Erişkinliğe yol aldığımız dönemlerde değişik öykülerin anlatıldığı hayatlara tanık olduk.
Kabadayi denilen bir kişi vardı, özunde iyi mahalleyi kollayan, ite kopuğa aman vermeyen kadina, yaşlıya, çocuğa kol kanat geren bir tip.
Bunun yanısıra gözü kara komiser veya emniyet amiri tipi vardı sokaklara huzur getiren ite çakala aman vermeyen ve hatta onları falakaya yatıran biriydi.
Çizgi romanlarda kabadayı tipi Ustura Kemal komiser de komiser Kemal ile hayat bulurdu. Yolunu kaybetmiş politikacimin belalısı Turhan Selçuk'un çizgilerinde Abdülcambaz idi.
Yani tasvir edilen dunya Platon'un " dogru güçlünun söylediğidir" dünyası değildi. Zayifın ezilmediği bir dunya idi. Gercekten böyle bir dünyada mı yaşıyorduk orası tartışılır.
Bugüne geldiğimizde kabadayılik yerini haydutluğa bıraktı bunu kişiler ile birlikte devletler de yapmaya başladı.
Sokaklarda cüsseli ve pahalı arabalarin içerisinde trafik haydutluğuna soyunanlar, 14 15 yaşlarinda yoksul ve her şeyi/ herkesi kıskanan ve düşman olan çocukları kullanan haydutlar, kadinlari darp edip öldüren haydutlar. İyi insanlar kalabalıklardan ayrı hayatın pasif kısmına çekildi.
Bunlar yetmiyormuş gibi haydutluk kervanına alenen devletler katıldı. Hitler son haydut diyorduk artik böyle bir haydut çıkmaz insanlar topluca katledilmez diyorduk. Olmadı!
Kendini dunyanın jandarması sananlar " şuraya buraya ihtiyacım var benim olmalı" deyip devletlere çokmeye zemin hazırlıyorlar. Sanki güçlü her zaman haklıdır diyen Platon yaşasaydı bayram ederdi.
Sosyolog değilim Toplumların Karakteri olur mu bilmiyorum ama gençlik zamanlarımizda dayak yeme pahasina haksızliğa karşi çıkar yolumuzu kesen kabadayıya kafa tutardık. Avrupanin suskunluğu o yuzden beni şasırtıyor. Acaba geçmiş gunahlarının utancını mı yasiyorlar.
KALİTELI DUNYAYA GIDEN YOL ÇOK UZUN
Dr. Oğuzkan Bölükbaşı