İnsan bazı yaşlara sessizce girer.
Altmış bir de öyle bir yaş.
Ne bir bayram coşkusu vardır içinde ne de gürültü.
Ama kalbin sesi hiç olmadığı kadar yüksektir.
Bu yaşa gelince insan, ölümü düşünmemeyi başaramaz.
Çünkü artık ölüm bir ihtimal değil,
bir sıranın kendisine yaklaştığını hissettiği gerçektir.
Peygamber Efendimiz’in, Hz. Ebûbekir’in, Hz. Ömer’in, Hz. Ali’nin vefat ettiği yaşlara yaklaşıyorsunuz.
Babam da annem de altmış üç yaşında bu dünyadan göçüp gittiler.
Bu gerçeği insan her gün düşünmez ama
bir gün gelir, kalbin ortasına oturur.
İşte altmış bir yaş bana bunu yaptı.
Dur dedi.
Bak dedi.
Hesap yap dedi.
Geçmişime baktım.
Hatalarımı gördüm.
Yanlışlarımı, kırdığım kalpleri, söyleyemediğim özürleri…
Günahlarımı düşündüm.
İnsan yaş aldıkça daha az konuşuyor ama
daha çok ağlıyor.
Çünkü bazı pişmanlıklar geç kalındığında ağırlaşıyor.
Buradan herkese, özellikle gençlere bir sözüm var:
Muhasebeyi mezara yaklaşınca yapmayın.
Bugün yapın.
Kalp katılaşmadan, gözler yaşarmadan önce yapın.
Çünkü tövbe, vaktinde edilirse insanı hafifletir;
geç kalınırsa insanı ezer.
Şükürler olsun ki hayatımda hayırlı işler de var.
Son yıllarda yaptığım en doğru işlerden biri umre rehberliği oldu.
Bir insanın Kâbe’yi ilk görüşüne şahit olmak…
O an dizlerin titrediğini,
dünyanın sustuğunu,
sadece kalbin konuştuğunu görüyorsunuz.
İşte o an anlıyorsunuz:
İnsan bu dünyada iz bırakmak istiyorsa,
bunu betonla değil, kalple yapmalı.
Fakir fukaraya yardım ederken doğru insanlarla yürümüşüm.
Bunu şimdi daha iyi anlıyorum.
Çünkü yanlış insanlarla yapılan iyilik bile,
bir gün niyetini kaybedebiliyor.
Yazdığım kitaplar, köşe yazıları…
Belki büyük ses getirmedi.
Ama karınca misali iyiliğe su taşımak niyetiydi.
Evlatlarıma bırakmak istediğim miras;
zenginlik değil,
makam değil,
şöhret hiç değil.
Bırakmak istediğim şey bir istikametti.
Ey evlatlar…
Eğer bir gün bu satırları okursanız şunu bilin:
Babanız mükemmel bir insan değildi.
Ama iyi olmaya çalıştı.
Yanlış yaptığında tövbe etti.
Doğruyu görünce taraf oldu.
Ve her şeyden önemlisi,
kalbinizi bu dünyaya kaptırmamanız için çabaladı.
Altmış bir yaş bana şunu öğretti:
İnsan dünyaya doymadan gitmeli.
Çünkü doyan kalp, ahireti unutur.
Bir öğüt bırakacaksam, şudur:
Kalp kırmayın.
Kırdıysanız onarmadan uyumayın.
İyiliği ertelemeyin.
Tövbeyi geciktirmeyin.
Ve bir gün arkanızdan “iyi olmaya çalıştı” denmesini
en büyük miras sayın.
Çünkü insanın bu dünyadan götürdüğü tek şey,
Rabbine sunduğu niyet ve
geride bıraktığı duadır.
Selam ve dua ile...