Evlilik üzerine konuşurken en çok tekrarlanan cümlelerden biri şudur: “Zıt kutuplar birbirini çeker.”
Doğrudur çeker. Ama mesele şu ki, çeken her şey taşımaz.
Birbirine hiç benzemeyen iki insan, ilk zamanlarda birbirini ilginç bulur. Sessiz olan konuşkana hayran kalır, aceleci olan sabırlıya sığınır. Herkes, kendinde olmayanı karşısında görünce bir eksikliğin tamamlandığını hisseder. İşte bu his, çoğu zaman “doğru insanı buldum” zannına dönüşür.
Fakat evlilik, hayranlıkla başlayan değil, sabırla devam eden bir yolculuktur. Zaman geçer. Hayran olunan farklılıklar, yavaş yavaş anlaşmazlık konusu olur. Başta “ne kadar sakin” denilen kişi, bir süre sonra “hiç tepki vermiyor” diye eleştirilir.
“Ne kadar girişken” denilen eş, gün gelir “çok aceleci ve düşüncesiz” bulunur. Demek ki zıtlık, doğru yönetilmezse denge değil, gerilim üretir. Peki, o zaman hiç mi zıtlık olmasın? Elbette olsun. Ama yerinde ve ölçüsünde…
Sağlam evliliklere dikkatle bakıldığında şu gerçek görülür: Eşler aynı değil ama aynı yoldadır. Hayata bakışları benzerdir. İyiyi, kötüyü, doğruyu, yanlışı benzer şekilde tartarlar. Aileye, sadakate, saygıya yükledikleri anlam ortaktır. İşte bu ortak zemin varsa, farklılıklar sorun olmaz; aksine evliliğe nefes aldırır.
Mesela, biri öfkelendiğinde diğeri sükûnetini koruyabiliyorsa, bu bir zıtlık değil nimettir. Biri dağıttığında diğeri toparlıyorsa, bu bir eksiklik değil dengedir.
Ama iki kişi de aynı anda öfkeleniyorsa, iki kişi de susmayı bilmiyorsa, İki kişi de “ben haklıyım” diyorsa, orada benzerlik değil, yıkım başlar.
Evliliği ayakta tutan şey, karakterlerin birebir örtüşmesi değil; niyetlerin örtüşmesidir.
“Ben mi kazanayım, biz mi kazanalım?” sorusuna verilen cevap, bir yuvanın kaderini belirler.
Dini açıdan baktığımızda da mesele çok nettir. Kur’an-ı Kerim, eşleri tarif ederken “aynıdır” demez. “Birbiriniz için elbisesiniz” der. Elbise ne yapar? Kusuru örter, korur, sıcak tutar ve yakışır. Demek ki eş olmak; açık arayan değil, örtmeyi bilen olmaktır.
Yine bir başka ayette “aranıza sevgi ve merhamet koydu” buyrulur. Dikkat edelim. Sevgi kadar merhamet de var. Çünkü sevgi bazen azalır, heyecan bazen söner. Ama merhamet varsa, insan eşine kırıcı olmaya utanır.
Bugün uzun ömürlü evliliklere baktığınızda şunu görürsünüz: Bu insanlar kusursuz değildir. Ama birbirlerinin kusuruyla yaşamayı öğrenmişlerdir. Birbirlerini değiştirmeye çalışmamışlar, anlamaya çalışmışlardır.
Zıt kutuplar birbirini çekebilir. Ama bir ömrü birlikte götüren şey çekim değil, geçimdir. Geçim ise; biraz susmak, biraz anlamak, biraz da alttan almaktır. Çünkü evlilik, iki insanın birbirine üstün gelme mücadelesi değil; birlikte ayakta kalma sanatıdır.
Erkek de kadın da ne kadar özgür yaşamaya alışmış olursa olsun, ne kadar ekonomik güce sahip bulunursa bulunsun, hangi farklı iklimlerde ve ailelerde el bebek gül bebek yetişmiş olursa olsun; evlilik, “ben”i törpüleyip “biz” olmayı öğrenme sanatıdır. Aynı çatı altında yaşamak, sadece aynı evi paylaşmak değil; alışkanlıkları, sabrı, beklentiyi ve hatta susmayı bile paylaşabilmektir. Bugün gözümüze dağ gibi görünen nice mesele, yarın dönüp bakıldığında bir incir çekirdeğini doldurmayacak kadar küçülür. Yeter ki vazgeçmek kolayına kaçılmasın. Çünkü evlilikte asıl kıymet, bitirmek değil; her şeye rağmen devam edebilmeyi bir erdem, hatta bir emanet bilip sahip çıkabilmektir.
Bir de şu gerçeği görmezden gelmeyelim: Son günlerde kadın da erkek de sabırsız; insanlar en küçük sarsıntıda vazgeçmeyi bir çözüm sanabiliyor. Oysa bu kolay vazgeçişler, yalnızca eşleri değil; insanın kendi iç dünyasını ve varsa çocuklarının ruhunu da derinden etkiliyor. Kırılan sadece bir yuva olmuyor, aynı zamanda güven duygusu, aidiyet hissi ve geleceğe dair umut da yara alıyor. Elbette her evlilik sürdürülmek zorunda değildir; saygının, güvenliğin ve onurun olmadığı yerde ayrılık bir çıkış yolu olabilir. Ama mesele yalnızca tahammülsüzlükse, biraz daha sabır, biraz daha anlayış çoğu zaman kopacak bağı yeniden güçlendirebilir. Çünkü bazı kapılar, hemen çekip gitmekle değil; biraz durup düşünmekle, biraz da kalıp onarmakla açılır.
Selam ve muhabbetle…