Dinlediğimiz türkülerin çoğunun konusuna baktığımızda hep ayrılık ile ilgilidir. Ozanlar, şairler ve söz yazarları ayrılık acısı yüreğinden taştığı zaman hemen Türkü yakarlar. Ama mutluluk dolu, aşk dolu türküler pek yoktur. Çünkü mutluluk ve aşk yürekte yaşanır ve dışarıya taşmaz. Fakat ayrılıkla imtihan olunca yürek, acısı taşar, sayfa sayfa söz olur. Saz olur. Beste olur. Ağıt olur.
İnsan canı en çok neyden yandıysa onu yazar ve onu söyler. O yüzden adına türkü yakmak da denir. Yani acısının ve duygularının yoğunluğu ile söylediği türküsü adeta içini yakarak çıkar yüreğinden. Bazen ayrılık, bazen çaresizlik, bazen ölüm... İnsan en çok gücünün yetmediği, artık sona geldiği şeylerin türküsünü yakar.
Bozkırda hasretler meşhurdur zaten. Yüreklerde aşk ateşi yanar durur ama kavuşmalar sınırlı sayıda veya imkansızdır. Bozkırda hayatlara eşlik eden yokluk ve zorluklar, sevdalara da yansımıştır. Gönül işleri bir o kadar zor, imtihanlar zorludur. Kavuşamayan aşıklar, gurbet çeken gönüller, yoklukla geçen hayatlar. İşte bu yaşananlar karşısında Bozkıra avazını haykırıyor ozanlar. Türküler ağızdan değil yürekten okunduğu için dokunuyor insanın yüreğine.
Ah uçsuz bucaksız, nice gurbetlere, nice ayrılıklara, büyük sevdalara tanık olan bozkır. İmtihanların her ne kadar çetin olsa da yine de gönülden bağlıyız sana. Çünkü sende herşey sözde değil özde yaşanır.