Yıllardır yazılarımda aynı yöntemi tercih ederim. Önce bir soru sorarım, sonra cevabını birlikte ararız.
Bugün de öyle yapalım.
İnsan yaş aldıkça gerçekten yalnız yaşamaya mahkûm mudur?
Hemen çoğumuzun vereceği cevap bellidir:
"Alışıyor insan..."
Peki gerçekten alışıyor mu?
Yoksa yalnızlığı kabullenmekle, yalnız yaşamayı sevmeyi birbirine mi karıştırıyoruz?
Gençlik başka bir dönemdir. İnsan o yaşlarda gücüne güvenir. Evini temizler, yemeğini yapar, alışverişini görür, hastaneye gider, dostlarıyla buluşur. Hayatın yükü ağır gelse de omuzları güçlüdür.
Fakat yıllar geçer...
Bir gün diziniz eskisi gibi tutmaz.
Bir gün gözünüz eskisi kadar iyi görmez.
Bir gün gece uyandığınızda evin sessizliği kulağınızı çınlatmaya başlar.
İşte insanın en çok konuşmak istediği zamanlar da o zamanlardır.
Ben yıllar önce Belediye meclis üyesi iken ileri yaşlarda sosyal yaşam üzerine kurulan bir komisyonun başkanlığını yaptım. Yaşça kıdemli vatandaşlarımız üzerine yaptığımız bir çalışmada onlarca insanla görüştüm. Maddi durumu çok iyi olanlar da vardı, çocukları yanında olanlar da...
Ama dikkatimi çeken ortak bir cümle vardı.
"Akşam olunca ev çok sessiz." Bu cümleyi farklı kelimelerle onlarca kez duydum. Birisi televizyonla konuştuğunu söyledi. Bir başkası, haftada bir gelen temizlik görevlisinin yalnızlığı temizleyemediğini anlattı.
Bir teyzemiz ise "Gece ölsem kapımı açacak kimse yok." derken aslında yalnızlığın tarifini yapıyordu.
İşte o gün anladım ki insanın ihtiyacı sadece yemek yapan, çamaşır yıkayan veya ilaç uzatan biri değildir.
İnsanın asıl ihtiyacı, "Bugün nasılsın?" diye soracak bir sestir.
İslam'ın evliliğe verdiği önem de biraz burada ortaya çıkıyor.
Kur'an-ı Kerim'de Rabbimiz her şeyi çift yarattığını bildirirken, bunun sadece biyolojik bir düzen olmadığını da düşündürüyor. Çünkü insan yalnız bedenini değil, ruhunu da paylaşmak ister.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) evliliği teşvik ederken sadece neslin devamını değil, huzurlu bir hayatın kapısını da göstermektedir.
Bugün ne yazık ki birçok insan çeşitli gerekçelerle evlilikten uzak duruyor.
"Yaşım geçti."
"Çocuklar ne der?"
"El âlem konuşur."
"Malım bölünür."
"Artık bu yaştan sonra olur mu?"
Talibim yaşlı diyen veya genç diyen kişiler Peygamber Efendimiz(sav)’ın Hz Hatice ile ve yine efendimiz (sav)’ın Hz Sevde ve Hz Ayşe ile yaş farklarını bilmez mi? Hz Hatice yaşlı, Hz Sevde aşağı yukarı eşit, Hz Ayşe küçük değil miydi? Yani yaş değil evliliğin hayrı ve kutsallığı önemli değil miydi?
Belki de en büyük engel bunların hiçbiri değil...
Belki de en büyük engel, insanın kendi kurduğu duvarlardır. Hiç kimse yarının ne getireceğini bilemez.
Bugün kendi işini gören insan, yarın bir bardak suya ihtiyaç duyabilir.
Bugün güçlü görünen biri, yarın bir çift dost gözü arayabilir.
İşte bunun için Rabbimizin önümüze çıkardığı hayırlı fırsatları sadece dış görünüşe, yaş farkına veya insanların sözlerine bakarak değerlendirmemek gerekir.
Nasip bazen hiç ummadığımız kapıdan gelir.
Bizim söz konusu araştırmamda kesinlikle emin olduğumuz bir netice oldu.
Rabbim sana bir yol açıyor, bir ışık yakıyor. Bir neden veriyor. Senin tanımadığın bilmediğin aklının ucundan geçemeyeni gökte yıldızı yerde toprağı vesile kılıyor ve karşına birini çıkarıyor. Armudun sapı, üzümün çöpü derken derken sen elindekini heba ediyorsun. Anlamıyorsun ki Allah sana birilerini neden kılarak birilerini nasip ediyor.
Sen ret edersen Allah(cc) haşa ne yapsın.
Sana ahir ömründe akrabaya, evlada, komşuya muhtaç olmadan yaşaman için birilerini araya sebep kılarak sana göndermiş. Sen anlamaz sen dikkate almaz, sen önemsemez, sen kırk kusur bulursan olmaz işte. Kimin ne olacağı belli olmaz. Kimin ne yaşayacağı da belli olmaz elbette. Ama elinde imkan varken ömrünün geri kalanını mutlu olmak ve mutlu etmek için yaşamaktan kaçarsan hasta olunca başına bir soğuk havlu koyanda olmaz, üşüdüğünde sıcak su torbasını ayaklarına bastıran da.
Mutluluk da öyle...
Ezcümle...
Evlilik sadece gençlerin meselesi değildir.
İleri yaşlarda da insanın en büyük serveti, birlikte çay içeceği, derdini paylaşacağı, hastalandığında elini tutacak, sevincini çoğaltacak bir hayat arkadaşıdır.
Çünkü ömrün sonbaharında insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, yalnız yaşayabilmek değil; yalnız kalmamaktır.
Muhabbetle…