Bazı aileler vardır;
tarihini arşivlerde değil, hafızalarda taşır.
Bazı soylar vardır;
adını taşlarda değil, insanların duruşunda yaşatır.
İşte Keskin Kazıklı Köyü’nün (bugünkü Cankurtaran)
Kahya Sülalesi böyle bir ailedir.
Bizim hikâyemiz;
sonradan uydurulmuş menkıbelerin,
“Horasan’dan geldik” kolaycılığının hikâyesi değildir.
Bizim hikâyemiz;
Yörüklüğün, Türkmenliğin ve Varsak duruşunun hikâyesidir.
Kazıklı: Bir Köyden Fazlası
Kazıklı…
Bu isim sıradan değildir.
Kazık, göçer hayatın izidir.
Çadırın toprağa değdiği,
yurdun yere mühürlendiği yerdir.
Kazıklı Köyü’nün varlığı bize şunu söyler:
Buraya gelenler yerleşmeden önce konar–göçerdi.
Yani bu topraklara tesadüfen değil,
devletin iskân ettiği bir aşiret olarak geldiler.
Sonradan adı Cankurtaran oldu;
ama ad değişir, kök değişmez.
Kahya Sülalesi: İsim Değil, Görev
“Kahya” bir lakap değildir sadece.
Osmanlı’da kahya:
Cemaatin düzenini sağlayan,
Devletle aşiret arasında köprü olan,
Sözü dinlenen, eli iş tutan kişidir.
Varsaklarda kahya olan aileler:
Kalabalık olur,
Köyde bilinir,
İhtilaf çıktığında araya girer,
Düzen bozulduğunda toparlar.
Bugün Keskin’de “Kahya Sülalesi” denince herkesin tanıması,
işte bu tarihî rolün doğal sonucudur.
Varsak Kimliği: Saklanan Değil, Taşınan
Bizim ailede Yörük, Türkmen, Varsak sözleri
kulaktan dolma değildir.
Bu sözler, nesilden nesle aktarılan kimlik bilgisidir.
Varsaklar:
Toroslar’dan İç Anadolu’ya
Zorunlu iskânla getirilen,
Ama ruhu asla iskân edilemeyen Türkmenlerdir.
Biz Horasan’dan gelmeyiz.
Çünkü Varsaklar Anadolu içi bir Türkmen gücüdür.
Bunu bilmek,
kimliğini bilmek demektir.
1800’lerden Bugüne Aynı Toprak
Ailenin 1800’lü yılların ortalarına kadar
aynı köyde kayıtlı olması şunu gösterir:
Bu soy:
Göçerlikten yerleşikliğe geçmiş,
Ama kökünü unutmamış,
Toprağa tutunurken kimliğini bırakmamıştır.
İskân edilmiş ama ezilmemiş,
yerleşmiş ama silinmemiştir.
Soyadı Kanunu ve Büyük Tercih
Soyadı Kanunu geldiğinde herkes rastgele bir ad almadı.
Bazıları mesleğini,
bazıları lakabını,
bazıları ise asıl kökünü yazdırdı.
Varsak soyadı işte böyle alındı.
Bu bir süs değildi.
Bu bir iddia değildi.
Bu, “Biz buyuz” deme cesaretiydi.
Evlatlara Vasiyet
Ey bu satırları yıllar sonra okuyacak evladım, torunum;
Bil ki sen:
Tesadüfen bu soyun parçası olmadın.
Duruşu olan bir geçmişten geliyorsun.
Ataların:
Boyun eğmeyen ama devletsiz de olmayan,
Sert ama merhametli,
Sözünde duran Varsaklardı.
Bu soyun mirası:
Mal değildir,
Mülk değildir,
Onurdur, ahlâktır, duruştur.
Varsak olmak;
gürültü yapmak değil,
gerektiğinde dimdik susabilmektir.
Son Söz
Bu yazı bir övünme değildir.
Bu yazı bir hatırlatmadır.
Kahya Sülalesi’nin hikâyesi
Kazıklı’dan Cankurtaran’a uzanan bir yol değil;
Türkmenliğin bugüne taşınan emanetidir.
Ve emanet,
ehil olana bırakılır.
Selam ve dua ile...