Klasikleşmiş bir söz vardır: “Hayatı yaşamak lazım.” Peki ama hayatı yaşamak nedir?
Bu soruya verilecek cevaplar kişiden kişiye değişir. Kimi için bir amaca sahip olmak, kimi için keyif almak, kimi içinse acılara direnmek ve mücadele etmektir. Her insan kendi deneyimlerinden süzülen bir hayat tanımı yapar.
Bana göre hayatı yaşamak, öncelikle hayatın farkında olmakla mümkündür. İnsan ne zaman yaşadığının, düşündüğünün, hissettiğinin ve zamanın akışının farkına varırsa, hayat da o zaman gerçekten başlamış olur. Kimi bu farkındalığa genç yaşlarda ulaşır, kimi kırkında, kimi altmışında. Bazıları ise ömürlerini bu farkındalığa hiç erişemeden tüketebilir.
Filozof Ayn Rand, “Kendisi için yaşamak, insanın en yüksek ahlaki amacının kendi mutluluğunu başarması olduğu anlamına gelir” derken farklı bir pencere açar. Gerçekten de kendi mutluluğunu inşa edemeyen bir insanın hayatı büyük ölçüde ıskalama ihtimali vardır. Rand’ın yaklaşımı kimilerine göre bencilliği erdemleştirmek gibi görünse de aslında bireyin kendi yaşamının sorumluluğunu üstlenmesini vurgular.

Öte yandan Roma İmparatoru ve filozof Marcus Aurelius, “Hepimizinki günübirlik hayatlar; hatırlayanın da hatırlananın da ömrü kısa” diyerek insan varlığının geçiciliğine dikkat çeker. Bu bakış açısıyla hayat, kelebek ömrü kadar kısa bir zaman dilimi gibi görülebilir. Kalıcılık iddiamızın ne kadar sınırlı olduğunu düşündürür.
Modern fiziğin tanınmış isimlerinden Michio Kaku ise “Algıladığımız dünya beynimizin oluşturduğu bir yorumdur” der. Bu düşünce bazen yanlış yorumlanarak “Hayat bir illüzyondur” sonucuna ulaştırılabilir. Oysa Kaku’nun işaret ettiği şey, gerçekliği algılama biçimimizin zihinsel süreçlerden geçtiğidir. Yine de bazı insanlar bu yaklaşımı mistik bir yaşam anlayışına kapı aralamak için kullanabilir.

Yüzyıllar öncesinden Yunus Emre’nin sesi ise bambaşka bir yerden gelir:
“Mal da yalan, mülk de yalan, Var biraz da sen oyalan.”
Bu dizelerde dünyanın geçiciliği ve insanın sahip olduklarına aşırı anlam yüklememesi gerektiği anlatılır. Ancak bu, hayatın değersiz olduğu anlamına gelmez; tam tersine, geçiciliğinin farkında olarak yaşamanın önemine işaret eder.

Felsefeciler, bilim insanları, şairler ve düşünürler hayatı yaşamak konusunda birbirinden farklı yorumlar getirmişlerdir. Her biri bize yeni bir bakış açısı kazandırır. Fakat sonuçta herkes kendi hayatını yaşar. Başkasının doğrusu bize yol gösterebilir ama bizim yerimize yaşayamaz.

Belki de hayatın en büyük sırrı burada gizlidir: Hayatın evrensel bir reçetesi yoktur. Her insan kendi anlamını, kendi mutluluğunu ve kendi yolunu arayarak yaşar. Önemli olan, bu arayışın farkında olmak ve bize verilen zamanı gerçekten yaşayabilmektir.