
Her şehrin hafızasında, aradan yıllar geçse de unutulmayan insanlar vardır. Onlar ne makam sahibi olmuşlardır ne de servet peşinde koşmuşlardır.
Fakat gönüllere öyle bir iz bırakmışlardır ki, isimleri dilden dile, hatıraları nesilden nesile aktarılır.
Kırıkkale'nin gönlünde böylesine müstesna bir yer edinen isimlerden biri de, halkın sevgiyle "Hu Dede" diye andığı El Hac İhsan Pelit idi.
Onu tanıyanlar, daha uzaktan yürüyüşünü görmeden sesini işitirlerdi.
Sokaklarda yankılanan o içten nida, adeta insanları gafletten uyandıran bir çağrıydı:
"Hu Allah!.. Hu Allah!.."
Bu söz, onun dilinden hiç düşmezdi. Göğsüne vurur, gözlerini semaya çevirir, Allah'ın adını büyük bir muhabbetle zikrederdi.
Kimileri onu hayretle seyreder, kimileri tebessüm eder, fakat onu gerçekten tanıyanlar bilirlerdi ki; o, dünya hesabıyla değil, gönül hesabıyla yaşayan bir Allah dostuydu.
Hu dedin, yankılandı sokaklar,
İman koktu geçtiğin duraklar.
Bir ömür Hak diye çarptı yüreğin,
Rahmet olsun sana ey güzel gönüllerin eri.
Yozgat'ın Sorgun ilçesine bağlı Duralidayılı köyünde dünyaya gelen İhsan Pelit, gençlik yıllarını herkes gibi yaşadı.
Askerlik vazifesini yaptı, yuva kurdu ve evlat sahibi oldu.
Ancak kader onu bambaşka bir yola hazırlıyordu. Hayatının ilerleyen yıllarında dünya meşgalesinden uzaklaşıp kendisini ibadete, Kur'an-ı Kerim'e ve Allah sevgisine adadı.
Bir daha evlenmedi. Ömrünü insanlara iyiliği hatırlatmaya, gönülleri Allah'a yönlendirmeye vakfetti.
Onun en dikkat çeken yönlerinden biri de nimete olan hürmetiydi.
Elinde eski bir torbayla sokak sokak dolaşır, çöplere atılmış ekmekleri toplar ve yüksek sesle:
"Ekmekleri çöpe atmayın! Nimetin kıymetini bilin!"diye seslenirdi.
Bu sadece bir uyarı değildi; israfın arttığı bir zamanda, nimetin sahibini hatırlatan sessiz bir irşattı.
Çocukları çok severdi. Mahallelerde peşine takılan çocuklara küçük bayraklar verir, onları da yanına alarak caddeleri dolaşırdı.
Hep bir ağızdan:
"Hu Allah!.. Hu Allah!.." nidaları yükselirken, o çocuklara Allah sevgisini, Peygamber Efendimizin güzel ahlakını ve ekmeğin bereketini anlatırdı.
Nice çocuk, onun sayesinde ilk defa Allah sevgisini yüreğinde hissetti.
Çocukların gönlüne sevgi ekti,
Bir ömür Hakk'ın yolunda geçti.
Ne mal bıraktı ne de servet ardında,
Bir dua bıraktı dillerde, gönüllerde...
*
Kırıkkale sokakları onu yalnızca tanımaz, adeta özlerdi.
Sabahın ilk ışıklarından akşamın serinliğine kadar elinde torbası, omzunda yıllardır eksik etmediği pilli radyosu ile yürür; radyodan yükselen vaazları dinler, dinletir; fırsat buldukça Kur'ân-ı Kerîm okur, ardından da gür sesiyle:
"Hu Allah!.. Hu Allah!.."
diye zikre devam ederdi.
Onun bu hâline alışmayan yoktu. Çarşı esnafı onu görünce hürmetle selam verir, yaşlılar dua ister, çocuklar ise sevinçle peşine takılırdı.
Çünkü o, kimseyi incitmeyen, kimsenin kusurunu araştırmayan, herkese aynı gönül nazarıyla bakan bir gönül adamıydı.
Kimi insanlar servet biriktirir, kimi makam... Hu Dede ise dua biriktirirdi. Gönüllere bıraktığı iz, dünyalıkların çok ötesindeydi.
Dükkân dükkân selâm verdi,
Garibin gönlünü hoş eyledi.
Ne altın istedi ne de makam,
Allah dedikçe doldu her mekân.
Hu Dede'nin en büyük davası, insanların nimete saygı göstermesiydi.
Çöplerden topladığı ekmekleri özenle temizler, uygun yerlere bırakır, sonra da çevresindekilere şöyle seslenirdi:
"Evlatlarım, ekmek nimettir. Nimete hürmet eden, nimetin sahibine de hürmet etmiş olur."
Bu söz, onu dinleyen nice insanın gönlünde derin bir iz bırakırdı. Çünkü o, nasihatini sadece diliyle değil, yaşayışıyla da verirdi.
Bazen bir parkta oturur, etrafına toplanan çocuklara Peygamber Efendimizin hayatını anlatırdı.
Çocuklar merakla sorular sorar, o da sabırla cevap verirdi. Onun sohbetinde korku değil, sevgi vardı; öfke değil, merhamet vardı.
İnsanlar onu farklı görse de o, herkese Allah'ın bir kulu gözüyle bakardı. Fakirle zengini, çocukla yaşlıyı ayırmaz; gönlünü herkese açardı.
Bir elinde Kur'ân vardı,
Bir elinde ekmek derdi.
Hak yolunda geçen ömrü,
Rahmet oldu şehir şehri.
Yıllar geçti... Saçları ağardı, yüzü kırıştı, dizleri eskisi gibi tutmaz oldu. Fakat dilindeki zikir hiç eksilmedi.
Yaşlılığı bedenini yorsa da gönlü dimdik ayaktaydı.
Kırıkkale artık onu yalnızca bir insan olarak değil, şehrin manevi simalarından biri olarak görüyordu.
O, gösterişten uzak yaşayarak, sessizce insanlara Allah'ı hatırlatmanın mümkün olduğunu ispat etmişti.
Belki kürsülerde konuşmadı, belki kitaplar yazmadı; fakat yaşadığı hayat, başlı başına okunacak bir nasihat kitabıydı.
Nice insanlar gelip geçti bu şehirden... Fakat bazı isimler vardır ki aradan yıllar geçse de unutulmaz. Hu Dede de işte o güzel insanlardan biriydi.
Onun ardından söylenen en güzel söz belki de şuydu:
"Allah'ı çok sevdi... Allah da onu kullarına sevdirdi."
Hidayet Doğan Osmanoglu
TC.Kul.Bak.Halk Sairi