
Kişisel arzu ve istekler, insanın iç sesidir. Bizi diri tutar, hayata bağlar, hareket ettirir. Ama o ses bir noktadan sonra bağırmaya başlarsa, değerleri susturur. İşte asıl kırılma tam da orada olur. Çünkü değerler, insanın kalabalıklar içindeki pusulasıdır; arzu ise çoğu zaman rüzgârın yönüne göre şekil değiştirir.
Her istediğini yapabilmek özgürlük değildir. Bazen tam tersidir: nefsin esiri olmaktır. İnsanı insan yapan şey, “yapabiliyorum” dediği yerde durabilmesidir. Her arzu masum değildir, her istek haklı da değildir. Değerler bu yüzden vardır; insanın kendine koyduğu görünmez sınırlar olarak. O sınırlar yıkıldığında geriye sadece anlık tatminler ve uzun pişmanlıklar kalır.
Bugün birçok insan, “ben böyle istiyorum” cümlesini her şeyin üstüne koyuyor. Oysa bu cümle tek başına bir ölçü değildir. İstekler değişkendir; dün heves olan bugün utanç olabilir. Değerler ise zamanın önünde eğilmez. Onlar, insanın kendine verdiği sözdür. Kendini inkâr etmeden, başkasını ezmeden, vicdanını kirletmeden yaşama sözüdür.
Kişisel arzuların değerlerin önüne geçtiği bir dünyada; sadakat yük, sabır zayıflık, edep gereksizlik gibi gösterilir. Hızlı kazanmak, çok görünmek, alkış almak yüceltilir. Ama kimse şunu sormaz: Bedeli ne? Her kazanımın bir karşılığı vardır ve çoğu zaman bu karşılık, insanın içinden eksilen bir parçadır. Vicdan, utanma duygusu, merhamet… Sessizce çekilirler sahneden.
Değerler fedakârlık ister. Bazen susmayı, bazen vazgeçmeyi, bazen yalnız kalmayı göze almayı… Arzu ise sürekli daha fazlasını ister. Yetinmeyi bilmez. İşte bu yüzden değerli olan her şey ağırdır; taşımak emek ister. Hafif olan şeyler kolay savrulur.
İnsan, her istediğini yaparak değil; yapmadıklarıyla da kendini tanımlar. Vazgeçebildikleri, durabildikleri, “hayır” diyebildikleriyle… Değerler, insanın içindeki kaleyi ayakta tutar. Arzular o kaleye hizmet ederse anlamlıdır; onu ele geçirirse yıkıcıdır.
Sonunda geriye tek bir soru kalır: İstediğin için mi yaşıyorsun, doğru olduğuna inandığın için mi? Bu sorunun cevabı, insanın aynaya hangi yüzle bakacağını belirler. Çünkü arzular geçer, hevesler söner; ama değerlerini kaybeden insan, kendini de kaybeder.