Ülkemizin dağları ve tepeleri, haritalarda görülen sıradan yükseltiler değildir. Onlar, bu milletin acı hafızasını koynunda taşır Kimi zaman bir Mehmetçiğin son siperidir. Kimi zaman bir jandarmanın nöbet yeridir. Kimi zaman da evladını bekleyen bir annenin gözyaşlarının sessiz şahididir. Rüzgârı şehitlerin duasını taşır. Toprağı gazilerin alın terini saklar. Kayaları ise uğruna can verilen bu vatanın sessiz destanlarını fısıldar. O dağlarda nice yarım kalmış hayaller, nice söylenememiş vedalar ve nice kahramanlık destanları vardır. Bu yüzden Anadolu’nun dağlarına bakan bir millet, yalnızca taş ve toprak görmez.
Son dönemde yukarıdaki başlık altında çok sayıda köşe yazısı, makale, araştırma yazısı kaleme alındı, söz söylendi. Kimi sürecin siyasi yönünü değerlendirdi, kimi diplomasiyi anlattı, kimi güvenlik politikalarını, kimi de bölgesel gelişmeleri merkeze aldı. Elbette bunların her biri değerlidir. Ancak dikkat çeken ortak bir eksiklik var. Terörsüz Türkiye anlatılırken, terörün Türkiye’ye ödettiği bedel çoğu zaman birkaç cümleyle geçiştiriliyor. Bugün “Terörsüz Türkiye” denildiğinde akla sadece yürütülen süreçler gelmemelidir. O sözün arkasında; dağlarda nöbet tutan Mehmetçikler, karakol yollarında şehit jandarmalar, Cudi’nin, Küpeli’nin (Gabar), Bestler Dereler’in sarp yamaçlarında can veren kahramanlarımız, görev başında katledilen öğretmenler ve sağlık çalışanları, boşaltılan köyler, evlat acısıyla yaşayan aileler, kundakta şehit edilen bebekler ve terörün gölgesinde büyüyen bir nesil vardır.
Bugünü anlayabilmek için dünün acılarını unutmamak gerekir. Çünkü hafızasını kaybeden milletler, geleceğini de kaybeder. 1990’lı yılları yaşamış olanlar iyi bilir… Sabah haberleri çoğu zaman bir şehit haberiyle başlardı. Akşam haber bültenleri, bayrağa sarılı tabutların omuzlarda taşındığı görüntülerle sona ererdi. Evlerde televizyonun sesi kısılır, anaların gözleri dolar, babalar sessizce başını öne eğerdi. Şehit cenazeleri yalnızca bir ailenin değil, bütün Türkiye’nin cenazesiydi. O yıllarda Anadolu’nun hangi şehrine gidilirse gidilsin, mutlaka bir evin kapısında al bayrak asılı olurdu. O bayrak, bir düğünün değil; bir veda gününün sessiz işaretiydi. İşte bugün dağların yeniden yeşermesini isteyen herkes, önce o yılların acısını yüreğinde hissetmelidir. Çünkü yeşeren yalnızca ağaçlar değildir. Yeşeren, bir milletin umududur.
Bugün “Terörsüz Türkiye” hedefinden söz edildiğinde, bunun anlamını yalnızca güvenlik politikalarıyla açıklamak eksik kalır. Çünkü mesele yalnızca silahların susması değildir. Mesele, artık hiçbir annenin gece yarısı çalan telefondan korkmamasıdır. Hiçbir babanın oğlunun üniformasını tabutunun üzerine sermek zorunda kalmamasıdır. Hiçbir çocuğun, babasının mezar taşını bayram sabahı ziyaret ederek büyümemesidir. Hiçbir öğretmenin görev yerine giderken son yolculuğuna çıkabileceğini düşünmemesidir. Hiçbir sağlık görevlisinin insanlara şifa götürürken pusuyla karşılaşmamasıdır. İşte “Terörsüz Türkiye” ifadesinin gerçek anlamı budur.
Terörsüz Türkiye demek;
Çocukların korkmadan oyun oynadığı sokaklar demektir. Öğretmenin en ücra köy okuluna huzurla gidebilmesi demektir. Doktorun, ebenin, sağlık görevlisinin yalnızca insan hayatını düşünerek görev yapabilmesi demektir. Çiftçinin tarlasına güvenle ulaşması… Çobanın yaylasına korkusuzca çıkması… Gençlerin geleceklerini silahların gölgesinde değil; bilimde, teknolojide, sanatta ve üretimde araması demektir. Fakat bu huzur, kendiliğinden gelmedi. Her karışında bir şehidin duası… Her taşında bir gazinin alın teri… Her metrekaresinde bir annenin gözyaşı vardır.
Ve gazilerimiz… Kimi bastonuyla yürür. Kimi protez bacağıyla hayata tutunur. Kimi bedeninde taşıdığı şarapnel parçalarıyla yılları omuzlar. Fakat hiçbirinin dilinden şikâyet duymazsınız. Çünkü onların dudaklarında hep aynı cümle vardır: “ vatan sağ olsun.” İşte bu cümle, Türk milletinin karakterini anlatmaya tek başına yeter. Bugün dağlar yeniden yeşeriyorsa… Bugün çocuklar daha umutla gülüyorsa… Bugün bayrağımız daha güvenli ufuklarda dalgalanıyorsa… Bunda en büyük pay; isimsiz kahramanlarımızındır. Kimi mezar taşında bir fotoğraf kaldı… Kimi yalnızca bir madalya ile hatırlanıyor… Kimi ise hâlâ aynı sessizlik içinde yaşamını sürdüren bir gazi olarak aramızda. Ama bilinmelidir ki, bu millet onları hiçbir zaman unutmayacaktır. Çünkü şehit unutulursa tarih susar. Gazi unutulursa vicdan susar. Millet geçmişini unutursa geleceğini de kaybeder. Onun için biz, dağların yeşermesine sadece tabiat olayı olarak bakmıyoruz.
Biz biliyoruz ki… O yeşilin her tonunda bir şehidin kanı vardır. Her esen rüzgârda bir gazinin nefesi vardır. Her doğan güneşte bir annenin duası vardır. Ve her dalgalanan al bayrakta, bu milletin sarsılmaz iradesi vardır. Gelin… Geçmişi unutmayalım; ama geçmişin acısına da mahkûm olmayalım. Şehitlerimizin aziz hatırasını yaşatalım. Gazilerimizin fedakârlığını daima minnetle analım. Birliğimizi, kardeşliğimizi ve ortak geleceğimizi her şeyin üzerinde tutalım. Çünkü Terörsüz Türkiye, yalnızca bugünün hedefi değil; çocuklarımıza bırakacağımız en kıymetli mirastır.
Ve inanıyorum ki… Bir gün bu ülkenin bütün dağları gerçekten yeşerecek. O gün çocuklar, Cudi’yi, Küpeli’yi ve Bestler Dereler’i yalnızca coğrafya kitaplarından öğrenecek; korkunun değil, umudun mekânları olarak tanıyacak. İşte o zaman şehitlerimizin ruhu daha da huzur bulacak. Çünkü uğruna can verdikleri vatan, yalnızca sınırları korunan bir ülke değil; huzurun, üretimin, kardeşliğin ve ortak geleceğin yurdu olacaktır. Rahat uyuyun kahramanlar… Emanetiniz emin ellerdedir. Sizler bu milletin hafızasında sadece birer isim değil; bağımsızlığın, fedakârlığın ve vatan sevgisinin ebedî nişaneleri olarak yaşayacaksınız. Dağlar yeşermeye devam edecek… Bayrak sonsuza kadar dalgalanacak… Ve bu aziz millet, şehitlerinin emanetine ilelebet sahip çıkacaktır.
Şehitlik, gazilik ve terörle mücadele etmek; yaşanan acının, fedakârlığın ve vatan sevgisinin en büyük nişanelerindendir. Ancak hiçbir acı, hiçbir fedakârlık ve hiçbir hizmet, Devletin anayasal kurumlarına ve temsil makamlarına duyulması gereken saygıyı ortadan kaldırmaz.