20. yüzyılın ikinci yarısını yaşadım, 21. yüzyılın ilk çeyreğini yaşamaya devam ediyorum. İki farklı yüzyıl gördüm ama itiraf etmeliyim ki manzara pek değişmedi. Sadece dekor yenilendi, oyuncular gençleşti, bahaneler modernleşti.
yüzyılda bazı davranışlar karşısında büyüklerin şaşkınlıkla söylediği bir cümle vardı:
“Yirminci yüzyılda böyle şey olur mu?”
Bu cümle öyle sık kullanılırdı ki, sanki takvim yaprakları değişince insanlık da otomatik güncelleme alacak sanırdınız. Ben de öyle sandım. Yüzyıl bitince bazı davranışların tarihin çöplüğüne gideceğini düşündüm. Meğer insanlık işletim sistemi “otomatik güncelleme” kapalıymış.
yüzyıla geldik.
Şimdi aynı cümleyi yeni versiyonuyla kullanıyoruz:
“Yirmi birinci yüzyılda böyle şey olur mu?”
Yani sorun aynı, sadece yüzyıl numarası değişti.
Dün Ayıptı, Bugün de Ayıp
Geçen yüzyılda sık sık elektrik kesilirdi. Bu durum bize çok ağır gelirdi. Çünkü sonuçta yıl 1980, 1990… İnsan ister istemez gururuna yediremezdi.
“Yirminci yüzyılda elektrik kesilir mi?” diye sitem ederdik.
Sokaklardaki çukurlar, okula gönderilmeyen kız çocukları, kar yağınca ulaşılamayan köyler… Hepsi “20. yüzyılın ayıpları”ydı.
Derken teknoloji roket hızıyla ilerledi. Cep telefonları bilgisayarı cebimize soktu, yapay zekâ cümle kurmaya başladı, arabalar kendi kendine park etmeye başladı. Biz de rahatladık:
“Tamam” dedik, “artık ayıplar bitti.”
Sonra bir deprem oldu.
Evler kâğıt gibi yıkıldı.
Bir yağmur yağdı.
Şehirler yüzme kursuna başladı.
Kar yağdı.
Bazı yerler hâlâ ulaşılamaz oldu.
Ve biz ne dedik?
“Yirmi birinci yüzyılda böyle şey olur mu?”
Zaman değişti, şaşkınlık değişmedi.
Zaman Günah Keçisi
İnsan ilginç bir varlık. Sorumluluğu üstlenmek yerine suçu zamana atma konusunda Nobel’e aday olabilir. Çünkü zaman mükemmel bir günah keçisi.
Yaşlanıyoruz suçlu zaman.
Mutsuzuz,suçlu zaman.
Mutluyuz ama çabuk geçti yine suçlu zaman.
Zaman öyle bir şey ki, hızlı geçse kabahatli, yavaş geçse yine kabahatli. İnsanlık tarihinin en yoğun mobbingine uğrayan kavram olabilir.
Oysa düşünelim:
Elektrik kesilince zamanı mı arayıp şikâyet ediyoruz?
“Sayın zaman, bugün 3 saat kesinti yaptınız, tekrarını istemiyoruz.”
Depremde yıkılan binayı zaman mı yaptı?
Ya da yağmur yağınca taşan dereyi zaman mı betonla doldurdu?
Ama biz yine de suçlu olarak zamanı işaret ediyoruz. Çünkü zaman cevap vermiyor. Çok kibar.
İnsan Güncellemesi Nerede?
Teknoloji her yıl güncelleniyor. Telefonlar eskiyor, uygulamalar yenileniyor, arabalar akıllanıyor. Ama insanın bazı alışkanlıkları “ilk sürüm” olarak kalıyor.
İnsanlık 21. yüzyıla fiber internetle girdi ama bazı düşünceler hâlâ çevirmeli bağlantı hızında.
Yüzyılları değiştiriyoruz ama zihniyet klasörünü “salt okunur” yapmışız.
Belki de Sorun Zaman Değil
Belki de zaman görevini yapıyor: akıyor.
Hiç durmadan, hiç şikâyet etmeden.
Sorun şu olabilir mi:
Zaman ilerlerken insan yerinde sayıyor olabilir mi?
Çünkü takvim yaprakları kopunca toplumlar değişmiyor.
Sadece duvar inceliyor.
Belki artık şu cümleyi değiştirme zamanı gelmiştir:
“Yirmi birinci yüzyılda böyle şey olur mu?” demek yerine,
“Biz hâlâ neden böyleyiz?” diye sormak.
Çünkü insan değişmezse, zaman ne yapsın?