Hem beşeri dünyada hem ülkemizde ve hem de ruhen içimizde çeşitli faktörlerin etkisiyle fırtınalı günleri yaşıyoruz.
Etrafımızda savaş, bu savaşın etkisiyle ülkemizde farklı sıkıntılar ve bunlardan bağımsız olarak internet çağı dediğimiz bu çağda ruhumuzu doyuramadığımız için farklı durumların içinden geçiyoruz.
Kendi çıkarları uğruna dünyayı kasıp kavuran Bir anlayışın içerisine girip kendinden olmayanları yok etme gayretinde olan bazı güçler ne yazık ki hem bu dünyamızı hem de ruh dünyamızı alt üst etmiş vaziyettedir.
Ya bendensin ya da düşmansın anlayışı maalesef günümüzde ülkeler arasında ve kişiler arasında hükmünü artırır durumda olmuş.
Bu nedenle aslında kim kiminle beraber kiminle beraber olmalı diye insanların oturup düşünmesi gerekiyor.
​Hayatın koşturmacası içinde bazen durup kalbimize sormalı: Biz kimiz ve aslında neredeyiz? Modern dünyanın bizi mekanlara ve kalıplara hapsettiği bir çağda, ruhumuzu özgür kılacak o kadim müjdeyi hatırlamanın tam vaktidir. İki cihan serverinin lisanından dökülen o muazzam hakikat: "Kişi sevdiği ile beraberdir."
​Bu söz, sadece bir dostluk nişanesi değil; aynı zamanda mekanın, zamanın ve imkanın sınırlarını paramparça eden manevi bir kanattır. Hele ki bu sevgi, yeryüzünün kalbi olan Kabe-i Muazzama’ya yönelmişse...
Biliriz ki ​Gönül Coğrafyasında Pasaport Sorulmaz değil mi?
​Çoğumuzun gönlünde bir sızıdır Kabe. Kimimiz oraya gitmiş, ruhunun bir parçasını o siyah örtünün gölgesinde bırakıp gelmiştir; kimimiz ise ömrü boyunca o mukaddes eşiğe baş koymanın hayaliyle yanıp tutuşur. Peki, gidemeyenler gerçekten ayrı mıdır?
​Hayır. Çünkü bu kutlu söz bize fısıldar ki; varmak sadece ayakların işi değildir. Eğer bir mümin, sabah secdesinde kalbini o yöne samimiyetle döndürüyorsa, rüyaları Mültezem’de ıslanıyor, duaları Makam-ı İbrahim’de yankılanıyorsa; o kişi bedenen burada olsa da manen Beytullah’ın avlusundadır. Aşkın olduğu yerde mesafeler hükmünü yitirir, pasaportlar geçersiz kalır.
​Sevgi, Bir İstikamet Meselesidir.
​Kabe’yi sevmek, sadece bir yapıyı sevmek değildir; o evin Sahibi’ne ram olmaktır. İnsan kimi severse ona benzer, neyi severse onun rengine boyanır. Kabe’yi sevenin ahlakı, o mukaddes beldenin vakarından nasiplenir. Gönlünde Kabe’yi taşıyan birinin hayatı, tevafuklarla ve edeple şekillenir. "Beraber olmak" demek; onun derdiyle dertlenmek, onun değerleriyle donanmak demektir.
​Bugün maddi imkansızlıklar, sağlık sorunları veya dünya telaşı sebebiyle o mübarek beldeye hicret edemeyen mahzun gönüller için bu hadis en büyük sığınaktır. Gözyaşıyla "Lebbeyk" diyen her sine, o an tavaftadır. Unutmamalı ki; Allah kuluna kalbindeki niyete göre muamele eder.
Bizler, sevdiklerimizin toplamıyız. Kalbimizde kimi ve neyi taşıyorsak, aslında "oralıyız". Eğer gönlünüz Kabe’nin hasretiyle yanıyorsa, müjdeler olsun; siz her nefeste Beytullah ile berabersiniz. Çünkü gerçek vuslat, bedenin değil, ruhun o kutlu eşiğe yüz sürmesidir.
Ben diyorum ya hep orada benimle umreye gidenler bilirler Kabe'de olmak kabe'ye gitmek nasip bir şeydir diye. Ve diyorum ki ben Kabe'nin dibinde de olsanız Allah size göstermeyecekse kabe'yi yine göstermez. Yine benimle gidenler bu lafı benden çok duymuşlardır otelde çay klima yemek sohbet her şey var eğer Kabe sevginiz yoksa otelden ayrılamaz kabe'yi göremez kabe'yi muazzamayı görmeden evinize dönersiniz diye. Gerçekten öyle eğer sevginizde sıkıntı varsa kilometrelerce uzaktan da gelseniz onu göremez onu yaşayamaz onu anlayamaz öyle dönersiniz evinize.
O halde parolamız en güzel şekliyle kabe'yi muazzam olsun ravza-i mutahhara olsun Allah sevgisi olsun Resulullah sevgisi olsun ve hep söylediğim gibi yolunuz Cennet yolculuğu olsun,​Yolumuz aşk, menzilimiz sevdiğimizin yanı olsun.
Dua ile...