Pişmanlık, insanın yaptığı ya da yapmadığı bir davranışın ardından vicdanında hissettiği utanç, hüzün ve suçluluk duygusudur. Ancak pişmanlığı yalnızca olumsuz bir duygu olarak görmek eksik bir değerlendirme olur. Çünkü pişmanlık, vicdanın hâlâ yaşadığını gösteren en güçlü işaretlerden biridir. Vicdan konuşuyorsa umut da vardır; çünkü insan ancak yanlışını görebildiği ölçüde kendini değiştirebilir.
Asıl mesele pişman olmak değildir. Asıl mesele, pişmanlığın insanı nereye götürdüğüdür. Kimisi pişmanlığını bir mazeretin arkasına saklar, kimisi unutmaya çalışır, kimisi ise onu hayatının en değerli öğretmenine dönüştürür. İşte bu tercih karakterin eseridir.
Karakter; insanın ahlaki pusulasıdır. Dürüstlük, sorumluluk, vicdan, adalet duygusu, öz denetim ve duygusal denge karakteri oluşturan temel taşlardır. Güçlü karakter, hata yaptığında bunu inkâr etmez; kabul eder. Özür dilemesi gerekiyorsa diler, telafi etmesi gerekiyorsa eder ve aynı yanlışı bir daha yapmamaya çalışır. Çünkü karakter, hatasız olmak değil; hatadan ders çıkarabilmektir.
Buna karşılık sürekli pişmanlık yaşayan, aynı yanlışları tekrar eden ve hayatını "Keşke..." cümleleri üzerine kuran insanın kendisini sorgulaması gerekir. Her gün aynı hatayı yapıp her akşam pişman olmak, vicdanın değil, iradenin zayıflığına işaret eder. Pişmanlık bir kez yaşandığında öğretmendir; sürekli tekrar ettiğinde ise insanın hayatını tüketen bir yüke dönüşür.
Pişmanlık sadece başkalarına verdiğimiz zararlarla ilgili değildir. İnsan bazen en büyük haksızlığı kendisine yapar. Ertelediği hayaller, söyleyemediği sözler, korkularından vazgeçtiği fırsatlar, yanlış tercihler ve cesaret edemediği adımlar... Bunların her biri yıllar sonra insanın karşısına "Keşke..." diye çıkar.
Başkalarına yapılan yanlışların pişmanlığı çoğu zaman bir özür bekler. Samimiyetle söylenmiş bir "Affet." bazen kırılan gönülleri onarmaya yetmese bile vicdanın yükünü hafifletir. Fakat insanın kendisine yaptığı yanlışlarda özür dileyeceği kimse yoktur. Orada sadece insan ve kendi sessiz vicdanı vardır. Bu yüzden insanın kendisine duyduğu pişmanlık, çoğu zaman başkalarına duyduğundan daha ağırdır.
Benim hayatımda kendime dair üç büyük pişmanlığım vardır. Bunlardan biri, üniversite hazırlıkta İngilizce yerine Almanca okumayı tercih etmiş olmamdır. O gün doğru sandığım karar, yıllar sonra bana büyük bir emek ve zaman kaybı olarak geri döndü. İngilizceyi sonradan öğrenmek zorunda kalmak kolay olmadı.
Oysa insan bazen verdiği kararların gerçek değerini yıllar sonra anlayabiliyor. Hayatın ilginç tarafı da budur; bazı derslerin sınavı önce yapılır, öğretimi ise çok sonra başlar.
Hayatta telafi edilebilen pişmanlıklar vardır. Bir özür, bir gayret, yeni bir başlangıç veya samimi bir çaba birçok yanlışı düzeltebilir. Ama bazı pişmanlıklar vardır ki ne zaman onları silebilir ne de gözyaşı geri getirebilir. Kaybedilen bir insan, söylenmeyen son bir söz, değerlendirilemeyen bir fırsat veya geri dönüşü olmayan bir davranış... İşte en zalim pişmanlık budur. Çünkü onun ilacı yoktur; sadece onunla yaşamayı öğrenmek vardır.
Belki de pişmanlık, Tanrı'nın insana verdiği en büyük vicdan aynasıdır. İnsan o aynaya baktığında yalnızca yaptığı yanlışı değil, olabileceği daha iyi insanı da görür. Eğer o aynaya cesaretle bakabiliyorsa, pişmanlık onu yıkmaz; yeniden inşa eder.
Hayatın sonunda insan, yaptığı hatalardan çok, yapmaya cesaret edemediklerini hatırlar. Bu yüzden kararlarımızı verirken sadece bugünü değil, yıllar sonra dönüp baktığımızda vicdanımızın bize ne söyleyeceğini de düşünmeliyiz.
Çünkü pişmanlık, geçmişi değiştiremez; ama geleceği değiştirecek bilgelik bırakabilir. En acı pişmanlık ise, "Keşke..." diyebilecek kadar uzun yaşayıp, "İyi ki..." diyebilecek kadar cesur yaşamamış olmaktır.