Temizlikten çevre bilincine uzanan sessiz bir medeniyet hikâyesi
Bir zamanlar mahallelerin orta yerlerinde, bugün bize oldukça uzak gelen bir görüntünün parçasıydı “küllükler”. Odun ve kömür sobalarından çıkan küller, mutfak atıkları ve diğer çöpler buralara bırakılır, zaman zaman da temizlik işçileri tarafından küreklerle toplanarak traktöre yüklenirdi. Yazın sıcaklarıyla birlikte kötü kokular, sinekler ve görüntü kirliliği hayatın olağan manzaralarından sayılırdı. Sonra şehirler değişti. Değişen yalnızca sokakların görünümü değildi; insanların çevreye bakışı da yavaş yavaş farklılaştı. Küllüklerin yerini çöp konteynerleri, yer altı atık sistemleri ve geri dönüşüm üniteleri aldı. Çöp toplama işi de zaman içinde basit bir temizlik hizmetinden, teknoloji ve planlama gerektiren modern bir belediyecilik alanına dönüştü.
Eskiden çöplerin taşınmasında insan gücü ve açık kasalı araçlar öne çıkarken, bugün hidrolik sıkıştırma sistemlerine sahip araçlar kullanılıyor. Çöp daha güvenli biçimde toplanıyor, aynı araçla daha fazla atık taşınabiliyor. Koku ve çevreye saçılma gibi sorunların azaltılması da bu dönüşümün önemli sonuçlarından biridir. Teknoloji bu alana başka imkânlar da getirdi. Araçların GPS üzerinden izlenmesi, güzergâhların dijital olarak planlanması ve bazı şehirlerde konteynerlerin doluluk seviyesini bildiren sensörlerin kullanılması, atık toplama hizmetinin daha düzenli yürütülmesini sağlıyor. Böylece gereksiz seferlerin azaltılmasıyla zaman, yakıt ve kamu kaynaklarından tasarruf edilebiliyor.
Mesele yalnızca daha modern kamyonlar ya da daha akıllı konteynerler değil. Türkiye’de son yıllarda atık yönetimine bakış da önemli ölçüde değişti. 2017 yılında başlatılan Sıfır Atık Projesi ile atığın yalnızca toplanıp uzaklaştırılması yerine; israfın önlenmesi, atık miktarının azaltılması, kaynağında ayrıştırılması, geri dönüştürülmesi ve ekonomiye yeniden kazandırılması hedeflendi. Bu yaklaşım, 2019 yılında yürürlüğe giren Sıfır Atık Yönetmeliği ile kurumsal ve hukuki bir çerçeveye de kavuştu. Böylece temizlik hizmeti, yalnızca çöpleri ortadan kaldıran bir belediye hizmeti olmaktan çıkarak çevrenin korunması, kaynakların verimli kullanılması ve daha yaşanabilir şehirlerin oluşturulmasını kapsayan daha geniş bir anlayışın parçası hâline geldi. Atığın kendisi de artık sadece kurtulunması gereken bir yük olarak görülmüyor. Kâğıt, cam, metal, plastik ve organik atıkların ayrıştırılması, bunların yeniden ekonomiye kazandırılmasını mümkün kılıyor. Bu açıdan bakıldığında çevreyi korumak, aynı zamanda kaynakları ve ekonomiyi korumak anlamına geliyor.
Geçmişte birçok belediyede Temizlik İşleri Müdürlüğü adı altında yürütülen hizmetler, günümüzde çevrenin korunmasını esas alan daha kapsamlı bir anlayışla Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlıkları bünyesinde yürütülmektedir.
Bu değişiklik yalnızca tabelaların değişmesi anlamına gelmemektedir. Artık amaç sadece çöpleri toplamak değil; çevreyi korumak, geri dönüşümü yaygınlaştırmak, iklim değişikliğiyle mücadele etmek, sıfır atık bilincini geliştirmek ve gelecek nesillere daha yaşanabilir şehirler bırakmaktır.
Ancak bütün bu teknolojinin ve sistemlerin merkezinde hâlâ insan var. Her gün çoğumuz henüz uykudayken işinin başına geçen temizlik emekçileri; yazın sıcağında, kışın ayazında, yağmurda ve karda şehirlerin temizliği için çalışıyor. Onların yaptığı iş yalnızca çöp toplamak değil. Toplum sağlığına, şehirlerin görünümüne ve günlük hayatın kalitesine doğrudan katkı sağlıyorlar. Onların emeği çoğu zaman ancak yapılmadığında fark ediliyor. Buna karşılık, yere atılan bir izmarit, konteynerin yanına bırakılan bir poşet ya da geri dönüşüme ayrılması gereken atığın gelişigüzel çöpe atılması, verilen emeğin değerini azaltıyor. Temiz bir şehir kurmak belediyelerin görevi olduğu kadar, o şehirde yaşayan insanların da sorumluluğu. Çünkü belediye ne kadar iyi çalışırsa çalışsın, vatandaşın davranışı bu zincirin en önemli halkalarından biri.
Küllüklerden akıllı konteynerlere, el arabalarından modern sıkıştırmalı çöp kamyonlarına uzanan değişim aslında şehir hayatımızın nasıl dönüştüğünü gösteriyor. Bu, sessiz ilerleyen ama günlük yaşamı doğrudan etkileyen bir medeniyet hikâyesi. Dün normal kabul edilen birçok görüntü bugün bize geçmişin bir parçası olarak geliyor. Eylül ayının üçüncü haftasında dünyanın farklı ülkelerinde düzenlenen Dünya Temizlik Günü de bu ortak sorumluluğu hatırlamak için önemli bir vesile. Bu günün anlamı yalnızca bir gün boyunca çevreyi temizlemekten ibaret değil. Asıl mesele, çevreye karşı duyarlılığı günlük hayatın alışkanlığı hâline getirebilmek.
Yere atılmayan tek bir çöp, doğru yere bırakılan bir atık, ayrıştırılan bir geri dönüşüm malzemesi küçük görünebilir. Ama milyonlarca insanın aynı davranışı göstermesi, şehirlerin kaderini değiştirebilir. Teknoloji temizlik hizmetlerini geliştirebilir; kalıcı temizliği sağlayacak olan ise insanın davranışıdır. Çünkü temiz bir şehir yalnızca temizlenen bir şehir değildir. Temizliğini korumayı bilen şehirdir. Dünya Temizlik Günü vesilesiyle, şehirlerimizi her gün yeniden yaşanabilir hâle getiren bütün temizlik emekçilerine teşekkür etmek gerekiyor. Onların emeğine verilecek en anlamlı karşılık ise yalnızca takdir etmek değil, o emeği gereksiz yere zorlaştırmamaktır. Unutmayalım: Temiz bir dünya, yılda bir kez yapılan büyük kampanyalarla değil; her gün gösterilen küçük sorumluluklarla kuruluyor.
Belki de çöp devriminin asıl anlamı burada: Küllüklerden akıllı konteynerlere geçtik. Şimdi sıra, temiz çevreyi bir teknoloji meselesinden çıkarıp bir yaşam kültürü hâline getirmekte.