Bazı evlerde sorun yoktur.

Kavga edilmez, ses yükselmez, kapılar çarpılmaz.

Her şey yolunda görünür.

Dışarıdan bakıldığında düzen vardır, kontrol vardır, sakinlik vardır.

Ama bazen o evlerde nefes eksiktir.

“Bir şey mi oldu?” diye sorulduğunda,

“Yok, bir şey yok” cevabı verilir.

Bu cümle zamanla bir refleks hâline gelir.

Üzüntü konuşulmaz, kırgınlık dillendirilmez, öfke büyütülmez.

Çünkü sorun yoktur.

En azından adı konulacak kadar yoktur.

Çocuklar kelimelerden önce atmosferi öğrenir.

Konuşulmayanı, bastırılanı, üzeri örtülen duyguları çok iyi hissederler.

Bazı evlerde sevgi vardır ama duyguya alan yoktur.

Her şey düzgündür ama içten değildir.

Bu evlerde büyüyen çocuklar genellikle “iyi” çocuklardır.

Uyumludurlar, sorun çıkarmazlar, kimseyi yormazlar.

Ağlamazlar, talep etmezler, çok istemezler.

Ama bu sakinliğin içinde sessiz bir yük taşırlar.

Çünkü çocuk, hissettiği şeylerin evde karşılığı olmadığını fark ettiğinde,

önce duygusunu küçültür.

Sonra sesini.

En sonunda nefesini.

Derin nefes almak, alan ister.

Alan ise ancak duyguların kabul edildiği yerde mümkündür.

Duygunun bastırıldığı evlerde nefes de bastırılır.

Bu çocuklar “iyiyim” demeyi çok iyi öğrenir.

Ama bedenleri başka şeyler anlatır.

Karın ağrıları, boğaz düğümleri, geçmeyen gerginlik,

nedensiz yorgunluklar…

Bunlar çoğu zaman söylenemeyenlerin beden dilidir.

Bazı evlerde düzen vardır ama temas yoktur.

Sessizlik vardır ama huzur değildir o.

Kimse bağırmaz ama kimse de gerçekten duyulmaz.

Çocuk böyle bir ortamda büyürken şunu düşünür:

“Demek ki hissettiğim şeyler fazla.”

Ve fazla olan her şey gibi,

nefesini de kısar.

Yer kaplamaz.

Duygusunu ayarlar.

Kendisini küçültür.