
Hayat, çoğu zaman bir düşüncenin değil, bir kararın ardından başlar.
Çünkü düşünce, zihinde dolaşan bir ihtimaldir; karar ise ruhun attığı imzadır.
Ama asıl kaderi yazan şey ne düşünce ne de karardır…
Eylemdir.
İnsan, düşündüğü kadar değil, yaptığı kadar var olur.
Düşünceler güvenlidir; eylemler risklidir.
Düşünceler konfor alanında yaşar; eylemler bilinmezliğin ortasında yürür.
Bu yüzden çoğu insan hayalini kurar, azı yaşar.
Karar vermek cesarettir.
Eyleme geçmek ise cesaretin kanıtıdır.
Bir insan “başlayacağım” dediği gün değil, başladığı an değişir.
“Yapacağım” dediği gün değil, yaptığı gün dönüşür.
Çünkü hayat, niyetleri değil, adımları kaydeder.
Nice insanlar vardır; planları mükemmeldir ama hayatları sıradandır.
Nice insanlar da vardır; planları eksiktir ama adımları vardır.
Ve tarih, plan yapanları değil, yürüyenleri hatırlar.
Eylem, korkunun panzehiridir.
Korku düşündükçe büyür, harekete geçtikçe küçülür.
Zihin binlerce senaryo üretir, ama gerçek yalnızca atılan adımda saklıdır.
İnsan çoğu zaman başarısızlıktan değil, hareketsizlikten yıpranır.
Çünkü başarısızlık öğretir, hareketsizlik tüketir.
Başarısızlık bir iz bırakır; hareketsizlik bir boşluk.
Hayat bekleyenlere değil, yürüyenlere yol verir.
Çünkü yol, ayak izini görünce açılır.
Karar vermek, iç dünyanda bir kapı açmaktır.
Eyleme geçmek ise o kapıdan dışarı çıkmaktır.
Ve insan, ancak dışarı çıktığında dünyayla temas eder.
Zaman, düşünene değil, yapana hizmet eder.
Saatler plan yaparken geçer, ama dakikalar eylemde değer kazanır.
Eylem, insanın kendine verdiği en büyük sözdür.
Ve insan, en çok kendi sözünü tutamadığında kendinden uzaklaşır.
Hayatın sırrı şudur:
Büyük değişimler büyük kararlarla değil, küçük ama sürekli eylemlerle olur.
Her gün atılan küçük bir adım, yıllar sonra koca bir yol olur.
Ama atılmayan bir adım, yıllar sonra koca bir pişmanlık olur.
Bu yüzden hayat şunu fısıldar:
“Karar ver, ama orada kalma. Yürü.”
Çünkü hayat, kararın ardına eylem koyanları yazar.
Diğerlerini ise sadece düşüncelerin arasında bırakır.