Arafat'ta vakfede gözyaşlarını döken Yusuf, Müzdelife'nin serin gecesinde yıldızların altında nohut büyüklüğünde taşlarını tek tek toplamıştı.

Şimdi ise milyonlarca hacıyla birlikte Mina'ya doğru yürüyordu. Beyaz ihramlar içinde akan insan seli, adeta yeryüzünde akan nurdan bir nehre benziyordu.

Elindeki küçücük taşlara baktı.

İçinden bir ses yükseldi:
"Şu devasa dünyaya, bunca zulme, bunca haksızlığa ve kendi içimdeki koca nefse karşı bu küçücük taşlar ne yapabilir ki?"

Bir taş düştü avuçlardan,
Bir sır indi gönüllere.
Küçük sandın attığını,
Ulaştı Rahmân katına.

Cemerat'a yaklaştıkça kalabalık arttı. Dünyanın her renginden, her dilinden insanlar tek hedefe yönelmişti. Kimisi gözyaşı döküyor, kimisi dua ediyor, kimisi yılların yükünü geride bırakmaya hazırlanıyordu.

Yusuf'un dikkatini önünde yürüyen yaşlı bir hacı çekti. İlk taşını atarken bütün kalbiyle:"Bismillâhi Allahu Ekber!"diye haykırdı.

O taş sanki sadece şeytana değil; günahlara, kibre, öfkeye ve nefsin bütün tuzaklarına atılmıştı.

Taşlama bittikten sonra Yusuf yaşlı hacıya bir bardak su uzattı ve merakla sordu:
— Amca, gerçekten bu küçücük taşlarla şeytan yenilir mi?

Yaşlı adam tebessüm etti.— Evladım... Burada attığımız taşlar, sıradan taşlar değildir. Her biri Hazreti İbrahim'in teslimiyetini, Hazreti İsmail'in sadakatini ve şeytana karşı verilen mücadeleyi temsil eder.

Sonra anlatmaya başladı:

"Allah Teâlâ, Hazreti İbrahim'i en ağır imtihanlardan biriyle sınadı. Oğlu Hazreti İsmail'i kurban etmesini emretti. İbrahim Aleyhisselâm emre teslim oldu ve oğluyla birlikte yola çıktı.

Tam o sırada şeytan karşısına çıktı. Babalık şefkatini kullanarak onu Allah'ın emrinden vazgeçirmeye çalıştı. Fakat Hazreti İbrahim onu reddetti.

Bunun üzerine şeytan Hazreti İsmail'e yöneldi. 'Baban seni ölüme götürüyor, anneni arkanda ağlar bıraktın.' diyerek vesvese verdi. Fakat Hazreti İsmail de Rabbinin emrine teslim olmuştu. Şeytanı kovdu ve ardından yedi taş attı."

Yaşlı adam sözlerine devam etti:

"İbn Abbas (radıyallahu anh) şöyle rivayet eder:

'Hz. İbrahim hac ibadetini yaparken şeytan Akabe Cemresi'nde karşısına çıktı. Yedi taş attı. Sonra Orta Cemre'de yine karşılaştı; yine yedi taş attı. Daha sonra Küçük Cemre'de de şeytan göründü; orada da yedi taş atınca şeytan perişan oldu.' (Müsned, 1/297)

Ardından İbn Abbas şöyle buyurmuştur:
'Siz ancak şeytanı taşlıyor ve atanız İbrahim Aleyhisselâm'ın yolunu izliyorsunuz.'
Yusuf derin bir nefes aldı.

Yaşlı hacı etrafındaki milyonlarca insanı göstererek konuşmasına devam etti:
"Bir de şu beyaz sele bak Evladım...

Eğer burada yalnız olsaydın, attığın yedi taş küçük görünürdü. Ama milyonlarca mümin aynı anda aynı düşmana karşı saf tutuyor.

İşte sır burada...

Taşın büyüklüğünde değil...
Ümmetin birliğinde...

Senin attığın taş, yanındaki kardeşinin taşıyla; onun taşı, dünyanın öbür ucundan gelen müminin taşıyla birleşiyor. O zaman o küçük taşlar, ihlasla atılmış manevî füzelere dönüşüyor.

Biz burada taşa taş atmıyoruz.

Hazreti İbrahim'in safına katılıyor, şeytana ve nefsimize karşı yeniden söz veriyoruz."

Yusuf'un gözleri doldu.

Artık anlıyordu ki Cemerat'ta taşlanan yalnızca şeytan değildi.
İnsanın içindeki kibirdi...

Bencillikti...Hasetti...Öfkeydi...Nefsin bütün oyunlarıydı...

Allah Teâlâ buyurur:"Kim Allah'ın nişanelerine saygı gösterirse, şüphesiz bu kalplerin takvasındandır." (Hac, 22/32)

Resûlullah Efendimiz sav. de şöyle buyurmuştur:
"Kâbe'yi tavaf etmek, Safâ ile Merve arasında sa'y etmek ve şeytanı taşlamak, Allah'ın şeâirini ayakta tutmak içindir." (Feyzü'l-Kadîr, 2/573)

Bir taş attı Afrikalı,
Bir taş attı Türk kardeş.
Aynı safta birleşince,
Titredi şeytan, oldu sersem.

Yusuf Mina'daki çadırına dönerken elinde artık taş kalmamıştı.
Fakat kalbinde çok büyük bir hakikat vardı:

Şeytanı korkutan taşın büyüklüğü değil, Allah'a teslim olmuş kalplerin birliğiydi.
O gün anladı ki hac, sadece bedenin yaptığı bir yolculuk değildir.

Hac; Hazreti İbrahim'in teslimiyetini, Hazreti İsmail'in sadakatini ve ümmet olmanın şuurunu yeniden kuşanmaktır.

Çünkü bazen bir avuç küçük taş, ihlasla atıldığında; insanın içindeki en büyük şeytanları bile yerle bir etmeye yeter.

Yusuf başını kaldırdı.Az önce karmaşık gördüğü insan seli artık ona bambaşka görünüyordu.

Her biri büyük bir kalenin taşıydı.
Her biri İbrahim'in duasının yaşayan bir cevabıydı.
Her biri ümmetin sarsılmaz duvarıydı.

Anladı ki...Cemerat'ta taşlanan yalnızca şeytan değildi.
İnsanın içindeki benlikti.

Kibriydi.Bencilliğiydi.
Yalnızlık vehmiydi.
Asıl güç ise cemaat olmaktı.

Mina'daki çadırına dönerken elinde artık taş kalmamıştı.
Ama kalbinde milyonlarca müminle omuz omuza durmanın verdiği tarifsiz bir huzur vardı.

Artık biliyordu:Tek başına bir taş küçük görünürdü.
Fakat Allah için birleşen milyonlarca taş...

Şeytanın bütün kalelerini yıkmaya yeterdi.

Bir taş değil mesele,
Bir safın içinde olmak.

İbrahim'le yürüyebilmek,
Rahmân'a kul olup kalmak.

Rabbimiz, bizi ömrümüz boyunca hak safından ayırmasın; şeytana karşı Hazret-i İbrahim'in teslimiyetiyle dimdik duran kullarından eylesin. Âmin.

Resim bende mevcut olan eski Kabe Resim albümünden alıntıdır.1950 li yıllarda mütevazı şartlarda yapılan Hac yolculuğunda ceklimistir.

Hidayet Doğan Osmanoglu
TC.Kul.Bak.Halk Sairi