Toplumun huzuru, sadece kanunlarla değil; insanların taşıdığı sorumluluk bilinciyle ayakta kalır. İslam, insana yalnızca haklarını değil, görevlerini de hatırlatır.

Bu görevlerin en önemlilerinden biri ise, kendisine emanet edilen her şeyi koruyup gözetmektir.

Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Her biriniz râîsiniz (çobansınız, gözeticisiniz) ve her biriniz, elinin altındakilerden mesulsünüz."

Bu kutlu hadis, insanın hayatına yön veren en büyük prensiplerden biridir.

Râî; koruyan, gözeten ve emaneti en güzel şekilde muhafaza eden kimse demektir.

Çoban sürüsünü nasıl aç bırakmaz, kurtlara teslim etmez ve her birini itinayla korursa; insan da kendisine emanet edilen her şeyden aynı hassasiyetle sorumludur.

Emanettir ömür, emanet her can,
Hesabı sorulur yarın her zaman.
Kul emanetiyle olursa insan,
Rabbinin katında bulur güveni.

Bir baba ailesinden mesuldür. Evlatlarının yalnız karnını doyurmak değil; onların ahlakını, imanını ve terbiyesini de korumakla yükümlüdür.

Anne ise evinin huzurundan, ailesinin düzeninden, eşine sadakatten ve kendisine emanet edilen değerlerden sorumludur.

Evlat, anne ve babasının malını, emanetini ve itibarını korumakla mükelleftir. "Nasıl olsa babamın malı." diyerek israf etmek, saçıp savurmak, emanete ihanet etmektir.

Aslında sorumluluk yalnız aile ile sınırlı değildir. Komşumuzdan, dostumuzdan, din kardeşimizden, hatta kendi bedenimizden bile mesulüz.

Gözümüz harama bakmasın, dilimiz gönül incitmesin, elimiz kötülüğe uzanmasın diye bize emanet edilmiştir.

Dil bir emanettir, sözün hesabı var,
Göz bir emanettir, her bakışta bahar.
El bir emanettir, iyiliğe uzanır,
Kul emanetiyle Rabbine dayanır.

İnsan kimi zaman "Benim sorumluluğum yok." zanneder. Oysa yalnız yaşayan bir kimse bile kendi bedeninin, aklının, vaktinin ve ömrünün râîsidir.

Sağlığını korumak, zamanını faydalı geçirmek, Allah'ın verdiği nimetleri O'nun rızasına uygun kullanmak da kulluğun gereğidir.

İslam'a göre sorumsuz insan yoktur. Herkes ya bir insanın, ya bir malın, ya bir görevin, ya da en azından kendi nefsinin gözeticisidir.

İşte bu yüzden Peygamber Efendimizin bu hadîs-i şerifi, aile huzurunun da toplum düzeninin de temelidir. Emanet bilincinin hâkim olduğu bir toplumda haksızlık azalır, güven artar, merhamet çoğalır.

Bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekir:
"Ben, bana emanet edilenlerin hakkını gerçekten yerine getiriyor muyum?"

Çünkü bir gün makamlar, servetler ve unvanlar değil; emanetlere nasıl sahip çıktığımız sorulacaktır.

Emanet yüktür kulun omzunda,
Rahmet gizlidir doğru izinde.
Mesulüz hepimiz Hakk'ın huzurunda,
Selâmet vardır emanet sözünde.

Yüce Rabbimiz Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurmaktadır:
"Şüphesiz Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder." (Nisâ Sûresi, 58. âyet)

Bir başka âyet-i kerîmede ise şöyle buyrulur:
"Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlü'ne hainlik etmeyin; bile bile emanetlerinize de hainlik etmeyin." (Enfâl Sûresi, 27. âyet)

Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) de emanetin müminin en önemli vasıflarından biri olduğunu şu sözleriyle ifade buyurmuştur:

"Emaneti olmayana iman (kemâli) yoktur; ahde vefa göstermeyenin de dini (kemâli) yoktur." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/135)

Yine Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

"Kıyamet günü kul, ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne amel ettiğinden, malını nereden kazanıp nereye harcadığından ve bedenini nerede yıprattığından sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılamaz." (Tirmizî, Sıfatü'l-Kıyâme, 1)

Demek ki sadece ailemizden değil; ömrümüzden, sağlığımızdan, malımızdan, ilmimizden, evlatlarımızdan ve bize verilen her nimetten hesaba çekileceğiz.

Emanettir ömür, emanet nefes,
Her an yazılıyor gizli bir ses.
Kul emanetine sahip çıkarsa,
Rahmet kapıları açılır herkes.

Rabbimiz, bizleri emanetin kıymetini bilen, adaletle davranan, ailesine, çevresine ve bütün mahlûkata karşı sorumluluğunu yerine getiren kullarından eylesin. Âmin.

Hidayet Doğan Osmanoglu
TC.Kul.Bak.Halk Sairi