
Kaldırımın kenarında, taş bir duvarın dibine bırakılmış bir buket çiçek…
Ne bir isim, ne bir tarih, ne de ardında bırakılmış tek bir cümle var. Ama buna rağmen, bakmasını bilen için sayfalar dolusu anlam taşıyor. Çünkü bazı hikâyeler yazıyla değil, suskunlukla anlatılır.
Bu çiçekler bir dükkân vitrininden alınırken büyük ihtimalle umutla seçildi. Renkleri, kokusu, uyumu düşünülerek… Belki kalp çarpıntısıyla ödenen bir ücretin ardından, daha da değerli bir anın parçası olacaktı. Bir kapı aralanacak, bir yüz gülecek, belki bir gönül yumuşayacaktı. Ama olmadı. Olması gereken yere varamayan her şey gibi, bu buket de yolun ortasında kaldı.
Şehirler kalabalıklaştıkça insanlar yalnızlaşıyor. Herkes bir yerlere yetişiyor ama kimse duygularına yetişemiyor. İşte bu buket, tam da bu karmaşanın ortasında, insanın içindeki kırgınlığı temsil ediyor. Söylenemeyen sözleri, yarım kalan cümleleri, “keşke” ile başlayan iç konuşmaları…
Bazen bir insanın kalbi, kaldırıma bırakılmış bir çiçek kadar sahipsiz olabiliyor.
Belki bir tartışmanın ardından alındı bu çiçekler.
Belki özür dilemek için…
Belki “hala seviyorum” demenin sessiz bir yoluydu.
Ama karşılık bulamadı ya da karşılık vermek için geç kalındı. Çünkü bazı anlar vardır; tam zamanında yaşanmadığında, bir daha aynı kapıyı açmaz.
Bu buket, aslında bir vazgeçişin de simgesi olabilir. Uzun uzun düşünülmüş, beklenmiş, cesaret toplanmış ama son anda geri dönülmüş bir kararın… İnsan bazen en çok kendine yenilir. Bir adım atmak ile olduğu yerde kalmak arasındaki o kısa an, hayatın yönünü değiştirebilir. Atılmayan her adım, yerde kalan bir umut olarak kalır.
Çiçekler solacak.
Gün batacak, gece olacak, sabah yeniden doğacak.
Ama bu kaldırımın hatırasında, bugün sessizce bırakılmış bir hikâye kalacak. Kimse bilmeyecek kime ait olduğunu. Ama herkes, bir an durup baktığında, kendi yarım kalan duygularından bir parça bulacak.
Çünkü bu görüntü bize şunu fısıldıyor:
Sevgi ertelenmez. Duygular bekletilmez. Söylenecek sözler zamanında söylenmezse, en güzel niyetler bile sessizce terk edilir. Ve bazen, bir buket çiçek değil; insanın içinde büyüyen umut, soğuk taşların üzerine bırakılır.
Belki de bu yüzden, hayat bize her gün aynı soruyu sorar:
“Cesaret mi, pişmanlık mı?”
Bu buket, cevabı veremeyenlerin hikâyesidir.