Allah dostlarının bazı sözleri vardır ki, söylendiği gün tam olarak anlaşılamaz; fakat zaman geçtikçe hikmeti daha iyi kavranır.

Hu Dede de gönlüyle konuşan, sezgisi kuvvetli, Allah sevgisini her şeyin üzerinde tutan insanlardan biriydi.

Kırıkkale'de yıllar önce Çarşı Camii'nin yıkılarak yerine yeni bir cami yapılması gündeme gelmişti.

Dönemin Belediye başkanı mevcut caminin yerine alt katında dükkânlar bulunan, üst kısmında ise daha modern bir cami inşa etmeyi düşünüyordu.

Mesele, dinî yönden de araştırılmış, ilgili mercilerden görüşler alınmıştı.

Fakat Hu Dede'nin gönlü bu işe razı olmadı.

Bir sabah erkenden Belediyeye gitti. Başkani makam kapisinda bekledi. Onu görünce hiç çekinmeden sözünü söyledi:

Başkan sen , Çarşı Camii'ni yıkacakmışsın öyle mi?"

Başkan sakin bir şekilde:

"Evet Dede, yerine daha güzelini yapacağız."
deyince, Hu Dede'nin cevabı kısa ama kararlı oldu:

"Yık da görelim... Ben bu camiyi sana yıktırmam."

Bu söz, bir öfkenin değil; gönlündeki hassasiyetin ifadesiydi.

Ona göre bir cami sadece taş ve duvardan ibaret değildi. İçinde edilen dualar, dökülen gözyaşları, secdeler ve hatıralar vardı.

Ertesi gün yine belediyeye geldi. Yüzünde yorgunluk vardı. Başkanın yanına yaklaşarak:

Başkan bana bak, bu gece sabaha kadar beni dövdüler... 'Git, camiyi koru.' dediler."dedi.

Başkan bu sözü tebessümle karşılasa da Hu Dede inandığı hakikati söylemekten vazgeçmedi.

Aradan zaman geçti. Çeşitli hukuki ve idari sebeplerle proje gerçekleşmedi. Çarşı Camii yıkılmadı.

Bugün bu hadiseyi anlatanlar, Hu Dede'nin camilere duyduğu derin hürmeti ve Allah'ın evlerine olan bağlılığını hatırlarlar.

Bir taş değildi onun gözünde camiler,
Secdelerin kokusuydu yükselen kubbeler.
"Yıkmayın!" dedi gönlü titreyerek,
Allah'ın evine baktı hürmet ederek.

Hu Dede'nin hayatı boyunca taşıdığı en büyük sermaye; ihlası, samimiyeti ve Allah sevgisiydi.

O, insanları makamlarına göre değil, kalplerine göre değerlendirirdi.

Hiç kimseye kin beslemez, kimsenin arkasından kötü konuşmazdı.

Belki üzerinde eski elbiseleri vardı; fakat gönlü tertemizdi.

Belki cebinde parası yoktu; fakat dilinde Kur'ân, kalbinde Rahmân vardı.

İnsan bazen zenginliği cebinde değil, gönlünde taşır. Hu Dede de işte böyle bir gönül zenginiydi.

Ne altına gönül verdi,
Ne de dünya malı derdi.
Bir "Hu" dedi, geçti ömrü,
Hak yoluydu bütün derdi....

*

Her fani gibi Hu Dede de bir gün bu dünyadan göçüp ebedî âleme yürüdü.

Uzun süren rahatsızlığının ardından, 17 Kasım 2012 tarihinde Kırıkkale'de Hakk'ın rahmetine kavuştu.

Ancak onun vefatı, sadece yakınlarını değil, bütün Kırıkkale'yi derin bir hüzne boğdu.

Sokaklarında yıllarca "Hu Allah!" sedâsını işiten şehir, bu defa sessizdi. Çarşıda, pazarda, cami avlularında aynı cümle dolaşıyordu:
"Hu Dede'yi kaybettik..."

Öğle namazını müteakip Çarşı Camii'nde kılınan cenaze namazına binlerce kişi katıldı. Esnaf dükkânını kapattı, yaşlısı genci saf tuttu.

Siyasetçiler, bürokratlar, din görevlileri ve onu tanıyıp seven nice insan, son vazifesini yerine getirmek için oradaydı.

Omuzlarda taşınan sadece bir tabut değildi; bir ömrünü Allah sevgisine adamış mütevazı bir gönül insanının hatırasıydı.

Yuva Mezarlığı'na doğru ilerleyen cenaze kortejinde gözyaşlarıyla yapılan dualar, Hu Dede'nin gönüllerde nasıl bir yer edindiğinin en açık göstergesiydi.

Bir ömür "Hu" diye çağırdı Hakk'ı,
Sonunda Rahmân'a verdi emanet hakkı.
Omuzlarda değil, gönüllerde taşındı,
Dualarla ebedî yurda uğurlandı.

Cenazenin ardından dilden dile dolaşan bir haber, onu tanıyanları hem hayrete düşürdü hem de duygulandırdı.

Mütevazı evi açıldığında içeride binlerce Kur'ân-ı Kerim bulunduğu ifade edildi.

Yaygın olarak anlatılan rivayete göre bu sayı yaklaşık 15 bin idi.

Bu mushaflar, onun vasiyeti doğrultusunda Kur'an kurslarına, talebelere ve Kur'ân-ı Kerim'e ulaşmanın zor olduğu Nijerya, Somali gibi ihtiyaç sahibi ülkelere gönderildi.

Hu Dede, sağlığında Allah'ın kelâmına hizmet etmeye çalışmış; vefatından sonra da aynı hizmet devam etmişti.

Arkasında ne büyük bir servet, ne gösterişli bir miras bıraktı.

Onun en büyük zenginliği, Kur'ân sevgisi, Allah aşkı ve insanların gönüllerinde bıraktığı güzel izdi.

Bugün Kırıkkale sokaklarında onun sesi duyulmuyor olabilir. Fakat onu tanıyanların hafızasında hâlâ aynı nida yankılanıyor:

"Hu Allah!.. Hu Allah!.."
Belki de gerçek ölümsüzlük budur; insanların gönlünde hayırla anılabilmek...

Mal değil, gönüller miras kaldı,
Kur'ân ile dolu bir yuva kaldı.
Hu diyerek geçti fânî ömür,
Rahmet olsun sana ey güzel gönül.

Rabbimizden niyazımız odur ki; ömrünü Kur'ân'a, zikre ve iyiliğe adayan El Hac İhsan Pelit Dede'ye sonsuz rahmetiyle muamele eylesin.

Kabrini cennet bahçelerinden bir bahçe kılsın.

Onun güzel hâlinden ibret almayı, Allah sevgisini hayatımıza taşımayı ve ardımızda hayırla yâd edilecek eserler bırakmayı hepimize nasip eylesin.

Ruhu şâd, mekânı cennet olsun. Âmin.

Hidayet Doğan Osmanoglu
TC Kul.Bak.Halk Sairi