Küreselleşme, bilginin, malların, sermayenin ve insanların hiçbir politik ve ekonomik sınır olmaksızın dolaşması, yayılması, zaman, mekân ve düşünce açısından var olan sınırların kalkması ile günlük hayatın her alanında insan ilişki ve etkileşimlerinin yoğunlaşması sürecidir, küresel kültürle karşılaşan bir toplumda insanlar ya direnç gösterip reddederler ya da uygun bulup benimserler. “Benimsemeyi, toplumların kültür kodlarında; giyim tarzında, dili konuşmada, günlük davranış yansımaları olarak görüyoruz. Tehditler yalnızca fiziki unsurlardan ibaret olmayıp; sosyal, kültürel ve psikolojik boyutlar da güvenliğin ayrılmaz parçaları haline geldi. Tam da bu noktada, “Military Anthropology” eserinde ortaya konulan yaklaşım dikkat çekmektedir. Bu yaklaşım, güvenliğin yalnızca silahla değil; insanı, kültürü ve toplumsal yapıyı doğru okuyarak sağlanabileceğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda “Bölge Etüdü” güvenlik çalışmalarında hayati bir yer tutmaktadır.
Antropolojik bir bakış açısıyla, Teröristle mücadelede edinilen tecrübeler de bu gerçeği açıkça ortaya koymuştur. Zira terör örgütlerinin yalnızca silahlı yapılardan ibaret olmadığı, aynı zamanda bir toplumsal zemin üzerinde varlık gösterdiği, bu nedenle mücadele sadece örgüt mensuplarını etkisiz hale getirmekle sınırlı kalmamış, örgütün beslendiği sosyal yapı da doğru analiz edilmiştir. Bilimsel gelişmeler nasıl ki küresel dengeleri belirlediyse, günümüzde de insanı ve toplumu anlama kapasitesi güvenliğin en kritik unsurlarından biri haline gelmiştir. Bu çerçevede Military Anthropology anlatımları “jandarma antropolojisi” kavramını ortaya çıkarıyor. Kavram, güvenlik alanında yeni bir yaklaşımı ifade ediyor. Jandarma antropolojisi; jandarma personelinin görev yaptığı bölgelerde kültürel farkındalığını artırmasını, vatandaşla daha güçlü bir iletişim kurmasını ve güvenlik hizmetlerini insan merkezli bir yaklaşımla yürütmesini ifade etmektedir. Bu anlayış, jandarmayı yalnızca bir güvenlik gücü olmaktan çıkararak, toplumla bütünleşen ve güven duygusunu pekiştiren bir kurum haline getirmektedir. Antropologlar ve Sosyologlar güvenlik ve istihbarat birimleri ile aynı dili kullanabildiklerinden bu bilim dalından faydalanılmalıdır.
Jandarma teşkilatı, sahip olduğu görev alanı itibarıyla Antropolojik bakış açısının sahadaki en somut temsilcilerinden biridir. Çünkü jandarma, halkın içinde görev yapar. Vatandaşla birebir temas halindedir. Bu durum, jandarmaya yalnızca güvenlik sağlama değil, aynı zamanda toplumu anlama sorumluluğu da yükler. Yerel değerleri, gelenekleri ve sosyal ilişkileri bilen bir jandarma personeli, güvenliği daha kalıcı ve etkili bir şekilde tesis eder. Jandarma teşkilatı, köklü geçmişi ve milletle iç içe geçmiş yapısıyla yalnızca bir güvenlik kurumu değil; aynı zamanda bu toprakların sosyolojik hafızasını taşıyan bir yapıdır. Kurulduğu günden bu yana dağda, ovada, köyde ve şehirde görev yapan jandarma, milletin huzur ve güvenliğini sağlarken aynı zamanda toplumun nabzını tutan bir unsur olmuştur. Bu yönüyle, güvenliği insan merkezli bir anlayışla yürüten Jandarma, görev yaptığı bölgelerde kültürel şok geçirmeden, kültürel farkındalığını artırmış ve vatandaşla daha güçlü bağlar kurmuştur.
Teröristle mücadele başta olmak üzere güvenliğin en zorlu alanlarında edinilen tecrübeler göstermiştir ki; kalıcı başarı, yalnızca silahlı mücadele ile değil, aynı zamanda insanı anlama ve toplumsal yapıyı doğru analiz etme becerisiyle mümkün kılınmıştır. Çünkü tehditler çoğu zaman toplumun içinde, sosyal ilişkilerin ve kültürel bağların arasında şekillenmektedir. Bu nedenle; Jandarma personeli görev yaptığı coğrafyanın sadece fiziki şartlarını değil, aynı zamanda kültürel dokusunun hayati önem taşıdığını çok iyi bilmektedir. Bu bağlamda jandarma antropolojisi, güvenlik anlayışına yeni bir derinlik kazandırıyor.
Günümüzde Jandarma teşkilatı, modern güvenlik anlayışına uygun olarak tek birim odaklı yaklaşımları geride bırakmış; eş zamanlı çalışan çok katmanlı bir “beş göz” sistemiyle faaliyetlerini yürütmektedir. Bu kapsamda sahadan elde edilen “insan istihbaratı”, “teknik ve siber gözetim” imkânlarıyla desteklenmekte; elde edilen veriler merkezi analiz birimlerinde işlenerek “operasyonel güç” unsurları ile anlık olarak aktarılmaktadır. Operasyonel kapasite, bu bütünleşik yapı sayesinde daha hızlı ve hedef odaklı şekilde sahaya yansırken; “sosyo-kültürel analizler” özellikle kırsal alanlarda ve hassas bölgelerde güvenlik uygulamalarının etkinliğini artırmıştır. Hedeflere ulaşırken sadece anlık durumu değil, gelecekteki olası gelişmeleri de öngörmenin gerekliliğini ifade eden, ileri görüşlülüğü ve vizyonerliği vurgulayan Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Yolunda yürüyen bir yolcunun yalnız ufku görmesi kâfi değildir; muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi lazımdır.” veciz sözünden ilham alan Jandarma, güvenliği yalnızca meydana gelen olaylara müdahale ederek sağlayan bir kurum değil; tehdit ve riskleri önceden öngören, analiz eden, yöneten ve geleceği planlayan çağdaş bir güvenlik teşkilatı olarak görev yapmaktadır.
Jandarma olmak, sadece bir mesleği icra etmek değildir. Jandarma olmak, bir yaşam biçimini omuzlamak demektir. Bu meslek, başından sonuna kadar vatandaşla iç içe olmayı gerektirir. Jandarma, görev yaptığı her yerde bir iz, bir hatıra bırakır. Vatandaşımızın kaybolan ineğinden Jandarma Sorumludur. İkizdere’nin Rüzgârlı Yaylası’nda; ineği hastalanan, Meryem teyzenin kapısına ilaç ve yem götürmek ve onun duasını almak, durumdan haberdar olan Kaymakam’dan övgü, İstanbul’daki çocuklarından teşekkür. Ama kimse bizi ismimizle hatırlamaz. Onların dilinde tek bir isim vardır Jandarma. Ve ettikleri dua da şahsımızdan daha çok, temsil ettiğimiz o büyük çatıya, Jandarma’ya yöneliktir. Görev yaptığımız her yerde aynı samimiyetle karşılaşırız. Karadeniz’in Virim Yaylası’ndan Muhammet amca, Cimil Yaylası’ndan Adem dayı, Şirince’den Kadir abi, Şırnak Kızılsu’dan Hamit, Suluklu mezrasından Abdullah hocam, Kazan vadisindeki…teyze. Midyat Enhil’den Şirin, Barbunüs’den Mahsum, Nusaybin Arkah’dan Jozef, Maravge, Kafro’dan Salibo, Adını burada sayamadığım yüzlerce insan.
Hepsi bizi tek bir isimle anar, tek bir kapıyı çalar. Jandarma. Ve inanın ki bu hitap bize dünyadaki hiçbir makamın veremeyeceği bir mutluluk verir. Jandarma teşkilatının Haziran ayında kutlanan kuruluş yıldönümü, yalnızca bir tarihsel hatırlama değil; aynı zamanda bu köklü kurumun milletle kurduğu güçlü bağın bir göstergesidir. Dün olduğu gibi bugün de jandarma, milletin huzuru için görev yapmakta; gücünü halktan almakta ve yine halk için kullanmaktadır.
“Geçmişi Şerefli Emekli bir Jandarma Astsubay olarak; Teröristle mücadele yılları boyunca nice yiğit Jandarma General, Subay, Astsubay, Uzm.J. ile hakları tartışılamaz; Er ve Erbaş’lar gördüm. Hangi birinden söz edeyim! Şehit General Bahtiyar AYDIN, Şehit J.Yarbay Songül YAKUT, Şehit J.Binbaşı Ersin BACAKSIZ, Şehit J. Binbaşı Süleyman CAN, J.Yüzbaşı Halil ÖZDEMİR, Şehit P.Teğmen Mehmet KOLCU, Şehit J.Astsb. Erdal AKKAYA, Şehit Uzm.J. Kamil ÇELİKKAYA, Şehit Uzm. J. Ayhan BABADAĞ birlikte görev yaptığım ve daha nice şerefliler. Onların her biri; cesaretin, sabrın ve vatan sevgisinin yaşayan bir timsalidirler. Bugün Petrol çıkartılıyorsa Gabar’da Cudi’de, bugün terörsüz Türkiye diyorsak, bu umudu canlarıyla, kanlarıyla dağları yeşerten aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimiz sayesindedir. Eğer Allah’tan bir şey dileyeceksek, bu kahramanlarımızın yüreklerinde taşıdığı o sarsılmaz iman, fedakârlık ve vatanseverlik ruhunu dilemek gerekir. Çünkü bu topraklarda huzur! bedeli ağır ödenmiş bir emanet olarak ayakta durmaktadır. Kendilerini gönülden selamlıyor, vatanı ve milleti için en büyük servetleri olan canlarını seve seve feda etmiş şehitlerimizi rahmet ve minnet ile anıyor, gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Jandarma, dün olduğu gibi bugün ve yarın da güvenliğin simgesi ve milletimizin yanında olacaktır. “Jandarma’mızın 187 nci Kuruluş Yıldönümü Kutlu Olsun”.