Mehmet Akif Efendi, 1846'da Osmanlı döneminde Bitlis'te dünyaya geldi, Sıbyan Mektebi'nde temel ilimleri aldı, özel hocalardan Arapça İzhar, Farsça Gülistan ve Hesab okudu. 22 yaşında Harput Telgrafhanesinde haberleşmeyle ilgili bir sene süren staj eğitimini tamamlayıp Memurluğa atanma şartlarına uygun olarak Telgraf Müdürüyle muallimlerin huzurunda yapılan "isbât-ı mahâret" imtihanı sonucunda telgrafhanede muhabere memurluğu imtihanını kazandı. 23 yaşında Batman Kadranhanesi'ne atandı. Batman, Diyarbakır, Samsun, Adıyaman, Ergani ve Harput'ta Muhabere Memuru, Telgrafçı, Posta Telgraf Müdürü vb. kademelerde 25 yıl 3 ay hizmet yapmış yakışıklı, mert ve herkes tarafından sevilen, sayılan bir devlet memurudur. Oturduğu Hüseynik'ten görevine yürüyerek giderken 48 yaşında yolda bir kalp krizi geçirip ölür. Ölümü Elazığ, Harput ve civar şehirlerin her köşesinde duyulunca bütün bir şehir halkı gözyaşları döker, haftalar ve aylarca matem tutar. Akif Efendi'nin halk arasında sevilmesi, beklenmedik bir anda ölümü sonrasında bekâr kız kardeşi tarafından bir türkü yakılır.

Hüseynik'ten çıktım şeher yoluna

Can ağrısı tesir etti koluma
Yaradanım merhamet et kuluna
Yazık oldu yazık şu genç ömrüme
Bilmem şu feleğin bana cevri ne

Telgrafın direkleri sayılmaz
Ati Hanım baygın düşmüş ayılmaz
Böyle canlar teneşire koyulmaz
Yazık oldu yazık şu genç ömrüme
Bilmem şu feleğin bana cevri ne

Lütfü gelsin telgrafın başına
Bir tel çeksin Musul'da kardaşıma
Bu gençlikte neler geldi başıma
Yazık oldu yazık şu genç ömrüme
Bilmem şu feleğin bana cevri ne

Coşkun sular coşa coşa çağlıyor
Sefil anam Akif diye ağlıyor
Ati Hanım karaları bağlıyor
Yazık oldu yazık şu genç ömrüme
Bilmem şu feleğin bana cevri ne

Hüseynik'in altı serin bahçalar
Başıma toplandı hacı, hocalar
Tabutum kaldırsın gençler, kocalar
Yazık oldu yazık şu genç ömrüme
Bilmem şu feleğin bana cevri ne

Öte yandan;

1) Amirliğini yaptığım Kırıkkale Telekom Müdürlüğünde 1990’ların başında tahsil, staj, atanma ve yer değiştirme esaslarına aykırı şekilde 30’u aşkın vasıfsız, çoğu eğitimsiz bir grup insan üç dönem seçilen Milletvekili marifetiyle (asli görevi ve amacı dışında icraatta bulunularak) Kırıkkale Telekom Müdürlüğünde imtihansız “Geçici İşçi” adı altında işe yerleştirilmiştir. 1475 Sayılı İş Kanunu hükümlerine göre “Hizmet Akdi” ile bedeni işçi statüsünde göreve başlayan bayan işçilerin büyük bir kısmı fikri bir iş statüsü olan masa başı memurluk hizmetinde emekli oluncaya kadar çalıştırılmıştır. Bayan işçilerin tamamının “Hizmet Akdi” Sözleşmesinde “Telefon direğinde tesis çeker, künk kazar, yeraltı menholde çalışır” hükümleri yazılıdır.

2) Kamu kurumlarına siyasi olarak imtihansız “Taşeron İşçi” statüsünde işe alınıp yine siyasi amaçla Kanun-Kararname ile “Kamu İşçisi” pozisyonuna atanan işçilerin çoğu ağır ve tehlike derecesi olmayan basit masa başı işler ile çaycı, temizlikçi, evrakçı vb. işlerde çalıştırılmış halen çalıştırılmaktadır.

3) Kamuya, hizmet akdi imzalatılıp bedeni işlerde çalıştırılmak amacıyla “Geçici İşçi” statüsünde işe alınıp masa başı fikri işlerde yüzbinlerce işçi çalıştırılmış, halen çalıştırılmaktadır.

Yukarıda adı geçen çoğunluğu siyasi olarak işe alınan bu kişilerin masa başı işlerde çalıştırılması kanunen yasaktır üstelik suçtur ama 30 yıldan beri çalıştırılmış/çalıştırılmaktadırlar. 30 yılı aşkın sürede fazladan milyarlarca yasal olmayan ücret, kıdem tazminatı, yılda 6 ikramiye, mesai, randıman primi ödenerek/ödetilerek devlet zarara uğratılmış, adı geçenler de haksız kazanımlar elde etmişlerdir. Çalıştıran amirleri de, imtihansız siyasi olarak kendi partizanlarını işe almasına vesile olan milletvekili de, devleti yönetenler ve çalışanlar bu suça ortaktır. Ortada suç var devletin zararı var ama hiçbir bedel ödeyen yoktur.

a) İslam hukukuna göre imtihansız işe girdiklerinden aldıkları ücret ömür boyu ailesine yedirdikleri bu kazanç haramdır.

b) Devlete büyük zararlar ödetildiği ve suç işledikleri halde devleti zarara uğratan yöneticiler, siyasiler, çalışanlar, sendikalar, sorumlular hiçbir bedel ödememişlerdir.

c) Ortada kanun var, yasa var, devleti zarara uğratma suçu var, haksız kazanç var ama kanunu uygulayan, denetleyen yok, hiçbir bedel ödeyen yok. Eski tabirle Sellem oğlu sellem bir durum.

Bir yanda eğitimi, emeği, alın teriyle kazandığı imtihan sonuncu görev aşkı, helal kazancı ve kutsal görev başında ölen Telgrafçı Mehmet Akif Efendi diğer yanda “Telefon direğinde tesis çeker, künk kazar, yeraltı menholde çalışır” hizmet akdiyle kamuda imtihansız siyasi olarak işçi statüsünde işe girip ömür boyu kanunsuz bir şekilde masa başı işlerde çalışan/çalıştırılan haksız/haram kazanımlar elde eden bayanlar. Eski tabirle sellem oğlu sellem bir durum.

Ey Türkiye! Ey Kırıkkale halkı siz hiç yeraltı telefon menhollerinde, dağ başında künk kazan telefon direğinde telefon tesisi çeken Melahat adında bir bayan gördünüz mü?