Mussolini’ye ait olduğu söylenen şu söz üzerinde zaman zaman düşünürüm:
"Dün dündür, bugün bugündür, yarın ise bambaşka bir gündür."
Bu cümle ilk bakışta sıradan bir söz gibi görünse de, içinde hem bilimsel hem de sosyolojik açıdan önemli gerçekler barındırıyor. Çünkü sözün özünde değişim vardır. Değişmeyen tek şeyin değişim olduğu söylenir ya, işte bu cümle de tam olarak onu anlatıyor.
Peki, "dün" nedir? Bir an mıdır, kısa bir zaman dilimi mi, yoksa yılları kapsayan uzun bir dönem mi? Aslında bunun kesin bir cevabı yok. Çünkü dünün süresi, yaşanan olaya göre değişir. Kimi zaman birkaç saat önce yaşananlar dündür, kimi zaman ise yüzyıllarca süren bir düşünce sistemi...
Bilim tarihine baktığımızda bunun sayısız örneğini görürüz. Bir zamanlar atom, maddenin bölünemeyen en küçük parçası olarak kabul ediliyordu. Bugün ise atom altı parçacıklardan, kuarklardan ve fermiyonlardan söz ediyoruz. Bu durum bilimin yanıldığını ya da güvenilmez olduğunu göstermez. Tam tersine, bilimin en güçlü yönünü ortaya koyar: Sürekli sorgulamak.
Bilim, her bilginin ardından "Acaba gerçekten böyle mi?" sorusunu sormaktan vazgeçmez. İşte ilerleme de bu meraktan doğar.
Yüzyıllar boyunca insanların büyük bölümü Güneş'in Dünya'nın etrafında döndüğüne inandı. Bu düşünce o kadar güçlüydü ki, aksini söyleyenler ciddi baskılarla karşılaştı. Ancak Kopernik ve onu izleyen bilim insanları gerçeği ortaya koydukça eski kabuller yıkıldı. O günlerin "dünü" yüzyıllar sürmüştü. İnsanlar alıştıkları düşünceleri terk etmek istemediler. Fakat gerçeklerin önünde sonunda ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır. Mızrak hiçbir zaman çuvala sığmaz.
Günümüzde ise bilim ve teknoloji sayesinde dün ile bugün arasındaki mesafe giderek kısalıyor. Dün hayal gibi görünen birçok şey bugün hayatımızın sıradan bir parçası haline geliyor. Yapay zekâdan uzay çalışmalarına kadar pek çok gelişme bunun örneğidir.
Ancak iş sosyal hayata geldiğinde durum biraz farklıdır.
Bilimde değişim, gözleme ve kanıta dayanır. İnsanlarda görülen değişim ise çoğu zaman karakter, şahsiyet ve güvenilirlik üzerinden değerlendirilir. Dün söyledikleriyle bugün söyledikleri arasında büyük farklar bulunan kişiler, çevrelerinde doğal olarak soru işaretleri oluştururlar. Çünkü insanların güven duygusu yalnızca değişime değil, değişimin nedenine de bağlıdır.
Özellikle siyasetçiler için bu durum daha belirgindir. Dün savunduklarının tam tersini bugün savunan bir kişinin samimiyeti toplum tarafından sorgulanır. Elbette insan değişebilir, fikirler gelişebilir. Ancak bu değişimin inandırıcı olabilmesi için güvenilir bir geçmişe ve sağlam bir karaktere ihtiyaç vardır.
Ne var ki insanların değerlendirme ölçüleri de birbirinden farklıdır. Çıkarlar, değer yargıları, şahsiyet anlayışı ve vicdan, aynı olaya bakan insanların farklı sonuçlara ulaşmasına neden olur.
Bu nedenle insanın en sağlam dayanağı, akıl ve bilimsel düşüncedir. Akıl rehber olduğunda kişi, başkalarına güvenmekten önce kendi muhakemesine güvenmeyi öğrenir. Çünkü özgüven, körü körüne başkalarına duyulan güvenden daha sağlam bir limandır.
Sonuç olarak evet; dün dündür, bugün bugündür ve yarın gerçekten bambaşka bir gün olacaktır. Önemli olan değişimin kendisi değil, onun hangi yöne doğru gerçekleştiğidir. Eğer değişim insana ve insanlığa fayda sağlıyorsa değerlidir. Aksi halde sadece zamanın akışı içinde savrulup giden bir dönüşümden ibaret kalır.