Platon’a atfedilen bir söz vardır: “Akıllı olmana sözümüz yok; yeter ki aklını başkalarına kabul ettirmeye çalışma.” Bu cümle, modern insanın en derin ihtiyaçlarından birine dokunur: onaylanma arzusu. İnsanlık tarihi boyunca kabul görmek, ait olmak ve değerli hissedilmek, neredeyse yaşamak kadar güçlü bir ihtiyaç olmuştur. Ancak bugün bu ihtiyaç, çoğu zaman görünmez bir bağımlılığa dönüşmüş durumda.
Onaylanma: Görünmeyen Bağımlılık
İnsanların büyük çoğunluğu onaylanmak ister. Onaylanmayan insan kendini yenilmiş hisseder; sanki bir yarışa girmiş ve geride kalmış gibidir. İşte bu noktada onay beklentisinin en büyük handikabı ortaya çıkar: insanın önünü tıkar, cesaretini törpüler, hareketini yavaşlatır. Çünkü kişi artık doğru olanı yapmak yerine kabul görecek olanı yapmaya başlar.
Onay beklemek çoğu zaman özgüven eksikliğinin ince bir yansımasıdır. Kişi kendi kararına güvenmek yerine, başkalarının kararına sığınır. Böylece sorumluluğun yükü hafifler, fakat özgürlüğün alanı daralır.
Akıl Danışmak mı, Onay Aramak mı?
Akıl danışmak, yüzeyde bilgece bir davranış gibi görünür. Oysa çoğu zaman iki yüzlü bir eylemdir. Çünkü akıl danışmanın arkasında çoğu kez şu gizli beklenti vardır: “Lütfen benim düşündüğümü doğru bul.”
Eğer danışılan kişi onay vermezse, arayış bitmez. Onay alıncaya kadar danışmaya devam edilir. Bu süreçte aslında bilgi değil, tasdik aranır.
Atasözlerimiz bile bu çelişkiyi açıkça gösterir:
Bir yanda “Akıl akıldan üstündür” deriz; başka bir yanda “Akıllar pazara çıkmış, herkes kendi aklını almış.” Gerçek de tam burada saklıdır. Başkalarının aklı yol gösterebilir; fakat insanın yürüdüğü yolu belirleyen yine kendi aklıdır.
Belki de bu yazıyı yazarken bile bir onay beklentisi vardır. Okuyucunun beğenmesi, hak vermesi, katılması… Hatta karşıt görüşlere karşı içten içe bir savunma hazırlığı. Eleştiriye refleksle karşı koyma isteği.
Oysa bu tepkisel savunma hali de bir zafiyettir. Çünkü insan, onaylanma ihtiyacı kadar reddedilme korkusuyla da hareket eder. Ve reddedilme korkusu, düşüncenin özgürlüğünü daraltır.
Onay Şart mı?
Hayır. Onay bir ihtiyaç olabilir ama bir şart değildir. İnsan yolunu kendisi bulduysa, o yolda yürümek için başkalarının alkışına mecbur değildir. Alkış gecikebilir, gelmeyebilir, hatta hiç duyulmayabilir. Ama bu, yolun yanlış olduğu anlamına gelmez.
Gerçek özgüven, herkesin kabul ettiği kararları almak değil; herkesin kabul etmese bile arkasında durabileceğin kararları alabilmektir.
İnsan, onaylandığında rahatlar; fakat kendi kararının arkasında durduğunda büyür. Onay, bir durak olabilir ama bir varış noktası değildir.
Bu yüzden bazen durup kendimize şu soruyu sormak gerekir:
Ben gerçekten doğru olduğunu düşündüğüm için mi bu yoldayım, yoksa alkış beklediğim için mi?
Eğer yolu kendimiz bulduysak, devam etmek için onaya ihtiyacımız yoktur. Çünkü en güçlü adım, alkış duyulmasa bile atılan adımdır.