İnsan hayatı, kesişen yollardan ve o yollarda biriken hikâyelerden ibarettir. Eskiler, "Arkadaşlık her yerde kurulur ama askerlik, hastane ve hac arkadaşlığı bir başka mayalanır," derler. Çünkü bu mekânlar, insanın maskelerini indirdiği, safiyetle yan yana durduğu yerlerdir. İşte benim hikâyem de yıllar önce, o kutsal toprakların en dingin köşesinde, Kabe’nin ruhu dinlendiren gölgesinde başladı.
Şimdilerde gidenler bilir; ihramsız içeri girmek pek mümkün olmadığından, o tavaf yorgunluğunu üst kata çıkan geniş merdivenlerde atmak şimdilik geçmişte kalan bir özlem. Oysa gençlik yıllarımdı... Tavafın yorgunluğunu üzerimden atmış, elime aldığım bir bardak soğuk zemzemle o merdivenlerin koyu gölgesine sığınmıştım. Benim için orası sadece bir dinlenme yeri değildi; Efendimizin (s.a.v.) Mirac’a yükseldiğine inanılan, rengi diğerlerinden farklı o kutlu sütunun yanı başıydı. Rehberlik ettiğim her kafileyi oraya toplar, "Bakın bakalım, bu sütun neden farklı?" diye sorarak başladığım ve ardından burası Miraç yolcuğunun başladığı yerdir dediğim o manevi iklim, benim de hayatımın dönüm noktalarından birine ev sahipliği yapacaktı.
Elinde zemzem bardağıyla Kabe’nin karasında kaybolmuş bir adamken, birkaç basamak yukarıdan kulağıma çalınan o samimi sözler beni memleketime götürdü. Arkama döndüm ve gayriihtiyari, "Bu konuşma bizim oraların şivesi. Ya Yozgatlı, ya Kırşehirli ya da Kırıkkalelisiniz," dedim. Bir tebessüm kapladı yüzleri. "Kırıkkale," dediler. İçlerinden, grubun neşesi olduğu her halinden belli olan, benden biraz daha zayıf ama tombul çehreli, orta boylu adam, gözlerimin içine bakıp noktayı koydu: "Sen de kesin Keskinlisin!"
Orada, Beytullah’ın şahitliğinde başlayan o dostluk, zamanla ticareti de, mesafeleri de aşan bir gönül ortaklığına dönüştü. O benden daha eskiydi kutsal toprakların yollarında; eşi dostu toplayıp umreye getiren koca yürekli bir organizatördü. Sonra yollarımız çalıştığı firmada birleşti, ardından kendi firmasını kurduğunda teklifi ikimize de yön verdi. "Gel hocam, ben idari işleri çözeyim, sen rehberliğini yap."
Yıllarca omuz omuza, sorunsuz, sıkıntısız umreler yaptık. Bazen bizden kaynaklanmayan aksilikler oldu, birlikte göğüs gerdik. Zamanla o benim "Müftüm" oldu, ben onun "Müdürü". Bu hitap, aramızdaki samimiyetin, resmiyeti yıkan o güzel bağın adıydı. Dostluğumuz Mekke’de mühürlenmişti ama memlekette de tam karşı komşu olduk; evladı değer verdiğim yeğenim oldu.
Evet, müftü lakaplı bu yol arkadaşım, Uzel Turizm’in sahibi Kazım Uzel’den başkası değil.
Geçtiğimiz günlerde içime düşen o büyük Mekke özlemiyle, "Benim bir-iki aya umreye gitmem lazım," diyerek niyetimi belli ettim. İnsan dostundan ilk teklifin kendisine gelmesini bekler, sitem eder ya; biz de insanız işte, içimden öyle geçti. Ancak hayatın ve ticaretin kendi ritmi vardır, herkes kendince haklıdır. Aradan birkaç ay geçtikten sonra müdürüm ancak o zaman olur demeside ticaretin gereğidir belki.
Bu arada uzun yıllardır tanıdığım başka bir firma sahibi kıramayacagim bir dostu da araya sokup : "Hocam, özel umre yapacak bir grup var. Firma olarak beni, rehber olarak da bizzat seni istiyorlar. Kırma bu grubu, beraber olalım," dedi. Müftüyle oturduk, istişare ettik ve kısa bir süre firma birlikteliğimize küçük bir ara vermeye karar verdik.
Şimdi Rabbim nasip ederse, aynı tarihlerde, o kendi firmasıyla, bense bir başka firmayla yine aynı kutsal topraklarda olacağız. Yollarımız bu sefer farklı kulvarlarda olsa da, niyetimiz ve istikametimiz bir olmaya devam edecek.
Farklı firma, otel, uçak, servis olsa bile, belki ilk tanıştığımız gün gibi o merdivende oturtup Kabe izleyeceğiz inşallah.
Bu satırları buraya, tarihe bir vesika, zamana bir çentik olsun diye bırakıyorum. Şimdilerde "arkadaş" bulmak kolay ama en ufak fırtınada limanı terk etmeyecek bir "dost" bulmak çölde su bulmaktan farksız. Rabbim herkese Hz. Ebubekir misali, sıddıkıyetle bezenmiş dostlar nasip etsin.
Kazım Bey’le bizim dostluğumuz, hani o eski şarkıda der ya; "Ayrılsak da beraberiz" misali, tam olarak öyledir. Yarın bir gün birileri çıkıp aksini söylese, hatta bunu bizzat biz dile getirecek olsak bile bilin ki yalandır, iftiradır.
Yollarımız farklı olsa da gönlümüzün pusulası hep aynı mermerleri gösteriyor. İlk günkü gibi, yine o geniş merdivenlerde yan yana oturup Kabe’yi seyretmek ve tüm dostlarla Beytullah’ta buluşmak duasıyla...