​Takvimler 10 Ocak’ı gösterdiğinde, ekranlarda ruhu okşayan kutlama görüntüleri, telefonlarda "GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN" mesajları, basın camiasını onore eden plaketler, günün anlam ve önemine istinaden yazılar, sözler v.s. v.s.

Oysa bu günün hikayesi, bir bayram kutlamasından çok, bir direnişin ve "hak mücadelesinin" adıdır.

​Hani derler ya; "Bazı mesleklerin mesaisi yoktur." Gazetecilik tam da budur işte. Herkes gece uykusundayken, saat sabahın 05.00’inde dünyaya bir pencere açmaya çalışan, sıcak evinde kahvesini yudumlayanlara haberi ulaştırmak için savaşın ortasında, depremin enkazında, stadın yağmurunda ömür tüketenlerin adıdır basın.

​Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün o meşhur deyimiyle, "Basın, ulusun ortak sesidir." Bu ses, kimi zaman bir çığlığın duyulması, kimi zaman ulaşılması imkânsız sanılan bürokrasinin kulaklarına giden o tek frekanstır. Halkın haber alma özgürlüğü, bir toplumun can damarıdır.

​Ancak bu damar, tarih boyunca hep bir "günah keçisi" aranırken zedelenmiştir. Birilerinin kirliliğini, hatasını, yanlışını ortaya döken kalem; suçluymuş gibi adliye koridorlarında koşturulmuş, baskı altına alınmaya çalışılmıştır. Mesleğin içinde suistimal edenler olsa da, bu durumun cefakâr çoğunluğa atfedilmesi en büyük haksızlıktır.

​10 Ocak’ın kökleri 1961 yılına dayanır. Gazetecilerin çalışma haklarını iyileştiren 212 sayılı yasa çıktığında, bazı güç odakları bu yasayı protesto etmek için "gazete çıkarmama" kararı almıştı. İşte o gün basın emekçileri; patronların boykotuna inat, kendi imkânlarıyla "BASIN" gazetesini çıkararak halkı habersiz bırakmadılar.

​O gün adı "Çalışan Gazeteciler Bayramı"ydı. Sonrasında ise hakların budanması, çalışma koşullarının ağırlaşmasıyla o "bayram" kelimesi yorgun düştü; geriye sadece "Çalışan Gazeteciler Günü" kaldı.

​Bugün gazetecilik; şöhret merdivenlerinde hızlı tırmanışlara değil, entelektüel birikime ve sabra dayalı bir alçak gönüllü deneyim olması gerekirken, ne yazık ki sosyal güvenliksiz "gemisini kurtaran kaptan" yarışına dönüştürülmek isteniyor.

​Bizim en büyük silahımız kalemimizdir. Bu silah doğru kullanılırsa bir ulusa ışık, mazluma yoldaş olur. Lâkin taraflı ve yanlış kullanılırsa, toplumun o en büyük sığınağı olan "güven duvarı" harap olur.

Bir savaşın ortasında mermilerin ve bombaların arasında ölümü koklayarak haber ulaştıran o muhabirlerin kahramanlığı, aslında bu mesleğin özünde yatan o sarsılmaz iradenin kanıtıdır. Onların işi; olayları, belgeleri derleyip tarafsızca halka sunmaktır. Çünkü demokratik bir toplumun oksijeni, özgür basındır.

🌟 Son Söz...

​Zor şartlar altında toplumun aydınlatılması gibi kutsal bir görevi yerine getiren, vefat eden meslektaşlarımızı rahmetle anarken, sahadaki tüm yol arkadaşlarımıza selam olsun.

​10 Ocak, bir protokol günü değil; kalemin namusunu, emeğin değerini ve halkın gerçeğe ulaşma hakkını yeniden hatırlama günüdür.

​Tüm ulusal ve yerel basın camiamızın, gerçek anlamda "bayram" tadında çalışabileceği günlere kavuşması dileğiyle; 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kutlu olsun.