"Yorulmaya takati kalmadı"demiş bir yazar. Sürüklendiğimiz bir hayat yaşıyoruz. Bazen her şey üstümüze geliyor, bazen günlük güneşlik sanki.
Hiçbir şey yapmadan üstüme bir ağırlık çöküyor, gün batmadan uykum geliyor.
Kış gelmiş ne kar var ne de ayaz, oysa aylardan Zemheri. Karın beyazlığı sokakları, caddeleri kaplamadığında Ankara çok şaşırıyor ve sıkılıyor.
Bir de susuzluk ihtimali var ki düşman başına.
Emeklilik günlerinde dinlenir değil mi insan, yılların yorgunluğunu huzura dönüştürür. Atalarımızdan öyle gördük.
Ne zaman ve nasıl geldik bu yaşlara sorusu insanın yaşamı bir solukta tüketmesinin sorusu galiba. " Geç oldu erkenden" cümlesi o kadar güzel oturuyor ki bizim yaşlara. Mutlu bir yaşamın mı yoksa doyamadığımız bir hayatı tüketmenin mi ifadesi bunlar
Hayat gailesiz olur mu ki de hızla geçmiş olsun zaman. Zaman görecelidir kimine çok hızlı kimine bitmek bilmez gelir aslinda. Öyle bir gailedir ki yorulmaya takat bırakmaz.
TVlerde yardima muhtaç hasta cocukları olan ebeveynlerin çaresizliğini izleyince zamana sıkışmış yorulmaya takati kalmamıs insanların acısı iç parçalıyor.
Coğrafya ve aile galiba kaderin tek tanımı, bazı coğrafyalarda insanların yorulmaya zamanı yoktur bazılarinda takati.
Aslında hepimiz her şeyden sorumluyuz.
Dr. Oğuzkan Bölükbaşı