
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında Şam'da yaşayan bir Yahudi âlimi vardı. Bu kişi, kendi kavmi arasında ilmi ve itibarıyla tanınmış bir hahamdı.
Bir gün Tevrat'ı okurken, çeşitli yerlerde Hz. Muhammed'in (s.a.v.) ismine rastladı.
Daha önce Medine'de ortaya çıkan ve hızla yayılan İslâm dinini duymuş, fakat ona karşı kalbinde bir önyargı ve düşmanlık beslemişti.
Bu sebeple Tevrat'ta Resûlullah'ın (s.a.v.) adını görmeye tahammül edemedi ve öfkeyle ilgili sayfaları yırtıp attı.
Bir isim düştü gönlüne, susturamadı sesini,
Hakikat çağırıyordu, açıyordu perdesini.
Ne kadar kaçmak istese de nurdan gelen davetten,
Rahmet yolu görünmüştü Rabb'in sonsuz kudretinden.
Ertesi gün yeniden Tevrat'ı okumaya başladı. Bu kez daha fazla yerde Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) adını gördü. Şaşkınlığı arttı. Sayfaları yine yırttı; fakat gönlünde beliren sorulara engel olamadı.
Bir başka gün kitabı açtığında, Allah Resûlü'nün (s.a.v.) adını daha da fazla yerde görünce derin düşüncelere daldı.
Artık bunun sıradan bir durum olmadığını anlamıştı. Kalbinde hakikati araştırma arzusu doğdu.
Sonunda yakın bir dostuna giderek durumu anlattı ve Medine'nin yolunu sordu.
Arkadaşı onu vazgeçirmeye çalıştıysa da kararını vermişti:"Hayır! Bu iş senin düşündüğün gibi değil. Ben hakikati yerinde görmek istiyorum."
Yola düştü tek başına, çöller geçti adım adım, Kalbinde bir ateş vardı, dinmiyordu hiçbir anım.
Bir hasretin peşindeydi, bir nura varmak için,
Ömrünü verdiği yolda, Hakk'a ulaşmak için.
Uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra Medine'ye ulaştı. Fakat onu büyük bir hüzün bekliyordu. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) birkaç gün önce irtihal etmişti.
Şehirde karşılaştığı nur yüzlü bir sahâbîye:"Ben uzak diyarlardan Resûlullah'ı görmek için geldim. Beni O'nun huzuruna götürür müsünüz?" dedi.
Karşısındaki kişi Selmân-ı Fârisî (r.a.) idi. Onu Ravza-i Mutahhara'ya götürdü ve gözyaşları içinde:"Senin görmek için geldiğin Allah Resûlü burada medfundur. O, birkaç gün önce Rabbine kavuştu." dedi.
Bu haberi duyan haham, derin bir hüzünle ağlamaya başladı. Sonra sahâbe-i kiramın yüzlerine bakarak:"Onu gören sizleri görmekle teselli buluyorum." dedi.
Geç kalmıştı görünürde, lakin rahmet geç değildi,
Sevda ile gelen kalbe Hakk'ın lütfu gizli değildi.
Görmedi o güzel yüzü, ama aşkı buldu yine,
Bir damla yaşla kavuştu rahmetlerin sahibine.
Daha sonra Hz. Ali'den (r.a.) Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) vasıflarını dinledi. Anlatılanları işitince:-Vallahi, Tevrat'ta okuduklarımın aynısını anlatıyorsunuz." dedi.
Getirilen Hırka-i Şerif'i öpüp gözlerine sürdü. Ardından büyük bir teslimiyetle:
"Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû."
diyerek Müslüman oldu.
Sonra ellerini semaya kaldırıp dua etti:
"Allah'ım! Eğer imanımı kabul buyurduysan sana hamdolsun.
Ben artık Resûlullah'a olan hasretime dayanamayacağım. Ruhumu burada, O'nun mübarek kabrinin yanında al ve beni en kısa zamanda Habîbine kavuştur."
Rivayete göre duası kabul oldu. Orada ruhunu teslim ederek Rabbine kavuştu. Sahâbe-i kiram da onu İslâmî usullere göre defnetti.
Hidayet, Allah Teâlâ'nın en büyük nimetlerinden biridir. Hakikati samimiyetle arayan kimseyi Rabbimiz dilediği şekilde doğru yola ulaştırır. Kalpler O'nun elindedir.
Bir adım kuldan gelirse, bin rahmet iner gökten,
Yeter ki gönül arınsın kibirden ve zulmetten.
Muhammed aşkı bir kandil, söndürmez onu zaman,
O'nun izinden yürüyen bulur ebedî liman.
*
Fedâke ebî ve ümmî yâ Resûlallah...
Anam, babam ve canım sana fedâ olsun.
Bu sözü senden önce nice Allah dostu söyledi;gözyaşıyla,hasretle,muhabbetle...
Ben de onların arasına katılmak isterim.
Biz cahildik, bize yolu gösterdin.Kalplerimiz dağınıktı, bizi hakikatte topladın.Rabbimizi tanımayı,kul olmayı,secdeyi ve duayı senden öğrendik.
Namazlarımızda senin izlerin var.Oruçlarımızda senin sabrın.Hayatımızda senin sünnetin.
Fedâke ebî ve ümmî yâ Resûlallah sav...
Mübarek yolunu düşündükçe Hz. Hatice gelir aklıma,Fâtımatü'z-Zehrâ gelir,Hz. Ali gelir,Hasan ve Hüseyin gelir.
Senin hanene duyulan sevgi,bizi de o kapının eşiğine getirir.
Ey Allah'ın Resûlü!
Sen olmasaydın,biz seni nasıl tanırdık?Rahmetin ne olduğunu,merhametin nasıl yaşandığını,insanın nasıl insan olduğunu kimden öğrenirdik?
Bütün âlemler seninle şereflendi.Kalpler seninle dirildi.Çorak gönüller seninle bahara kavuştu.
Ben de bu ümmetin aciz bir ferdi olarak her darlıkta sana salât ve selâm getiriyorum.
Dünyada elimden tuttun.Ne zaman yolumu kaybetsem sünnetin bana ışık oldu.
Şimdi korkum,son nefes korkusu...
Kabirde yalnız kalınca,dilimden kelime-i tevhid eksik olmasın.
Sırat kurulunca,ayağım kaymasın.
Mahşerin kalabalığında,beni ümmetinin arasında bul.
Kevser'in başında,susuz bırakma.
Şefaat sancağının gölgesindebir yer nasip et bana.
Rabbime de ki:"Bu kul beni seviyordu.Eksikti,kusurluydu,günahkârdı;ama sevgisinde samimiydi."
Benim bütün sermayem budur.
Fedâke ebî ve ümmî yâ Resûallah sav l...
Gece adını anarım,gündüz salât ü selâm getiririm.
Son nefesimde dedilimde senin adın,kalbimde ümmet olmanın şükrü olsun.
Rabbim bizi senden ayırmasın.
Fedâke ebî ve ümmî yâ Resûlallah sav....
Allah Teâlâ bizleri Peygamber
Efendimiz'in (s.a.v.) sevgisiyle yaşayan, sünnetine sarılan ve ahirette şefaatine nail olan kullarından eylesin.
Âmin yâ Rabbi'l-âlemîn.
KAYNAK= İsmail Hakkı Bursevî'nin Rûhu'l-Beyân adlı tefsirinde geçen bir menkıbe olarak nakledilir.
Hidayet Doğan Osmanoğlu
Tc.Kul.Bak.Halk Sairi