: "Başarılı ol." demek değil. Önce: "Sen değerlisin." diyebilmek. Çünkü kendisini değerli hisseden bir çocuğun, başkalarının değerini anlamasına yardımcı olmak da daha kolay olabilir. Elbette okul güvenliğini sağlayacağız. Elbette silaha ve tehlikeli araçlara erişimin mümkün olduğunca önlenmesine yönelik tedbirleri sürdüreceğiz. Elbette kurallara aykırı davranışlar karşısında, yürürlükteki mevzuat çerçevesinde gerekli işlemler uygulanacaktır. Fakat bütün bunların yanında başka bir güvenlik alanını da güçlendirmemiz gerekir: İnsanî güvenlik. Çocuğun kendisini güvende hissetmesi... Dinlendiğini bilmesi... Bir problemi olduğunda başvurabileceği güvenilir bir yetişkinin olduğunu bilmesi... Ailesinin onu yalnızca notları için değil, bir insan olarak da değerli gördüğünü hissetmesi... Arkadaşlarının arasında kendisini yalnız hissetmemesi...Okulda bir yere ait olduğunu düşünmesi...Ve en önemlisi: "Ben önemliyim." diyebilmesi. Bugün okullarda şiddeti konuşurken silahı konuşuyoruz. Bıçağı konuşuyoruz. Güvenliği konuşuyoruz. Kameraları konuşuyoruz.
Bunların hepsi konuşulmalı. Ama bir şeyi de unutmamalıyız: Çocuğun elindeki bıçağı görmek kolaydır. Çocuğun içindeki yalnızlığı görmek zordur. Silahı fark etmek kolaydır. Öfkenin arkasındaki kırgınlığı fark etmek daha zordur. Bir öğrencinin kavga ettiğini görmek kolaydır. O çocuğun uzun zamandır neden kendisini yalnız hissettiğini anlamaya çalışmak daha zordur. Çocuklarımızın güvenliği yalnızca fiziksel tedbirlerle değil; aile, okul ve toplumun ortak duyarlılığıyla da güçlenir. Ben bunu yıllar önce Kırıkkale Başpınar Gürler Ortaokulunda öğrendim.
Rahmetli Metin Atasever Hoca her konuşmasına:"Evladım!"diye başlardı. Belki bugün de çocuklarımıza bunu söylemenin zamanıdır:"Evladım, sen değerlisin.""Sana inanıyoruz." "Senin geleceğin var." "Bu ülkeye faydalı bir insan olabilirsin." Çünkü bazen bir çocuğun hayatında olumlu bir değişim oluşturmak için yalnızca elindeki tehlikeli araca müdahale etmek değil, ona değerli olduğunu da hatırlatmak gerekir. Ve belki de gerçek eğitim, tam burada başlar.
KAYNAKÇA
1. 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu, Madde 2, 4, 5 ve 6.
2. Millî Eğitim Bakanlığı, “Okullarda Şiddetin Önlenmesi Genelgesi”, 2024/56.
3. Millî Eğitim Bakanlığı, Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri Yönetmeliği.
4. Millî Eğitim Bakanlığı, OECD Sosyal ve Duygusal Beceriler Araştırması Türkiye Ön Raporu.
5. Millî Eğitim Bakanlığı, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli – Genel Bakış.
6. Millî Eğitim Bakanlığı, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli – Erdem-Değer-Eylem Çerçevesi.
7. OECD, PISA 2022 Results – Türkiye Country Note.
8. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), School-based violence prevention: A practical handbook, 2019.
9. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Youth Violence – Risk factors and prevention.
10. İstanbul Valiliği, 6 Ekim 2026 tarihinde Başakşehir’deki okul olayına ilişkin açıklama.