İnsan hayatında bazı sorular vardır; cevabı kişiden kişiye değişir, zamana göre şekil alır. “Gitmek mi zor, kalmak mı?” sorusu da onlardan biridir. Kimi için gitmek bir kaçıştır, kimi içinse kalmak bir direniş. Bazen bulunduğun yer yük olur omuzlarına, bazen de ayrılmak yüreğine ağır gelir. Ama bazı yolculuklar vardır ki, bu sorunun cevabı nettir. Orada gitmek bir tercihten öte, bir çağrıya icabettir. Umre de işte böyle bir yolculuktur.
Bir kez giden bilir…
Bu yol, başka yollar gibi değildir. Bir tatil değildir, bir gezinti hiç değildir. Gidersin ve döndüğünde kalbin orada kalır. Sonra fark edersin ki kendini tutmak zordur. “Bir daha ne zaman gidebilirim?” diye hesaplar yaparsın. Zamanı denkleştirirsin, parayı ayarlarsın, eksiklerini görmezden gelirsin. Çünkü oraya gitmek, dünyaya ait bazı şeylerden vazgeçebilmeyi gerektirir. Ama vazgeçtiklerin, kazandıklarının yanında çok küçük kalır.
İnsan umredeyken çok düşünür.
Sadece kendini değil, kendinden öncekileri…
Nur Dağı gelir aklına. Hira’da, sessizliğin içinde hakikati arayan bir Peygamber… Orada beklemek mi zordu, yoksa Mekke’ye inip putlara tapan, zulmü normalleştiren bir toplumun içinde yürümek mi? Bazen yalnız kalmak zordur sanırız; oysa asıl zorluk, kalabalıklar içinde yalnız kalmaktır.
Hz. Hatice’yi düşünürsün sonra…
Nur Dağı’ndaki eşine yiyecek, giysi taşımak mı zordu, yoksa evinde, endişeyle ama teslimiyetle beklemek mi? Sevdiğini Allah yolunda desteklemek mi ağırdı, yoksa onun yükünü yüreğinde taşımak mı? Bazı kadınlar tarihe sadece yaşadıklarıyla değil, sabrettikleriyle yazılır. Hatice validemiz gibi…
Sonra hicret gelir aklına.
Peygamber Efendimiz için Mekke’de kalıp işkenceye maruz kalmak mı zordu, yoksa doğup büyüdüğü toprakları ardında bırakıp bilinmeze yürümek mi? Bazen kalmak, her gün biraz daha incinmektir. Bazen gitmek, her şeyi arkada bırakıp Allah’a sığınmaktır.
Sevr Mağarası…
Ayak sesleri bu kadar yakındayken beklemek mi zordu, yoksa Medine’ye doğru yola çıkmak mı? Güvercinin yuva yapmasını, örümceğin ağını örmesini izlemek… İnsan plan yapar, Allah takdir eder. Beklemek de bir ibadettir bazen, yürümek de.
Hudeybiye’de durur insan…
O yıl Kâbe’yi göremeden geri dönmek mi zordu, yoksa zorla girmeye çalışmak mı? Sabır mı daha ağırdır, yoksa öfke mi? İşte iman tam da burada belli eder kendini. Her istediğine hemen ulaşamamak, bazen en büyük kazanımdır.
Bugün çok mu farklıyız?
Maddi imkânlarını zorlayıp, parayı pulu denkleştirip “Beytullah’ı bir daha göreyim, Resûlullah’ın huzuruna bir daha varayım” diyerek; sevdiklerini, alışkanlıklarını, hatta bazı ihtiyaçlarını geride bırakıp yola düşmek mi zordur…
Yoksa biriktirdiğin parayla daha konforlu, daha dünyevî bir tatili tercih etmek mi?
Cevap yine kalptedir.
Kalbi Kâbe sevgisiyle dolan için kalmak zordur. Ravza hasretiyle yanan bir yürek, bulunduğu yerde duramaz. Onlar için asıl yük, gitmemektir. Onlar çağrıyı duyar ve giderler.
Çünkü onlar bilir:
Hamza gibi arslan olmanın bedeli vardır.
Hatice gibi Tâhire, Kübrâ olmanın bir duruşu vardır.
Allah’a doğru yürüyenlerin yolu her zaman kolay değildir ama her zaman anlamlıdır.
Evet…
Bazen gitmek zor, bazen kalmak.
Ama Allah’a yakınlaşmak isteyen bir yürek için, zor olan çoğu zaman kalmaktır.
Ve bazı insanlar, tam da bu yüzden yola çıkar.
Çıkıyoruz yola dua etmeye, yalvarmaya, selam iletmeye ve çıkıyoruz yola daha çıkmadan bir daha gidebilecek miyim diye düşünürek kabe'ye.
Duamızdasınız, duamızda olacaksınız memleketimiz, ana babamız, kardeşimiz, arkadaşımız, evladımız, komşumuz ve akrabalarımız hepiniz.
İnşallah arınmaya yolculuğa, Cennet yolcuları olmaya sevdikleriniz sevenlerinizle beraber çıkın sizde diye dua edeceğiz.
Selam ve dua ile...