
Osmanlı medeniyeti, yalnızca kubbeler ve minareler yükselten bir medeniyet değildi.
O, aynı zamanda gönüller inşa eden, ilme değer veren ve gelecek nesilleri düşünen bir anlayışın adıydı.
Eminönü’nde yükselen Yeni Cami ve çevresindeki külliye, bu anlayışın en güzel örneklerinden biriydi.
Hatice Turhan Sultan, bu büyük eseri ümmete kazandırırken sadece taş ve mermerden bir yapı meydana getirmeyi değil; içinde ilim öğrenen, Kur’an okuyan, ahlak sahibi nesiller yetişen bir yuva oluşturmayı arzu ediyordu.
Çünkü o biliyordu ki; bir medreseyi yapmak kadar, o medresede okuyacak talebenin derdiyle ilgilenmek de büyük bir sorumluluktur.
Rivayet edilir ki, Külliyenin tamamlanmasının ardından bazı ileri gelenler ve zenginler, eseri tebrik etmek için geldiler.
Fakat talebelerin ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağı konuşulunca bazıları endişelerini dile getirdi:“Böylesine büyük bir eser yapıldı, fakat burada okuyacak talebelerin yiyeceği, giyeceği, kitap ve diğer ihtiyaçları nasıl karşılanacak?”
Hatice Turhan Sultan, bu sözlere uzun cevaplar vermedi. Çünkü onun anlayışında hayır, sadece sözle değil; fedakârlıkla gösterilirdi.
Kendi imkânlarından büyük bir kısmını vakfederek ilim yolundaki talebelerin ihtiyaçlarının karşılanmasını sağladı.
Böylece yalnızca bir bina değil; içinde ilim, irfan ve ahlak yetişecek bir medeniyet yuvası kuruldu.
Bir kandil yandı İstanbul’un bağrında,
Nur oldu gönüllerin karanlığında.
Bir ana şefkatiyle uzandı eli,
İlim ehli sevindi onun yanında.
Bir lokma ekmekti belki verilen,
Lakin sevaptı göklere yükselen.
Talebenin duası oldu sermaye,
Hayırla anıldı adı asırlarca yeniden.
Osmanlı’da vakıf demek; paylaşmak demekti. Bir talebenin aç kalmaması, bir öğrencinin kitap bulabilmesi, bir ilim yolcusunun derdinin hafiflemesi için insanlar yarışırdı.
Çünkü onlar şunu bilirdi:
İlimsiz toplum karanlıkta kalır,
İlim ehline destek veren ise hayır kapısını açar.
Ne güzel mirastır vakıf geleneği,
Gönüllerde yaşar onun bereketi.
Mal geçer gider, eser kalır geriye,
Duanın süsler onu kıyamete değin.
Bir çeşme olur susuza akar,
Bir ekmek olur yetime ulaşır.
Bir talebenin duasında saklanır,
Bir hayır sahibi ebedî yaşar.
Bugün bizlere düşen de bu ince sırrı anlamaktır. Büyük medeniyetler sadece büyük yapılarla değil; merhametle, paylaşmayla ve ilme verilen değerle kurulur.
Hatice Turhan Sultan’ın ve bütün hayır sahiplerinin bıraktığı bu güzel miras, bizlere bir ders vermektedir:
İnsan dünyada ne biriktirirse değil, hangi gönüllerde iz bırakırsa onunla anılır.
Allah’ım…Geçmişte camiler, medreseler, vakıflar kurarak ümmete hizmet eden bütün hayır sahiplerinden razı ol.
Onların mallarını hayra çeviren güzel niyetlerini kabul eyle.
Bizlere de elimizdekini paylaşma, ilme ve hayra destek olma şuuru nasip et.
Evlatlarımızı güzel ahlaklı, ilim sahibi ve insanlığa faydalı kullar eyle.
Kalplerimizi cimrilikten uzaklaştır; merhamet, cömertlik ve kardeşlik duygularıyla doldur.
Âlimlerimize, öğretmenlerimize ve ilim yolunda yürüyen gençlerimize kolaylıklar ihsan eyle.
Âmin.
Hidayet Doğan Osmanoglu
TC.Kul.Bak.Halk Şairi